AZİZ OLAN ALLAHIN KULLARI
Kur’an bize Allah’ımızı “âlemlerin rabbi ve din günü olan ahiretin maliki olarak” tanıtmaktadır. Diğer bir ifadeyle de “mülkün maliki ve insanların meliki” olarak ifade buyrulmaktadır. Ayrıca “göğün ve yerin mülkü de O’nundur” ayetiyle de her şeyin yegâne sahibi ancak O’dur. celle celaluh.
İnsana gelince; yeryüzünde ki iskânı ve imarı ancak “emanet” duygusuyla ifade edilmiştir. Biz her ne kadar mal ve mülk sahibi olsak da Yunusun “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi, malda yalan mülk de yalan gel biraz da sen oyalan. ” deyişiyle her şeyin hakiki sahibi Allah’tır.
Zira hayatın değerini bilemeyenler kıyamet gününde “malım da bana hiç bir fayda sağlamadı” ifadesiyle gerçeği anlayacaklardır. Tarihe misal olmuş Karun ve onun zihniyetinde ki gibi servetin kulu olanlar, daima kaybetmişlerdir.
Bununla beraber İslam geçim vesilemiz olan malın korunmasını emrederken, malın çarçur edilmesini de ilahi sevgiden yoksulluk sebebi olarak açıklamıştır. “Akçeyi israf etmekten, kendini pek sakın pek; kalırsa düşmana kalsın, dosta muhtaç olma tek”. Cihad denilen ulvi vazifenin dahi mal ve nefislerle yapılmasının istenmesi mal ve mülke ebedi kazanç değerini lütfetmiştir.
İslam insanların mal karşısında ki tutumlarını da cömert ve cimri kavramları ve sonuçlarıyla izah etmiştir.
YARATAN VE EMREDEN ALLAH’IN KULLARI
Mal ve sahip olunan değerler insanı Allah’ı zikir, kulluk ve namaz ile zekâttan alıkoyuyorsa bu davranış ebedi zarar ve hüsran olarak kayıt altına alınmıştır. Unutmamalı ki tüm nimetler, şükür vesilesi için verilmiştir, övgü ve yergi için verilmemiştir. Günümüz mal, mülk ve servet teorileri ister mala düşman olsun, ister dost, hepsi malın esaret zincirlerinin halkalarına dolanmışlardır.
Başarının sırrını mal ve mülk de bilenler yaşamlarında asla “lahavle vela kuvvete illa billâh” şuuru oluşturamamışlardır. Kazançlarında da “maşallah lakuvvete illa billâh” demedikleri gibi, kayıplarında da “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” sırrına ve teslimiyetine erememişlerdir.
RAHMETİ ENGİN OLAN ALLAH’IN KULLARI
İslam’ın beş esasından biride zekât olduğuna göre, bu husus bizim mala kul olmamamız gerektiğini ve fakir ve muhtaçlar bizden istemeden bizim onları bulup vermemizi bize farz kılmıştır.
Müslüman yardım alıcısı olduğu zaman da dahi, verenin üstün olduğunun şuurunda ve farkında olmalıdır.
İslam beraber çalıştığımız insanların yediğimizden yeme ve giydiğimizden giyme haklarının olduğunu teminat altına almıştır.
Unutmamalı ki hakikatler konuşulduğu zaman değil, yaşandığı zaman değer kazanır ve sonuç verir. Muhacirler göç esnasında her şeyini bırakırken, ensar ise her şeyini bölüşme arzusuyla yüksek derecelere ulaşmışlardır.
Maalesef günümüz Müslümanları olarak ülkemizde ve dünyamızda yoksulluk konusunda, yaşanılır değerler ve kalıcı örnekler üretememiş bulunmaktayız.
Kur’an çalışmayı, bölüşmeyi, alın teri kurumadan ödemeyi emrederken, günümüz algısı ve anlayışı ise tembelliği, biriktirmeyi veya israfı pompalamaktadır.
HUVELBAKİ OLAN ALLAH’IN KULLARI
Önce el emeğiyle geçim için çalışmalı ve israftan sakınmalı sonra da imkânlar nispetin de hakça bir geçim ücreti sistemini oluşturmalı, tüm bunlardan sonra da arta kalan servetten Kur’anın ifadesi şudur. “Zekâtlar sadece fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan görevlilere, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara, Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyruldu. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir” ayetiyle hayır kalemleri bir bir sayılmıştır.
Günümüzde zekât ve zekâta dair meseleler sıradan bir ilmihal bilgisiyle çözülecek durumda değildir, belki de zekât ve infakla ilgili fakülteler açılmalı ve ilim adamları yetiştirilmelidir.
İslam toplumu günümüzde ne üretim de ve ne de dağıtım da başarılı sonuçlar ortaya koyamamıştır.
Bunun sorumluluğunun imam ve vaizden daha ziyade ekonomi ve hesap uzmanlarında olduğunu bilmeliyiz. Zira helal lokma kavramı tüm ibadetleri derinden etkileyen ve duaların dahi kabulüne vesile olan bir husustur.
Tüm doğru ve yanlışlarımızla beraber yine de sahip olduğumuz ve dağıtımına vesile olduğumuz mallar için hamd edelim ve islamın cömertliğe ve hayra harcamağa verdiği değeri bilerek vermekten korkmayalım.
ALLAH’A GÜVENEN MÜMİNLER
Allah’a ve O’nun hazinesine olan güvenimiz, sahip olduğumuz her şeyden daha çok olmalı ki, karınlar tok, yürekler sevinçli, bedenler giyimli ve kalpler birbirine sevgi köprüleriyle bağlanmış olsun.
Ramazan ise mala ve mülke karşı “ihtiraslarımızın tutulduğu ve hayırlı harcamalarımızın iftar gibi sevinç yumağı oluşturduğu” bir manevi ve maddi hazine ayıdır.
Adına ister zekât, ister fitre, ister öşür ve isterse hediye diyelim tüm harcamalarımızın en azından yetmiş misli veya daha ziyadesiyle bize döneceğini unutmayalım.
Lakin vermenin ahlakı olan minnet ve eziyetten de şiddetle sakınarak, gösterişe asla mahkûm olmayalım efendiler.
Sonuç olarak; Unutmayın ki ölümle kapanan amel defterimiz, hizmeti devam eden hayır harcamalarımızla daima açık kalacaktır.
Bu güzelliklere kavuşmak için cimrilik hastalığından kurtulmamız gerekir.
De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir."(İsra suresi)
Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (sebe suresi)
Allah’ım cimrilikten, israftan ve fakirlik korkusundan sana sığınırız. Allah’ım çalışmayı ve cömertliği bize sevdir ve bunları yaşamayı bize kolay eyle.
Allah’ım mala kul olmaktan, gösterişli hayır yapmaktan ve şükrüne muvaffak olamayacağımız servetten bizleri muhafaza eyle. Amin Amin Amin Ey mülkün sahibi Allah’ım.
İNFAK
Açık gizli yapılan her infak
Bir taneden olur yedi başak
Zengin fakire barışık olur
Arasında olmaz sınıfsal fark

Cimri malı toplamakla mağrur
Fakir fukarayı eder mağdur
Hak olanda infak etmedikçe
Dünya ahirette olmaz mesrur

Namaz-zekat ikiz kardeştir
Hayata tatbik eden bahtiyardır
Hem de kaza beladan korur
Mü'minin infak malı kalkandır

Sadaka veren rızkı artırır
Cimrilik eden malı eksiltir
Kur'an' da Allah’ın kesin emri
İnfak malı bereketlendirir
M. Tahir
YARDIM HİKAYESİ
Saatlerdir yürüyordu. Çok yorulmuş ve yorgun düşmüştü. Güneş de tam tepesinde bütün sıcaklığını cömertçe sergiliyordu. Gölgelik bir yer arayıp orada dinlenmek istiyordu. Daha bir günlük yolu vardı.
Az ileride ağaçlık bir yer gördü. Oraya gidip ağacın gölgesi altına uzandı. O yorgunlukla hemen uykuya dalıverdi. Aradan biraz zaman geçmişti ki, “Yusuf’un bahçesini sula!” diye gaipten bir ses duydu. Bu sesle irkilip uyandı. “Her halde rüya görüyordum!” dedi. Tekrar uykuya dalmaya hazırlanırken aynı sesi bir daha duydu. Sesin geldiği tarafa dikkatlice baktı. Ses yukarıdan geliyordu. Kafasını yukarı kaldırınca yağmur dolu bir bulut gördü. Çok şaşırmıştı. Bu güneşli havada bu bulut nereden çıkmıştı? Ses kime aitti? Yusuf kimdi? Biraz hayret, biraz da korku içinde merakını gidermeye karar verdi. Bulutun gittiği yeri takip edecek ve bu karmaşık hadiseyi çözecekti.
Bulutu takip etmeye başladı. Esrarengiz bir ses, buluttan Yusuf’un bahçesini sulamasını istiyordu. Önlerinde tepelik bir arazi vardı. Bulut bu araziyi aşıp arkasındaki yere taşıdığı yağmuru boşaltmaya başladı. Tepelik yeri aştığında bahçede bir adam gördü. Adamın yanına gitti. Selam verdi ve onunla konuşmaya başladı. Evet, adamın adı Yusuf’tu. Peki, bu adam ne yapmıştı da böyle Allah’ın hususi bir yardımına hak kazanmıştı.
Adam, başından geçen hadiseyi tek tek Yusuf’a anlattı. Yusuf,
- Sen hele gel. Önce bir karnını doyur. Susamışsındır su da iç. Sonra ben sana her şeyi anlatırım, dedi. Adam bir güzel karnını doyurdu. Bu sırada Yusuf, adamı daha fazla merakta bırakmamak için konuşmaya başladı:
- Ben yıllardır bahçe işiyle uğraşan biriyim. Şu gördüğün bahçeyi eker, biçer, maişetimi onunla kazanırım. Bir konuda aşırı hassasımdır. Bahçemden elde ettiğim ürünü üçe bölerim. Birini fakir ve senin gibi yolu buraya düşen yolculara ayırırım. İkinci kısmından ailemle beraber istifade ederim. Geri kalan kısmı ise bahçeye tekrar tohumluk yapmak üzere saklarım.”
Adam işin sırrını şimdi kavramıştı. Demek ki Yusuf’un bu taksiminden Allah razı olmuştu. Özellikle de malının üçte birini Allah yolunda infak etmesi Allah’ın bu yardımına sebep oluyordu.
(Müslim, 2984; Müsned, 7928; İbn Hibban, 3355)