Bu yazının üç aktörü var:
Birincisi Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) Başbakanı, Dünya Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan…
İkincisi kıymetli büyüğüm, Sakarya için büyük bir şans olduğunu düşündüğüm Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu…
Üçüncüsü ise bende özel bir yeri olan, beyefendiliğin ve insanlığın zirvesi Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli…
Yukarıda saydığım bu üç insan sayesinde, onlara inanarak ve güvenerek Korucuk Mahallesi’nde bir ev satın aldım.
Ev satın alırken başta Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a güvendim ve 10 seneliğine borçlandırdım kendimi.
Kendisinin ekonomiyi rayına oturtması ve de güven ve istikrar ortamı oluşturması beni uzun vadeli borçlanma konusunda cesaretlendirdi.
Ülkenin geldiği noktayı nazara aldığımızda ne kadar isabetli bir iş yaptığımı da anlamış bulunuyorum.
Teşekkürler Sayın Başbakanım…
Allah sizden razı olsun.
İkinci teşekkürüm de pek muhterem Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli’ye…
Zira kendisi ilimizin deprem bölgesi olmasını da hesaba katarak Korucuk Mahallesi’nde konut atağı başlattı ve Baytur firmasıyla el ele vererek müstesna bir yaşam alanı oluşturdu.
Kendisinin büyük katkıları olmasaydı kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olan mevcut bölgede hala inekler otluyor olurdu.
O yüzden Allah sizden de razı olsun Sayın Süleyman Dişli…
Gelelim Büyükşehir Belediyesi’ne ve değerli başkanı, kıymetli büyüğüm Zeki Toçoğlu’na…
Aynı iyi dilekleri kendisi için de sıralamak isterdim ancak bu pek mümkün görülmüyor.
Başbakan Erdoğan da, Süleyman Dişli de huzurlu ve güvenli yaşamam için üzerine düşeni bihakkın yerine getirirken, maalesef Sayın Zeki Toçoğlu için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Bölge halkının da kendisi için iyi şeyler düşündüğünü zannetmiyorum.
Zira her gün yaptığım yolculuklarda vatandaşların belediye hizmetleriyle ilgili konuşmalarına bizzat şahit oluyorum.
Oysa çok büyük bir beklentimiz yoktu Büyükşehir Belediyesi’nden…
Büyükşehir’in görevi Başbakan Erdoğan ve Başkan Dişli’ninki kadar büyük ve ağır bir görev de değildi.
Bölgede yaşayan ve İdealkent, Vakıfkent, Memur Sen, Baytur ve Dorukkent’te ikamet eden 5 bini aşkın insan olarak basit bir istekte bulunduk kendilerinden.
Son derece kibar, sakin ve safiyane bir şekilde “belediye otobüsü” istedik.
Hani şu şehrin Deveoğlu ve Güneşler de dâhil her bölgesine çalışan ve balta girmemiş ormanlara dahi ulaşan belediye otobüslerinden…
Teleferik sistemi veyahut raylı sistem döşeyin demedik.
Zeplin gönderin, hızlı tren satın alın, helikopter seferleri başlatın falan da demedik.
Bildiğimiz papaz belediye otobüslerinden talep ettik sadece.
Her vatandaş gibi, hakkımız olarak ve gayet masumane bir şekilde…
Zaman zaman sinirlendiğimiz de oldu ama işi hiçbir zaman taşkınlığa dökmedik ve sabr-ı cemil ile bekledik, bekledik, bekledik…
Mübarek gün ve gecelerde dua ettiğimiz ve adeta yalvarırcasına, “Başkanım Allah rızası için otobüs verin” dediğimiz zamanlar da oldu.
Ama ne yapsak da sesimizi duyuramadık, meramımızı anlatamadık, derdimize çare bulamadık.
Büyükşehir Belediyesi’nin ve bilhassa Başkan Toçoğlu’nun o baba sıcaklığını ve şefkatini hiçbir zaman yanımızda hissedemedik.
Dorukkent bölgesi sakinleri olarak hep itildik, aşağılandık ve “öteki” olarak görüldük.
Yenikent bölgesinde Karaman, Camili ve Korucuk’a tanınan ayrıcalık bize tanınmadı.
İnsanlar klimalı otobüslerde yazın serin, kışın sıcak bir atmosferde huzurlu yolculuklar yaptı, bize ise onların bu mutluluğuna imrenerek ve yutkunarak bakmak kaldı.
Emsallerine Bangladeş ve Hindistan’da rastlanan türden balık istifi, yanak yanağa yolculuklar yapmaya mecbur bırakıldık.
Karda, yağmurda ve çöl sıcaklarında dakikalarca otobüs kuyruklarında beklemek zorunda kaldık.
Sanki il sınırları dışına taşıp İzmit’e gidiyormuş gibi her gün dolap beygiri gibi her yeri dolaşarak 45-50 dakikada evlerimize vardık.
Ve acımızı, feryadımızı dile getirdiğimizde belediyeden hep aynı cevapları aldık:
“Bir çalışma yapıyoruz”, “Gerekli uyarılarda bulunacağız”, “Mutlaka çözeceğiz…”
Bir değil, iki değil, üç değil; tam 3,5 senedir aynı masalları dinliyoruz.
Otobüsünüz yok diyeceğim, balta girmemiş ormanlara bile seferler düzenliyor, kimi yerlerde sadece 78 yaşındaki Ahmet amca ile 66 yaşındaki Sakine teyzeyi taşıyorsunuz.
Bazı seferlerde 1-2, bilemedin 4-5 kişi biniyor otobüslerinize.
Hatta otobüsler fazla geliyor da kadim dostunuz Hüseyin Kama aracılığıyla spor kulüplerine bağışlıyorsunuz 5’er 10’ar...
Hadi diyelim ki gerçekten otobüs yok, peki 5 otobüs alıp bölgeye göndermek çok mu zor?
Paranız yok diyeceğim 10 milyon TL’ye imam hatip okulu yaptırıyorsunuz, hiç lüzumu yokken.
Milletin ancak rüyasında görebileceği türden rüya projelere soyunup nehir kenarlarını canlandıracak uçuk işler yapıyorsunuz da buna mı gücünüz yetmiyor?
Zaten çatısıyla, bacasıyla, tuğlasıyla hazır ve nazır olan binaları restore etmek için milyonlarca TL harcıyorsunuz da bu son derece ucuz hizmeti yerine getirmek mi masraf oluyor size?
Anlamak gerçekten çok zor…
Artık söyleyecek bir şey bırakmadı bana Büyükşehir yetkilileri.
Bugün itibariyle Korucuk Baytur’daki evimi satışa çıkarıyorum.
Allah’ını seven satın alsın da beni bu dertten kurtarsın.
Borcumun bitmesine daha 4 sene var, bu borcu devredecek ve bu güne kadar ödediğim miktardan da hatırı sayılır bir indirim yaparak zararına satacağım evimi.
Merkezde en hasarlı bina hangisi ise oraya yerleşeceğim.
Her gün yollarda işkence çekerek ölmektense olası bir depremde bir kere ölmeyi tercih ediyorum.
Bu kararı almamda emeği geçen herkese de saygıları ve şükranlarımı sunuyorum.
Hepinizden Allah razı olsun.
Allah sizi ve ailenizi bu durumlara düşürmesin.
Allah hiçbir zaman makam araçlarınızdan ve şahsi arabalarınızdan inip de özel halk otobüslerine binmeye mecbur etmesin sizleri…