Gâlib Dede’den el almış şairlerden Hilmi Yavuz ‘kalp kalesi’ şiirinde şöyle diyordu: ‘kalp kalesi! her dize/bir gizli bahçedir/sevda senin hisarın/âh çeken kılıcın/bir düğüm olan adın/sonunun başındadır yaz/ve güller çözülsün.’ Mardin’de organizasyonunu Artuklu Üniversitesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün yaptığı ve Mimarlık Fakültesi salonunda gerçekleştirilen ‘Hüsn ü Aşk Çalıştayı’ şiirseverlerin gönlünde ateş çiçekleri açtırdı. Derin yollarda hem yana yana hem döne döne hem de kanan kana yürürken yollar düşleyenlerin kitabı olan Hüsn ü Aşk dolayımında estetik medeniyetimize sık sık vurgu yapılan programa üniversite öğrencileri, hocaları ve idarecilerinin yanında şiirseverler de katıldı.
Çalıştayda, birçok araştırmacının yetişmesine katkıda bulunmuş o harikulâde Aşkın Okunmaz Kıyıları kitabının yazarı Victoria R. Holbrook, kitabın yazılma sürecini ve Şeyh Gâlib’le ünsiyetini anlatırken âdetâ Sütlüce’de ay ışığını seyrediyordu. Mardin’de şiir sevdalılarını Hüsn ü Aşk’ın gizli bahçelerinde dolaştıran Prof. Dr. Ömür Ceylan, Hüsn ü Aşk’ın gerisindeki bütün bir Şark şiirine yaptığı atıflarla Şeyh Gâlib’in kuşatıcı ve kışkırtıcı yönünü açık bir şekilde dile getirdi. Yard. Doç. Dr. Bahtiyar Aslan, modernizm-postmodernizm sürecinde Gâlib Dede’nin bilhassa romancılar tarafından nasıl alımlandığını ele aldığı konuşmasında, Hüsn ü Aşk’ın son kertede insanın bütünlük rüyasına tekabül ettiğinin altını çizdi.
Yard. Doç Dr. Esma Şahin, Şeyh Galib’in hayatına, kaynaklarına ve Hüsn ü Aşk’ın yazıldığı dönemin ruhuna dair çizdiği çerçeveyle; Yard. Doç. Dr. Ahmet Doğan Aşk’ın Kalb Diyarı’na yaptığı yolculukta ‘sühân’ın rolüne değindiği konuşmasıyla ve yolculuk metaforu üzerinden değerlendirmeleriyle çalıştaya katkıda bulundu. Bendeniz de Hüsn ü Aşk’ı Gazali’nin Mişkatu’l Envâr’ı üzerinden yaptığım okumayla modern Türk şiirinde Şeyh Gâlib izini sürmeye çalıştım.
Gâlib Dede’nin mısraları geçmiş bir gül saatinde okunduğunda henüz görülmeden tabir olunan rüyaların vakti gelmiş demektir. Tanpınar’ın ‘şimdinin rüzgârıyla yıkanan mazi gülü’nü koklamak, bir başka lisanla konuşmak, Dil’in eyvanında hayâllere gark olmak için bir araya gelen misafirle,r Mardin’i Hüsn ü Aşk üzerinden okumayı da ihmal etmediler. Mardinliler muhabbetoğulları idi, Kasımiye Medresesi’nin ortasındaki havuz feyz havuzu oldu, akşam Maridin Otel’inin terasından seyredilen Mezopotamya’nın o eşsiz manzarası âteş denizine döndü, Mardin Kalesi Kalp Kalesi kisvesine büründü. Her kuyuda Aşk’a rastlandı, sükût ‘sühân’a döndü… Kâh feyz havuzunda temâşâ ettik sûretimizi kâh hissemize eşkâl-i hayâtı seyreylemek düştü…
Necatigil’in ‘Ateş denizlerinde mumdan kayıklarla/Sağlam mı tekneler aşkları geçmeye’ sorusunu sık sık sorsak da cevap ‘Güç’ olmadı hiç. Yolculuğun yolculuğuydu doğumuna ‘cezbetullah’ ve ‘eser-i aşk’ tarihi düşülen Gâlib Dede’nin ruhlara bahşettiği; ışıktan, sesten, nur-ı siyâhtan, renklerden, ateşten ve elbette suskunluktan müteşekkil büyülü bir yolculuk… Ateşler içinde kaknüs olup yola çıkmayı göze alabilenler şairin ‘hoşça bak zâtına’ çağrısına uymaya hazırlanıyordu, rüzgârın ferahfezâ ayinine kulak verenler Çelebi şairden şu mısraları mırıldanıyordu: ‘sebepsiz hüzün hocamdı/loş odalar mektebinde/harem ağaları lalaydı/kara sevdama/uyudum/büyüdüm/ve nûrusiyâha ağladım.’
Kendisi de Şeyh Gâlib muhibbânından olan Artuklu Üniversitesi rektörü Serdar Bedii Omay, program sonundaki konuşmasında bu tür programların devam edeceğini söyledi. Yaptığı birçok nitelikli faaliyetle estetik medeniyetimizin sahip çıkılmasına katkıda bulunan Mardin Artuklu Üniversitesi’ne teşekkür etmek boynumuzun borcu. Sevgili dostum Ahmet Kaim'le beraber hatırası kalbe ışıklarla dökülecek anlar yaşadık.