Hayatta silah neyse gururumuz da aynı şeye tekabül eder. Elimizdeki bir silah ile nasıl yaşamımızdaki tüm insanlara zarar verme tehlikesi varsa yine aynı silahı adabına uygun şekilde göstermemiz ile bizim için en olumsuz anların kaybolmasına yardımı büyük olabilir… İki keskin yol ayrımında ne tarafa doğru ilerleyeceğimiz yolcunun şahsiyetine bağlıdır…
Gurur ve nefis yan yanadır. Her insanın gurur adlı silahı vardır… İnsanların bu silahıyla da oynamak tehlikeli işlere ortam hazırlar. Boş olan silahı doldurduğuna inanılan şeytan, nefsimizle aynı yolda ilerleyen gururumuzu mu kabartmayacaktır?
Gurur ile kibir karıştırılır. Nefsimizle yan yana yürüyen aslında kibirdir. Gurur bir silahtır ama içi boş silahın zararı yoktur. Silahı zararlı kılan namludan çıkmayı bekleyen mermidir. O merminin adıdır işte “kibir”… Ölümcül darbeyi de içimizdeki “kibir” gerçekleştirir… Düğünlerde havaya ateş edenlerin yaptıkları gururdandır ama bir can yanarsa o gurur “kibre” dönüşür…
Gururu kırılan insana mermi değmiştir. Bir başkasının kibri tenine değmiş ve canını yakmıştır. Gururunuzu kıran kişinin davranışlarına dikkat edin; yüksek ihtimaldir ki kendisini, sizden üstün tutacak tavırlar takınmıştır. İşte o an ateş etmeseniz bile kendi silahınızı gösterin… Hiçbir insanın diğerinden büyük olmadığını “kendi ahlâkının katiline” ispatlayın… Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hadis-i şerifinde “kibirliye karşı gösterilen kibir sadakadır” diye buyurarak bu durumu en güzel şekilde açıklar…
Eski Türk Filmlerin ‘in meşhur repliği der ki “bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı”… Maddi durumu yüzünden kırılan gururunu zengin olunca tamir edebileceğini sanmak acı bir durum. Karşısına geçtiği kişiyle cebinin dolgunluğu eşitlenmiştir ama fakirken üstün olduğu taraf olan “insanlığını” kaybetmiştir… “Maddiyatı Allah (c.c) verir, haysiyeti insan kendisi kazanır”. Şimdi ateş ettiği kişiye zamanında “gurur silahını” gösterebilseydi meşhur replik doğruydu lakin eskiden de gururlu olduğunu söylenemez çünkü “kırılan gurur, gurur değildir”…
Gazetemizde yazı yazmadan önce kendimi, filmlerdeki Türk gencine benzetiyorum. Kırılan gururumu ileride tamir edebileceğimi hayal ederdim. Artık değiştim… Silahımı artık gösterebiliyorum. Geçen gün sosyal paylaşım sitesinde oyun oynuyordum. Ben bu siteye çok sevdiğim dört-beş yaşlarında olduğum fotoğrafımı koymuştum. Karşılıklı oynadığım kişi yaşımı sordu. Ben gerçek yaşımı söyledim ve “ fotoğraf küçüklüğüm” dedim. Bana imalı bir şekilde “şimdiki fotoğrafımı koy da büyüklüğünü görelim” dedi. Çok yanlış kişiye çattığın8n farkında olmayan arkadaşa “yenisakarya. com’a” gir büyüklüğümü gör” dedim. Önce beni bulamadı ve küstahça davranmaya devam etti. Sitesinin aşağılarına bakmasını söyledim. Benim fotoğrafımı ve yazımımı başlığını gördü. İlk başta inanmak istemedi ama sonra kabullendi. “Bana bu ders olsun” anlamında sokak jargonu bir cümle kullandı. Tevafuk olarak benim yazımın başlığı ise şuydu: “Akıllanma Vakti”…
Bu haftaki yazımı yazarken Gazetemizin “60. Yılını” “gururla” kutladığını öğrendim. 60 yılı deviren gazetede yazar olmak ayrı bir gurur ayrı bir şeref yaşattı bana. Bana bu gururu yaşamamda yardımcı olan ilk önce “ Sayın Zeki Aydıntepe’ye” ve tüm Yeni Sakarya Gazetesi çalışanlarına teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. Gazetemizin nice 60 yılları devirmesini can-ı gönülden temenni ederim. Bu gazetede emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. Allah’a (c.c.) Emanet olun…

e-mail : [email protected]