Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1)(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (NAHL/64)
“Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.”
Hadis;Peygamberimiz, Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder“Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertîl ile okuduğun gibi burada da tertîl ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun âyetin son noktasındadır.” Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.”Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” *Nevevî’nin İmam Müslim’den seçip aldığı bu hadisin baş tarafında şu bilgi verilir: Hz.Ömer’in Mekke’ye vali tayin ettiği Nâfi‘ İbni Abdülhâris, Mekke taraflarındaki Usfân’da Halîfe Ömer’e rastlar. Halife kendisine:
– Bu vadi halkına kimi memur tayin ettin, diye sorar? O da:
– İbni Ebzâ’yı tayin ettim, der. Ömer:
– İbni Ebzâ kimdir? diye sorunca, vali:
– Bizim âzatlı kölelerimizden biridir, cevabını verir. Hz.Ömer:
– Sen onların üzerine bir âzatlı köleyi mi tayin ettin? deyince, Nâfi‘:
– Fakat o, Allah’ın kitabını iyi okuyan ve bütün farzları da bilen biridir, der. Bunun üzerine Ömer:
– Dikkat edin, Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek yukarıdaki hadisi nakleder.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. (YUNUS/57)
YAZMAK
Belki bir çok insan yazı yazmak,yada yazar olup kitap sahibi olmak ister.Aslında hepimiz kadın erkek yazarız.Kitabımızın yazısı yazılmaktadır.Ençok satanlar listesine girip girmeyeceği kesin olarak belli olacaktır.Kitabını imzaya koşanlar gibi,bizde işte kitabım alın okuyun diyeceğiz.Evet aslında hepimiz yazarız.Hemde hakiki yazar.Sadece kalemimiz değil,kalbimiz de yazımızın içinde bulunmaktadır.
Yazılarımız arzularımızı aktarsa bile,yaşayıştaki hakikatler farklı olabiliyor.Nice cömertlik nutukları atıp da,cimri kesilenlerimiz az değildir.Yada kahramanlık edasıyla böbürlenirken,korkaklığa mahkum olanlarımız da çoktur.Kendi adıma ifade etmeliyim ki,ne güzel konuşanlar,ne güzel yazanlar beni pek sevindirmiyor.Zira Kur'anın şehadetiyle"Ey iman edenler!Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz,Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.Saf suresi:2.3.
Konuşan ve yazanları itham etmek istemem,suizanda da bulunmak doğru değildir.Fakat "kalplerin de olmayanları dilleriyle ifade edenler"daima kınanmıştır.Anlattıklarını ve yazdıklarını hakikat adına değil de,nefsi adına yapanlar,söyledikleriyle amel edilmediği zaman çok üzülürler.Bununla beraber aynı hakikatleri kendileri yaşamadıkların da kılları kıpırdamaz,yani üzülmezler.Dini veya hakikatleri nefsi adına yazan ve konuşanlar,kendi adına kahrolurlar.Anlattıklarının tevazusuyla tavır takınacaklarına,kendilerini ön pılana çıkarmaya gayret ederler.Her mesleğin afetleri vardır.Yazarlık ve vaizliğin ki belki içinde en çok afet bulunduranıdır.
Kalemi ve sözü bir emanet bilmeyenler,sadece haramı ve yalanı lokmada sanırlar.Şuaranın kınananları,istisna edilenlerinden önce zikredilmektedir Kur'an da.Kalemiyle ameli farklı olanlarla,sözüyle hali farklı olanlar daima kınanmışlardır.
Yazıyı hayatımıza değil de,kağıtlara yazmayı maharet sanmamız,yazının hakikatını bilmemektir.İnsanların kulaklarına hitap ederken,kendi kulaklarımızın sağarlığının farkındamıyız.İnsanları kendi aleyhimize şahit tutmak değilmidir.Hakikat anlatmak için değil evvela salih amel içindir.
Fussilet suresi:33.ayetin de;Allah'a çağıran,salih amel işleyen ve ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır,buyrulur.
Sahi hala yazar olmak istermisiniz.?Yazdıklarımızla veya söylediklerimizle yüzleştiğimiz zaman bizi rezil etme Allah'ım.Amin
CEMAAT OLMAK NEDİR?
Cemaat olmak toplanmak değildir. Öyle olsaydı her kalabalığa cemaat denirdi. Cemaatin temeli fertten geçer. Ferdin hayata bakışı egosunu tatmin için değil, eksiği tamamlamak içindir. Yaratan sorumluluğu ferde vermiş fakat cemaat içinde mesuliyet yüklemiştir. Emir ve nehiyler sadece muhatapla alakalı değil insanlarla da ilgilidir. İnsanın sorumluluğu kainatta ne varsa hepsini kapsadığına göre sanki insan tüm varlıklarla cemaat halindedir.
Cemaat komutla hareket eden değil, tek bir ruhla dayanışma içinde olandır. O ruh’ta Yaratanın desteklediği ruhtur. Yaratandan bağımsız topluluklar “biz” şuurunda cemaat değildir. Cemaatiz deyenler de bu şuurdan yoksunsa cemaat olamamışlardır.
Cemaat olmanın şartları vardır. Bu şartlar dünyanın en esaslı ve muhkem kurallarıdır. Anlaşılan o ki bu şartlara haiz olmayan cemaat değildir.Bu şartları rabbimiz şöyle öğretmektedir.
Tevbe suresi; 18. Allah'ın mescitlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
Bu ayetteki onarmak sadece taş, çimento, sıva ve boya değildir. Esas olan camiyi şenlendirip, müminlerle yaşatmaktır. Dikkat edersek şartlar Allah ile başlıyor, Allah ile bitiyor. Evveli Allah, ahiri Allah olan bir şuurla hayatı kapsamalı ve yaşamalıyız. Kendi gölgesinden ürperen insan cemaatin içinde dahi bulunsa cemaat zevkini tadamaz.
Cemaat olmak lezzetlerin en güzelidir. Tüm sıkıntılara rağmen güzelliğin bulunacağı adrestir. İslam’ın ruhu cemaattir. Cemaatsizlik meflüc bir hastanın durumu gibidir. Bu gün insanların sivil toplum kuruluşları diyerek tanımladığı birliktelik gerçek cemaat ruhunun yanında çok cılız kalır. Maalesef cemaatiz diyebilmekte gerçekten zordur.
Düşünelim ki hiçbir örgüt elli üye ile her gün, beş yüz üyesiyle her hafta, bin üyesiyle her yıl toplantı yapabilme imkan ve kudretine sahip değildir. Camiler ise bu sayılara her gün ulaşmaktadır. Cemaatin kıble birliği, hedef beraberliğini de öğretmektedir.
Cemaat önderle hareket etmelidir. Önderin kararlarının bağlayıcılığı ilahidir. Ya açık bir delile veya istişareye dayanmalıdır. Önder dilediği gibi hareket etme hakkına sahip değildir.
Cemaat odur ki imamını takip edip yanılma ve unutmasında uyarmalıdır. İmamının yanlışına göre, uyarmakla yetinmeyip gerektiğinde imamdan bağımsız doğruyu tatbik etmelidir. İmamının ehliyet ve liyakatini kaybetmesi noktasında görevi devralacak kişileri bulmak bilmek mecburiyetindedir. Nasıl ki abdesti bozulan imamın, arkasında ki kişi namazın imametini devralıp görevi tamamlamalıdır. Öyleyse cemaat imama ilim ve doğruluk cihetiyle ittiba eder. İmamın da hareket ve kararları ilahi çizginin dışında olmamalıdır. Cemaati ittibaya mecbur eden gerçek, imamı da vahye aynı oranda ittibaya mecbur eder.
Cemaatte ki sıra ve diziliş de dahi imametteki Kur’ an bilgisi şartı aranır. Allah Resulü uhut şehitlerini ikişer olarak defnederken şöyle sorar; bunlardan hangisi Kur’anı daha iyi bilir. En güzel bilgiye sahip olanı kıble cihetine diğerini onun ardın da olarak defneder. Hatta bir rivayette çocuk denilecek yaştaki birinin Kur’an ilmi sebebiyle büyüklerine imamlık yaptığını okuyoruz.
Cemaat sadece imama uyan değil aynı zamanda yanında ki kardeşiyle de mesuliyeti paylaşabilendir. Sadece yakınında ki değil, uzak sayılan fakat aynı duyguları taşıyan kardeşlerini de niyetin de tutmalıdır.
Cemaat renklerin, cinslerin ve imkânların birbirini ayırmaması gereken birlikteliğidir. Eksikleri tamamlayan, güzellikleri artıran özelliği bağrında barındırmalıdır. Bölüşmekten ziyade, paylaşma duygusunu tesis etmelidir. Yük olan değil, yük taşıyan olmalıdır.
İnancın hayata mührünü vurması gereken kurumdur. Dikenine değil, gülüne hayran olmaktır. Cemaat bazen tek bir şahsın ruhu manevisiyle de teşekkül eder.
Cemaat hayatı daire şeklin de boşluk bırakmadan sarmalamaktır. Kâbe’de ki namaz gibi tüm yönleri tekbir ve selam şuuruyla yoğurmaktır.
Cemaat sanki bir elektrik santrali gibidir. Adeta bir barajdır. Kaynayan nehir, çağlayan su pınarıdır. Kusurları meşrulaştıran değil, mağfirete sebep olandır. Nasıl ki cihat için beslenen atın her hali ve durumu sahibi için sevap vesilesiyse, cemaatte kişi için mahzı rahmet vesilesidir.
Cemaat namazdan sonra dağılmaz, görev başına döner. Cemaat yorulmaz birbirini teşvik eder.
Cemaat fertlerin imanını artırmaya ve dertleşmeye vesiledir. Cemaat aklıselimin garantisi, istişarenin kaynağı, azmin temelidir.
Onlarca yıl yan yana namaz kıldığı halde cemaat lezzetini tadamamak ne hazindir ki günümüzün hastalığıdır. Cemaat ne imam için, ne namaz içindir. Cemaat Allah cc içindir. Allah’ın maiyeti, kulun cemaat maiyetiyle beraberdir. Kalpleri ayrı duygularla çarpan insanların, bedenlerinin yakınlığı cemaat olmak için kifayet etmez.
Nasıl ki Nuh ve Lut as peygamberlerin bedenlerinin yanında eşleri vardı fakat gönüller aynı duyguda değildi. Bu sebepten peygamberler hanımlarına Allah’tan gelecekleri savamadılar. Nur peygamberlerle beraber olmasına rağmen akıbetleri ateş ehlinle beraberlik olacaktır. Bazen mağripte ki, maşrıktakiyle cemaat olur da, yan yana olanlar cemaat olamazlar. Cemaat Salihler, melekler ve tüm yaşayan ve ölen müminlerle beraber olmaktır.
Cemaat olmak istemeyenler ateş çemberinin içindedirler. Namaz cemaati tüm hayatın cemaatleşme şuurunun simgesidir.
Namazda ki mesbuk, müdrik ve lahik misali, cemaat denizin dalgaları gibi iç içedir. Kimi hizmetlerin baştan sona içinde, kimi sonradan yetişen ve tamamlayan, kimide başaramayıp yeniden vazife yüklenendir. İlk tekbire yetişmek gibi ilk ve öncü olmak ecri kat ve kat artırmaktadır.
Cemaat menfaat topluluğu anlamında, af buyurun sürü mantığıyla hareket eden değildir. Taklit ruhuyla kendini yar’dan yuvarlayacak kadar aklını yitirmiş de olmamalıdır.
Cemaat kardeşlik, komşuluk ve tesanüt ruhunu beslemelidir. Hüsnü zannı esas alıp, suizandan kaçınmalıdır. Ahlakın ve adaletin teminatı olmalıdır.
Cemaat imrenilecek bir sivil toplum kuruluşu olmalıdır. Her evden, her sokaktan ve her şeyden haberi olan birlikteliktir. Sadece emekliliği dolduranların istiratgahı değil, ehliyet ve emanet duygusunu taşıyabilenlerin buluşma ve görev paylaşmanın adıdır.
Duasıyla, maddi ve manevi yardımlaşmasıyla, aşk ve heyecanı birbirine aşılayan ekibin ruhudur. Sadece cemi nunu değil, biz şuurunu içinde barındıran, benliği hakka kurban edişin şahadetidir. İmanda şahitlerimiz, amelde muinimiz, cihatta teşvikimiz, hata da uyarıcımız, güzelde müjdecimizdirler.
Cemaatini hizmetin bel kemiği görmeyenin imameti muhkem değildir. Kerameti kendinden değil, cemaatten bilmek olgunluğun işaretidir. Zira muvaffakiyet, “Allah’ın eli cemaatle beraberdir” nebevi sözündedir.
Birbirine dua ve selam dilemek cemaat olmanın şiarıdır. Diller kadar gönüllerde aynı duyguyu tatmalıdır. Sadece elleri semaya açmak değil, aynı zamanda birbirimize de musafaha şuuruyla sarılmak ve eksiklerimizi gidermeğe sa’y etmektir.
Cemaatten kopmak, kendiyle barışık olmamanın neticesidir.