İnsanımızın her taşın altında görmeye alıştığı İsrail paranoyasının bizim kabiliyetsizliğimizi, basiretsizliğimizi ve tembelliğimizi kamufle etme aracı olduğunu bizzat müşahede etmişimdir…
İnsanlığın faydasına olduğuna inandığım bir alanda yıllardır uğraşıp da yasanın verdiği olanaklarla işi resmileştirme çabamın sonunda bu işte de İsrail'in parmağı olduğunu anladım... 

Çünkü bu işten en fazla zararı İsrail görecekti...

Nedenini söyleyeyim: İnsanın en önemli sermayesi zaman ve sağlıktır ve ikiside gittimi geri gelmez…

Ülkemizde 40-50 yaş arasında en az 15 çeşit ilaç kullanan insanımız var…

Her yıl hayatını kaybeden 50 bin kanser hastası, basit ağrı kesiciler ve antibiyotiklerin neticesinde 60 binden fazla böbrek hastası kardeşimiz de var…

2011 yılında 55 bin kronik böbrek hastasının maliyeti 1,5 milyar doları aştı…

Türkiye’ninsağlık bütçesi 2013 yılında 84 milyar 390 milyon TL’ye ulaştı…

Romatizmal hastalıklar için 8,2milyar TL, kanser tedavisi için 2,3 milyar Avro…

31 Aralık 2013 itibarıyla Türkiye’de diyalize girmek zorunda kalan hasta sayısı 62 bin…

Türkiye’de, tüketilen ilaçlar arasında antibiyotikler 1. sırada yer alıyor…

Geçen yıl antibiyotiklere 1 milyar 253 milyon TL harcandı…

Türkiye yılda 1 milyar dolar ağrı kesiciye harcama yaptı…
Diyabetin Türkiye’ye maliyeti 13 milyar TL…

Sadece 4 kalp ilacının 2015 bütçesine 300 milyon lira yük getireceği öngörülmekte...

Gereksiz ilaç kullanımı Türkiye’ye yıllık 1 milyar dolar maliyet getiriyor…

Türkiye’de her yıl 500 milyon dolar değerinde hatalı ilaç kullanılıyor…

Ülkemizde antibiyotikler yüzde 16.5, romatizma ilaçları yüzde 13, ağrı kesici ve analjezikler yüzde 8.7, soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları da yüzde 7.9 oranında kullanım sıklığına sahip…

1 milyar ilaç çöpe…

ARTIK BAŞIM AĞRIMIYOR

Kullanılan ilaçların yerinekanunla yasalaşan ve de alternatif tıp denilen ve de başını hacamat ve sülük tedavisinin çektiği doğal ilaç ve yöntemlerden istifade ettim edeli tam 5 yıldır başım ağrımıyor…

Ne baş ağrısı için ağrı kesici ve antibiyotik alıyor, ne de kan sulandırıcıları (yukarıda sayılan ilaçların çoğunluğunun görevi budur, kullanmamış biri olarak söylüyorum) kullanıyorum…

Etrafımdaki insanların bu ilaçlara bağımlılığı gidermek için onlara da yardımcı oldum ve olmaya devam ediyorum…

İstiyorum ki geleceğin Fatihleri, Yavuzları, Sinanları genç yaşta şeker hastası, tansiyon hastası, kalp hastası olmasın…

İstiyorum ki özellikle gençlerimizi ilaç bağımlılığından kurtaralım…

İstiyorum ki Fırtınaları, Altay tanklarını kullanan askerlerimiz demir gibi olsun…

Fuzuli, gereksiz tedaviyi önleyelim; firmalara ne ilaç, ne de silah yardımı yapmayalım…

Uyuşturucu ile mücadelede verilen kayıpların yanında ilaçların yan tesirleri ile yitirdiğimiz gençliklerin hesabı yapılsa enteresan bir tablo çıkacağından eminim…

Çünkü yaşıtlarım şeker hastası, kalp hastası…

Böyle olunca da ne fikir kalıyor, ne zikir…

Hasta bir bedende fikir ne kadar gelişebilir ki…

Maalesef gönüllü olarak buna biz müsaade ediyoruz…

TIBBİ SÜLÜK

 

Bu alanın en önemli cevheri olan,nesli tükenmekte olan ve doğal ortamında yaşamaya çalışan tıbbi sülük, yani kan sülüğü üretmeye çalışıyorum 2 yıldır…

Veyeni yasanın getirdiği avantajlar ve bölgemizin en uygun şartlarda doğal yaşam alanlarında bulunmasından dolayı kiralama yolu ile kurumlar arasında gidip geliyorum uzun ince…

Neticede ben “İnsanımızın geleceği” diyorum, onlar “İneklere lazım” diyor…

Ben yukarıdaki maliyeti ortaya koyuyorum, onlar “Yer yok” diyor…

Ben “Görmüyor musunuz dünya ilaçla savaşıyor, bir şeyler yapmak gerek” diyorum, onlar “Yönetmelik” diyor…

Ben “Eğer şimdi yetiştirmezsek yarın ithal etmek zorunda kalacağız” diyorum, onlar “Kolay kolay yedirmezler sana bu alanları ” diyor…

Ben “Sizin ineğinizde, sit’inizde, kafanızda batsın” diyecek oluyorum, ama davam ve davalarına inandıklarım “Durmak yok, yola devam et” diyor…

 Neticede işin ehemmiyetini anlatabilmek bir kenara daha baştan onlarca ret cevabı alıyorum…

“Yönetmelikte yok… Alan yok… Sit alanı… Ya villa yaparsan… Kafamız basmıyor…” ve daha niceleri…

AVRUPA BİZDEN KAÇIRIYOR

Avrupa doğal stoklarını bitirdiği için tıbbi sülüğü bizim gibi ülkelerden kaçırıp ve çoğaltıp hem ilaçlarda hem de ürün olarak yine bize satmanın yolunu bulmuş…

Bizim şansımız doğal alanlarımız halen var ve bu ürün için ne insanın, ne hayvanın, ne de otun olmadığı; havası, suyu temiz, ücra köşeler talep edildiği halde cevap aynı: Ret… Ret… Ret!

Velev ki tam tersi olsun da şehrin en göbeğinde yada en güzel yerinde yetişebilsin bu hayvanlar, ne olacaktı?

Bir hastalığın, bir ilacın köleliğinden insanımızı kurtarabilmenin bedeli kaç öküzdür acaba…

Anladım ki insanımızın bir inek kadar değeri yokmuş…

Birkaç dönümlük arazide kurulacak ve sadece toprak havuz ve tel örgüyle çevrilecek tesislerde binlerce insanın hastalığını ve ilaçlarını devre dışı bırakacaktık…

Avrupa’da profesör unvanı ile anılan ve tüpler içinde eczanelerde satılan bu hayvancağızı basiret yoksunları yüzünden bir türlü yasalaştırıp çoğaltamadık…

5 yıldır baş ağrısı, antibiyotik vs hapı kullanmadım, benim gibi onlarcası var…

Sakarya da kullanmasın ya da Türkiye’nin çoğu kurtulsun bu basit değip de ömür boyu yan etkilerinden çekilen ilaçlardan…

En çok kim zarar görür, kimin cebine bulaşmış oluruz, hangi firmaların gözüne batarız…

MUSA’YI BEKLİYORUM

Unutmayın her şey bir şeyle başlar ve küçük şey yoktur…

Yıllardır öylece yerinde duran yerler böyle bir talebi karşılamadığı gibi yine yıllarca iki sarı öküze bekçilik edecek ve biz de sağlıkta devrim yapacağız, uzaya çıkacağız…

Tüm dünyanın doğala yöneldiği, ilaç tüketiminin azaldığı dönemde biz onların tezgâhına düşmeye devam edeceğiz öyle mi?

Eğer gençlerimiz bataklıklardan hazine çıkarmayacaksa, topraktan gübre yapmayacaksa, sinekten yağçıkaramayacaksa bu ülkede ne yapacağız, bu fırsatı ne zaman elde edip yenilikleri kendimiz deneyeceğiz?

Bizim cesur, basiretli, idealist yöneticilere ihtiyacımız var…Eski kafa ile devam edemeyiz…

O yüzden dedim ki ilaç firmalarının kimin elinde olduğunu malum…

Birazda paranoya kıvamında olduğumuzdan ya beni durdurmaya çalışıyorlar yada ben bir İsrail projesiyim…

Gölleri ve sülükleri ele geçirmeye çalışıyorum…

Yâda bize Bakırköy yolları…

Yoksa neden iki yıldır bir arpa boy gidemeyeyim…

Aklım karışık, bir şey bekliyorum o da Musa herhalde…

Ona bir kavuşursam bu milletin önündeki basiret körlerini tek tek Kızıl Deniz’de ıslatmazsam bende ahir zaman genci olmayayım…