"Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır." (A'raf, 7/156)
İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir gün mescide otururken bir gurup esir getirildi. İçinde kadınlar ve çocuklar da vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir de ne görsün...
Baktı ki, esirler içinde bir kadın çocuğunu kaybetmiş, aklını kaybetmişçesine, deli olmuşçasına bir sağa bir sola koşuyor. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu. Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeyen bir arzu ile onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu.
Allah Resulü (s.a.s.) bu manzara karşısında iyice doldu ve:
"Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabi cevap verdi: "Evet Ya Resûlallah!" Allah Resûlü (s.a.s.) tekrar "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?"diye sordu. Sahabi "Hayır ya Resûlallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine Rahmet Peygamberi şu hikmet dolu sözleri söyledi:
"Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmaz." (Bkz. Buhari, "Edeb", 19, Müslim,Tevbe, 22)
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubûr!
----------------------------------------------------------------------------
KAMERALI DEFİN
Kameranın küçülüp cebe girmesiyle hayat tamamen “mobesa” sitemine dönmüştür. Silah taşımak ruhsata tabi iken, kamera taşımak ise sadece zevke ve isteğe bağlıdır. Bir insanın rızası olmadan onu kameraya almak kul hakkı mıdır düşünmek lazım.
Bir kişinin yaptığını rızası yokken anlatmak “gıybet” günahı sayılıyorsa, filme almak acaba neyin nesidir? Bazı cemiyet ve düğünlerde ise kadın erkek ayırımı yapmadan izin alınmadan herkesin kamerayla zumlanması ne kadar doğrudur.
İnsan öyle garip oldu ki nasıl söylesek bilmem. Bir sünnet cemiyetinde oğlunun sünnet mahallini ve anını kameraya alıp büyüdüğünde seyrettireceğini söyleyen ebeveyne ne demelidir. Edeb ya huuu.
Katıldığım bir cenaze defninden islamı anlamda kapalı olmayan bir bayan elindeki film alıcısıyla, erkeklerin önünde arasında defnedilen akrabasının filmini kayda almaktadır. Kabrin içi, tabutun açılışı, kabre indirilişi, tahta ve toprak atılışı gibi anları kayda alanı görünce dilimiz tutuldu.
Eskiden bir adap ve nezaket ve mahremiyet vardı. Şimdi onun yerinde yeller esmektedir. N var bunda diyeceksiniz. Kabede tavaf ederken kendini çekmekle meşgul hacı efendi de olduğu gibi, hayat kamera için yaşanır olmuştur.
Ey kamera sen nelere kadirsin ve güçlü etkin var. Cenaze namazı kılarken medya mensupları katılmadıkları nazmı fotoğraflarken, tamda imamın ve cemaatin önüne geçip kıble şuuruna varmamıza mani olmasına ne demeliyiz.
Kameralı defin ve kameralı hayat yaşamın edep ve vakarını silip götürmüştür.
-------------------------------------------------------------------------------------
EN SON SABAH NAMAZINA, CAMİYE NE ZAMAN GELDİNİZ?
Bu sorunun cevabı ekseriyetle mahcubiyet vericidir. Beş vakit namaz kılanlar dahi bu suale alnı açık cevap veremezler. Yatsı ve teravih namazlarında bulunanların dahi yüzde sekseni dahi sabahleyin camiye gelmemektedirler.
Sabah namazına kalkamayan mümin, camiye gidemeyen mümin kendini ne zaman sorgulayacak? Bu problemini çözmeyen neyi başardığını sanıyor. İnsanı sabah namazına kaldıracak tek şey “imanın gücüdür”
Ne zili, ne saati ne de başka bir şey insanı kaldıramaz. Problem uyku değil, imanının uyuşukluğudur. Camideki yerin boş farkında mısın kardeşim.
Ebû Mûsâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İki serinlik namazını, sabah ve ikindiyi kılan kimse cennete girer.”
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan ALLAH’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.”
------------------------------------------------------------------------------
İFTAR HİKÂYESİ
Bir mümin ramazanda medineyi münevverededir. Mescidi nebevi de yere serili olan iftar sofraları anlatılmaz yaşanır. Giden görür, yiyen bilir.
Uzunca olarak yere serili naylon sofra bezleri ve karşılıklı oturan misafirler. Sofrada bulunanlar ise, “ruteb” denen ıslak hurmalar, pide, mırra denen kahve ve baş tacı zemzemden ibarettir.
Böyle bir iftar sofrasına davet edildim. Sofra mekanları önceden kişilere tespit edilmiştir. Bu sofraya davetli kişi, davet sonunda sofra sahibine, iftar daveti için teşekkür edince sofra sahibinin altıdan değerli şu cümlesi gelir. İftar benim değil, şu kabri şerifin sahibi Allah resulünündür, bizler onun hizmetkârlarıyız.
Her iftar sofrası bu ruhtan bir hisse taşımaktadır.
-----------------------------------------------------------------------------
İFTAR TAKVİMİ
Bir dostu gördüm ramazanda elinde reklam amacıyla basılmış ramazan iftar listesi vardı. Tarihten sonra…. Davet edilen yer veya kişinin adının yazılacağı kısım vardı.
Merak ettim gideceğimiz veya davet edilen yerler, davet ettiklerimizden ve verdiğimiz iftarlardan daha çoksa hayrımız az demektir. Zira temel kural; Veren el alan elden daha yüksek ve hayırlıdır hadisi bu hakikatin şahididir.
Peygamberimiz buyurur ki;
(Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir)
(Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.)
Kim bir Müslüman kardeşine iftar vakti yemek yedirirse, onun sevabı kadar da kendisine sevap yazılır. Yemek yedirdiği kimselerin sevabından da hiçbir şey eksilmez.”
Eftara indekümü’s-sâimûne ve ekele taâmekümü’l-ebrâru ve sallet aleykümü’l-melâike. (Yanınızda hep oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size dua ve istiğfarda bulunsun.)”
------------------------------------------------------------------------
TERAVİH
Ramazan ayının önemli bir şiarı da teravih namazıdır. Teravih namazında nelere dikkat etmeliyiz? Teravih, Arapça'daki "tervîha" kelimesinin cem'i (çoğulu) olup "teneffüs etmek, ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek" gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının sonundaki oturuş, "tervîha" olarak adlandırılmış; sonradan bu kelimenin çoğulu olan "teravih" sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur. Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir.
Peygamber Efendimiz Ramazan'da birkaç gece teravih namazı kıldırmış; daha sonra, teravihte cemaat farz kılınır da müslümanlar onu edaya güç yetiremezler endişesiyle yalnız kılmayı tercih etmiş; fakat, "Kim Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah'tan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır." diyerek ashabını bu namaza teşvik etmiştir.
Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalatu vesselâm) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur; "Allah Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim. Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek ihlas ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur."
Teravih namazının cemaatle kılınması kifaî sünnettir; yani, bir yerleşim yerinde en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir selâm vererek ikâme etmek en faziletli olanıdır. Aralarda çeşitli salat u selâmlar, Esmâ-yı hüsnâ ile müzeyyen niyazlar, "hizbu'l-hasin" ve "hizbu'l-masun" gibi dualar okunabilir.
-----------------------------------------------------------
TERAVİH NAMAZI KAÇ REKÂT?
Günümüzde bazıları Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi esas alarak teravih namazının sekiz rekat olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Ne var ki, İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimiz'in Ramazan'da yirmi rekât ve vitir kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiilî icması vardır. Nitekim, teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır. Malikî mezhebinde ise yirmi ve otuz altı rekât olduğu şeklinde iki görüş vardır; yirmi rekât olduğu fikri daha yaygındır. Binaenaleyh, çok yaşlı ve hasta kimseler, sadece sekiz rekata güç yetirebiliyorlarsa, hiç olmazsa o kadarını eda etmeli; ama gücü ve kuvveti yerinde olan mü'minler teravih namazını mutlaka yirmi rekat olarak ikame etmelidirler.
Ulema, teravih namazını Kur'an-ı Kerîm'i en az bir kere hatmederek kılmanın sünnet, birden fazla hatimle ikame etmenin ise bir fazilet olduğunu belirtmişlerdir. Selef-i salihin, Ramazan boyunca teravihte Kur'an'ın hepsini okumuş veya okuyan birinin arkasında namaz kılmışlardır. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde cemaatin durumu nazar-ı itibara alınarak, teravih namazını insanları camiden uzaklaştırmayacak bir şekilde kıldırmanın daha uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun isterse de hatim takip edilsin, ayetlerin tertil üzere okunması ve namazın da ta'dîl-i erkana riayet edilerek kılınması/kıldırılması gerekir. Yoksa yarış yapar gibi çok süratli bir şekilde ayetleri okumak, rüku ve secdeleri verip veriştirmek kat'iyen doğru değildir. Maalesef, son senelerde halk arasında "jet imam" tabir edilen kimseler türemiştir; teravih namazının ciddiyetine ve sıhhatine dokunacak manzaralar sergilenmektedir. Mü'minler, bu hususta temkinli davranmalı; teravih namazında ayetlerin tertil üzere okunmasına ve ta'dîl-i erkanın gözetilmesine dikkat etmelidirler.