Ey âsi gönül!

Biraz uslan artık… Yelkenlerini indir sakin denizlere…

Görmedin mi, kendini Kaf Dağı’nın zirvesinde sanıp; yüzüstü ovalara, derin vadilere düşenleri? Kartal gibi keskin gözlerle her yerleri tarassut altında tutanların, şeytan çarpmışa dönüp neye uğradıklarını anlayamadıklarını?

Görmedin mi, küçük dağları yarattıklarını sananların ve buna gerçekten inananların, kendilerini nasıl aldattıklarını? Her yerini tıraş ettirdiği halde, burnundan kıl aldırmayanları? Zehirlerinin kendilerini nasıl zehirlediğini?

Görmedin mi, dünyalık oyuncakların, tüm mevki ve makamların, geçici sahiplerini kandırdıklarını? Âleme nizâm verenlerin, kendilerinden başka karga tanımayanların, kendilerini ayakta tutamadıklarını?

Görmedin mi, dost ve arkadaşlarına ihânet edenlerin, her şeyi en iyi (!) kendileri bilenlerin, sudan çıkmış balıklara döndüklerini? Zavallıların kendi hâllerini göremediklerini, zamanın su gibi akıp gittiğini ve kralların çıplak olduklarının anlaşıldığını?

Görmedin mi, her zehirlenme olayına maruz kalan vaka’nın bir panzehirinin olduğunu? Akreplerin kendilerini sokarak zehirlediklerini? Dinozorların, başlarını devekuşu gibi kuma soktuklarını, hantal gövdelerinin görünmediğini sandıklarını ancak, kıçlarına okkalı bir tekme yiyince uyandıklarını?

Görmedin mi, sahte güçlerin ve sahte büyüklüklerin hiçbir hükmünün olmadığını ve yıllar yılı etrafındakileri kandırdığını? Gemilerini bir süre karada yürütenlerin, her türlü dolap ve entrika çevirenlerin, kendilerine de gerekenin yapılıp hakkının verildiğini? İlâhi adaletin, herkese hükmünü icra etiğini, mutlak adaletin gerçekleştiğini? Edenin, muhakkak ki bulacağını, yani Men Dakka Dukka kuralını?

Ey gönül, beni daha fazla kurcalama… Ben daha ne söyleyeyim? Nasıl figân edeyim? Dilim varmıyor daha fazlasını söylemeye ve yazmaya… Bırak artın kendini dinlen biraz… Sus, artık biraz sus…

Ölenler öldü, sakatlananlar ve sağ kalanlar kaldı. Doğanlar büyüdü, büyüyenler yok oldu.
Bırak kendini artık, sakinliğin kollarına… Enginliğin dehlizlerine… Bak, kendi işlerine… Dön kendi dünyana… Onu bunu, artık kendine dert etme…

Bırak artık, Bırak…
Psikiyatrik vakaları, psişik tepki verenleri, astım krizine girenleri, hıçkırıklara boğulanları, şizofrenik şekilde gülenleri, davranış bozukluğu olanları, allerjik reaksiyon gösterenleri, melankolik şekilde ağlayanları, agresif tutum içinde kıvrananları, paranoyak davranışlar sergileyenleri, histeri şeklinde hafakanlar geçirenleri, korktukları insanlara zulmeden/yağ çeken zalimleri, içinden çıktıkları yumurtayı beğenmeyenleri, manyetik alanlara tutulup, tir tir titreyenleri, küçücük çıkarları için büyük, küçük tanımayanları…

Bırak artık, Bırak…
Üç kuruşluk menfaat için beş kuruşluk takla atanları; alçak gönüllü değil, alçak olmaya gönüllü düzenbazları, mutluluk ve kederin kokusu ve renginden haberleri olmayanları, kendileri başarısız oldukları halde, partilerinin başarısı için çalışacak olanları, tüm sermayesini bitiren ve tutunacak yerleri kalmayan zavallıları, kendilerini kurtaramadıkları halde vatan kurtarmaya kalkanları, zillete razı olup hastalıklı olarak yaşamaya razı olanları, birilerinin gönüllü bedava-ucuz avukatlığını yapanları, üniversitelerde olup evrensel düşünme özürlülerini…

Bırak artık, Bırak…
Olup bitenleri bilmeden dışarıdan gazel okuyanları, herkese talkın verip kendileri salkıma talip olanları, bir yerlere birileri tarafından getirilince, havaya girenleri, Allah’a değil de hayata, çıkarları için tutunanları; her türlü numarayı iyi bilen ayak oyuncularını, Dallama’nın zamanında daha hür olanları, başkalarının doğrularını yanlış bulanları, küçücük dünyası allak bullak ve dıştan sağlam içten hastalıklı olanları, kraldan çok kralcı olan şövalyeleri,

Bırak artık, Bırak…
İçten içe, ince ince hesap yapanları; hayatı, günlük tutmak sananları, kendi yanlışlarını görmeyenleri, bir yerlerine kına yakanları, yokluğu fark edilmeyenleri, deveden düşmüş sıpaları, akıl ve idrak kaçkınlarını, vesvese zebunlarını, zavallı şakşakçıları, şarlatanları,
riyakârları, şaibeli olanları, güçlülük psikolojisine girenleri, büyüklük kompleksine kapılanları, güç zehirlenmesine maruz kalanları, kendilerini dev aynalarında aktör sananları, çıkarları için uzun atlama rekorları kıranları, sadece kendi işlerini dünyanın merkezi sayanları, bağlarını koparmayıp emir altında çalışacak olanları, kendi dünyaları dışında başka bir dünya yok sananları,

Bırak artık, Bırak…
Var oluşunun hiç kimse için bir değeri olmayanları, kendilerini birine göstermek için fırsat arayanları, bedenleri sağlam, ruhları engelli ve sakat olanları, yaşları kemâle erdiği halde hâlâ çocuk olanları, olur olmaz her yerde kıvırtan dansözleri, tüm dünyaları, küçücük çıkarları olanları, tekli-çoklu, çok-amaçlı tulûat yapanları, ispiyonculuktan sadistçe zevk alanları, kimin güçlü, kimin güçsüz olduğunu, kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu, kimin haklı, kimin haksız olduğunu; dalkavukların, dalkavukluğunu; komplekslerine esiri düşenleri, memurundan çekinen amirleri, çıkarcıların, dalaverelerini, Fırsatçıların, fırıldaklarını, iskele babası korkulukları, yalakaların, yalakalığını, devedikenlerini ve dikenli kaktüsleri bırak!

Öfff be!... Bırak be, Bırak!!!

Bırak onları, kendi hâllerine bırak!… Onlar kendi ördükleri dünyalarında, Kendi çelişkileriyle baş başa olsunlar… Yaşayıp yaşamadıkları önemli değil, hastalıklı ruh halleriyle boğuşsunlar, nasıl görünüyorlarsa, öyle devam etsinler… Bırak onları kendi dertlerine yansınlar!... Kendileri çalıp kendileri oynasınlar, felsefi, bilimsel ve oryantal şiirler yazsınlar, Olur-olmaz, yerli-yersiz tepkiler versinler, gülsünler, ağlasınlar, Kahretsinler kendilerine…

Bunların hepsinin çaresi bulunur, dert etme kendine…

Tüm hayatları boyunca, dar dünyaları, kendi özel çalışma alanları dışında, iki cümle yazıp çizmeyenler, senin yıllardır yazıp çizdiklerini beğenmeseler, dudak bükseler, alay etseler ve küçümseler bile, aldırma, takma kafana… Onlar utansınlar! Hasetlerinden çatır çatır çatlasınlar!

Aldırma gönül aldırma! Artık aldırma! Faydası yok… Hipotenüs gibi uzayanlar, Dar açı gibi yamulanlar, Nokta kadar çıkar için Virgül gibi eğilip Rükû ve Secdeye kapananlar Bırak yapsınlar, Bırak etsinler, Bırak geçsinler! Bırak kendilerini tatmin etsinler! Teselli bulsunlar kendi âlemlerinde!

Uyarmaktan vazgeç artık. Faydası yok… Faydası olmayan ameller ise anlamsız ve lüzumsuz… Bırak, Montofonlar, montofonluk yapsın; Logorinler logorinlik… Holştaynlar, holştayn olsun, Anguslar angus… Sana mı kaldı onları düzeltmek… Bırak onları fıtratları üzere yaşasınlar!

Bırak! Dert edenler, dertlenenler, dert edinenler, artık başkaları olsun. Sen gez, dolaş, hep yollarda ol… Yollar senin olsun! Kara toprağa dost olanlar, öyle olsun… Ama sen yollara dost ol… Yollar senin sâdık dostların olsun. Yollar seni müşfik bağırlarına basar. Sen hiç merak etme!

Bir yerlere varman gerekmez… Sadece ve sadece yollarda ol yeter. Derdin ‘varmak’ olmasın, varanlar başkaları olsun, sen yollarda ol yeter… Hiç ama hiç durma! Sürekli yürü… Bil ki, yürüyen, durandan daima iyidir!

Hiç kimseyi bulamazsan da yanında, sadık gölgen sana yeter, refakatçi olarak…

Hadi, Durma!
Yolun ve dahi bahtın açık olsun…
Rabim, Yâr ve Yardımcı’n Olsun.