Köprü yapılmasın demiyorum. Havaalanı, tren yolu, kara yolu, tüneller, taş ocakları, yeni işletmeler, fabrikalar vs. yapılmasın demiyorum. Bunlar muasır medeniyetler seviyesi hedefi için, bu hedef bize Atatürk’ten bir miras olduğu için, yapılması zorunludur. Ancak bu gereklilikleri yaparken doğaya, tarihe, yaşanmışlığa, simgeye aykırı hareket edilmesi kabul edilemez. 
Üçüncü köprü yapılırken binlerce ağaç kesilecek. Köprü yapılmasın demiyorum ama siz de kabul edersiniz ki orada titiz bir çalışma yapılmayacak ve bir ağaç katliamı olacak. Ve böyle olacaksa hiç yapılmasın taraftarıyım. Bu çok insani bir yaklaşım. Atatürk’ün, bir hikâye ile tarihe kazıdığı bir yaklaşım. Neydi o hikâye? Bir ağaç sebebiyle Atatürk’ün evini yürütmesi hikâyesi, hatırlayalım.
‘ Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde köşkün hemen yanındaki çınar ağacının dallarını olağan budamanın ötesinde dibinden kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşmış. Bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorduğunda "Ağacın dallarının binanın duvarlarına dayanmış olması dolayısıyla yıkıntıya sebebiyet vereceği için" cevabını alınca, "Sen dur çocuk... Bir çare düşünelim..." deyip gitmiş... Uzunca bir süre evin çevresinde dolanıp 'Evin buraya yapılmasını ben istedim. Üstelik bu çınardan dolayı istedim.
Onu kesmek evin havasını bozar' diyen Atatürk sonunda emir verir: 'Evi kaydırın biraz öteye!..'
Binayı taşımak deyince itiraz etmemekle birlikte herkesin bunun imkânsızlığını düşünerek şaşkınlıkla birbirine baktığını söylemeye gerek yok herhalde. Ama emir emirdir deyip bu işi yapacak sorumlu aranır hemen ve görev İstanbul Belediyesi'ne verilir. Belediye'nin Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi yapacaktır taşıma işini. Ünlü besteci Ferit Alnar'ın kardeşi belediyenin başmühendisi Ali Galip Alnar ekibiyle birlikte Yalova'ya gelir ve çalışmalarına başlar.
Önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine kadar inilir. Sonra zeminde İstanbul'dan getirilen tramvay rayların devreye alınmasına gelir sıra. Santim santim itilerek binanın altına sokulan raylar sayesinde ev kızağa alınır. ‘
Atatürk isminden rahatsız olanlar için Peygamber Efendimizin, kıyamet kopsa da ağaç dikin buyruğunu hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. ‘Ağaç dikin…’
Geyve Boğazı müthiş doğası ile bir tabiat harikasıdır. Sakarya nehri o harikaya harikalar katar kendi dünyasıyla. Evet, Sakarya’nın farklı bir dünyası vardır. Kendi yolu, kendi suyu, kendi kıyısı, kendi insanı, kendi balığı… Sait Faik hikâyeleriyle daha iyi görürsünüz bu dünyayı. Ve ihale kazanan büyük zengin ağabeyler bilmez bu dünyayı.
Sakarya kendi enerjisini üretiyor tarzında bir slogan ile bize tanıtılan bir projenin gereği nehrin üzerine HES’ler kuruluyor. Açıkçası HES kuruldu diye ben elektriğe daha az para verecek değilim. Herhangi bir yakınımın da buralarda istihdam edileceği ihtimali yok. Olsa da değişen hiçbir şey olmazdı. Diyeceğim şeylerde bir yumuşama söz konusu olmaz.
Yıllardır Geyve boğazını mahveden taş ocaklarına bakarak, ah çekerim. Şimdi aynı ah ı Sakarya için çekiyorum. Uzun uzun ne olduğunu yazmayacağım, betimleme yapmayacağım. Sadece Geyve boğazından geçerken şöyle Sakarya’yı izleye izleye geçin. Muhalif biri değilimdir pek ama eğer bir hizmet böyle yapılacaksa hiç yapılmasın.
Ne mutlu doğayı seviyorum diyene!