Masamda bir kitap var: “Türk Devlet Geleneğinde Bürokrasi ve Memur” Kaynakça’sı 23 sayfa tutan 506 sayfalık bir kitap. Mehmet Akif Terzi yazmış. Kavuktan fese geçişin idari maslahat bakımından yeri bile başlı başına bir tartışma konusu olarak dikkat çekiyor, devletsiz yapamayan Türklerde devlet, bürokrasi ve memur nedir bunu anlatan kitapta.
Bakan Yazıcı tavla oynarken yakaladı ya gümrük memurunu… Zavallı memur, kapatamıyor da açık pencereyi. Söylenecek çok şey var da! Muhatabın tahammülü yok. Gittikçe de azalıyor tahammül. Hiç istemeyiz ama gergin günler bekliyor hepimizi. Polisleri sıraya dizdikleri görüntüler sonra… Neyse ki Arınç’ın açıklaması geldi. Hoş değil bu da, iktidarın kabine üyelerinin birbirini medya yoluyla uyarmaları, düzeltmeleri. Kitaptan çıktık da, hani başbakanımız hala şikayet ediyor ya “Bürokratik Oligarşi’den… Onu yıkmaya yönelik işlerden biriymiş aslında sarık yerine fes devrimi. Sonra biliyorsunuz şapka devrimi gelecektir. Bundan sonra kafamıza ne giydirilecektir bilemiyoruz ama “bu kafa”yla gitmeyeceğini biliyoruz, bu kesin. Türkiye, kim ne derse desin, 2002’de çalı süpürgesiyle süpürerek kurtulduğu “yanlış”larından 2012 sonrası bu defa arap sabunu ve süngerle yıkamacasına kurtulmak zorundadır.
Özel şirketlerinin bile devlet dairesi gibi yönetildiği, insanların yüzde otuz gizli grevle mesai yaptığı, insan kaynağı, görev tanımı ilişkisinin dayıoğlu, teyze kızı mantığıyla yahut 90-60-90 ölçüleriyle çözüldüğü, partizanlık, cemaatçilik, tarikatçılık, kulüpçülük dayatmalarının iş barışını, toplumsal uzlaşmayı, güveni yok ettiği, bakan Babacan’ın kürsüden ifade ettiği gibi “Çalışan nüfusunun eğitim ortalamasının 6,5 yıl olduğu Türkiye, “bu kafa”yla çok yaşayamaz. 2002’den bu yana cinsel suçların ve fuhuşun yüzlerce kat arttığını daha yeni açıkladı Bakan Sadullah Ergin. İftardan önce ve sahurda, televizyonlarda, vatandaşın üstüne başına, sorduğu soruya bir dikkat edin ne durumda olduğumuzu şıppadanak çözersiniz. Yüzleşmeye az kaldı. 2023’ten önce bu yüzleşmeyi başaramayan Türkiye’yi rahat yaşatmazlar.
Sopa demiştik değil mi? “Kalın değnek” yani. Deyimlerimizde geçiyor: Aba altından sopa göstermek, sopa atmak, sopa yemek. Ya sopa yememiş ya da saymasını bilmiyor, benim en sevdiklerimden. Dayak cennetten çıkmadır, hatta ondan da şahane. Sopayı yiyen eşek atı geçer, var bir de. Keçinin canı sopa isteyince, çobanın değneğine (sopasına) sürtünür, bunu da unutmayalım. Atasözleri gerçeği söyler ve bizi, Türkiye’yi, yaşama biçimimizi özetler. Allah’ın ondurmadığını, Peygamber sopa ile kovar, destursuz bağa gireni sopa ile kovarlar. Başka da vardır sopalı, dayaklı deyim, atasözü elbet. Sopa, Azerice “zopa”… Karaçay, Balkarca “tayak”… Kırım, Tatarca’da “tayag” demekmiş.
Nereden çıktı şimdi bu sopa mevzuu diyeceksiniz. Vallahi aklımda yoktu, yazıyı yazmadan son bir geziyorum internetten dünyayı. O da ne? ABD Başkanı Obama. E ne var bunda, ilk defa mı görüyorsun Başkan Hussein’i? Yoo. Elinde beyzbol sopasıyla daha doğrusu telefonda konuşurken elinde sopayla ilk defa görüyorum.
Barack Obama, başbakanımız Erdoğan’la telefonda görüşmüştü hani. O görüşme sırasında fotoğrafını çekmişler başkanın. www.whitehouse.gov adresine girin, photos&videos sekmesini tıklatın siz de görürsünüz o resmi. “July 2012: Photo of the Day” yazıyor üstünde, yani “Günün Fotoğrafı”... Resme bakın. Sadece bakın. Sitedeki diğer fotoğraflara da bakın. Başkanın ifadesine, duruşuna iyi bakın. Elindeki sopaya... Sadece bakın. Hiçbir yorumda bulunmayın.
Rahmetli Selahaddin Şimşek, eğitimin en iyi dalı nedir? diye sorar sonra da gülerek, elbette kızılcık dalı, derdi. Obama tesadüfen sopa gösterecek bir ülkenin başkanı değil. Görüşme konusu kendi halkını sopadan geçiren bir ülke ve onun zalim lideri. Hattın bir ucunda da demokratikleşme yolunda atması gereken adımları geciktiren Türkiye var. Ortadoğu’ya yani dayakçı toplumlara demokrasi ve insan hakları uygulamalarıyla örnek olması gereken Türkiye. Obama, Ortadoğu meselesinde Selahaddin Ağabey’le aynı fikirde korkarım. Üstelik latife yapmıyor, çok ciddi.
Güllük gülistanlık bir coğrafyada, altımızda petrol yatakları, eğitim ortalamamız kişi başı 17 sene, milli gelirimiz de kişi başı 25 bin euro değil çünkü. Olimpiyatların Londra’daki açılış törenini internetten bir daha seyredin, arkasından da Süper Star Ajda’nın inşaat vincinin demirleri alüminyum folyoyla kaplanmış sepetine çıkarak verdiği konsere bir bakın. Mal budur. Kendimizi kandırmayalım. Yalancı baharlara aldanmayalım. Hayal dünyasında yaşamayalım. Kendimize bir çekidüzen verelim. Dünyanın sopasını yemek istemiyorsak kendimize gelelim.