“Cumartesi Anneleri”
Kayıplarını arayan insan topluluğuna verilen isimdir. Onlar yakınlarını madden ve manen kaybedenlerdir. Tatmayan bilmez derler. Onlar hep umutla yaşarlar ama korkuları hep yüreklerindedir. Her haberi “O” zannederler.
Kayıplar çeşit çeşittir. En zoru “devlet denen varlığın” kaybettikleri veya öyle sanılanlardır. Devlet yaşatmak için vardır, eğer insanları kaybederek varlığını sürdürüyorsa vay insanlığın haline.
Toplu cinayetler ve gizli mezarlar onların hep korkulu rüyası olmuştur. Kayıplar çeşit çeşit dedik ya. Kimi kaybolmayı kendi seçer ve gizlenir, kimini düşmanı veya yağmacılar yok eder, kimini de gizli eller yok eder. Fakat devlet denen tüzel kişilik bu işin üstüne ciddiyetle gitmiyor kanaati hâkim bu insanlarda.
Haberde duydum ki çocuğunu okula göndermeyen velinin evladını devlet aileden alacakmış, korkarım onları da bir gün kaybetmesin. Belki hepsini bulamayabilir ama önce kaybetmekten tevbe etsin, sonrada kayıplara fener olsun.
Kayıpları bekleyenler kınanmasın fakat başka amaçlara da kullanılmasın.
---------------------------------------------------------------
BUĞDAY OLABİLMEK

İslami hizmetler bir ziraat ruhuyla yapılmalıdır. Ziraatçı ektiğini biçer ve ondan hem tohumunu ayırır hem de gıdasını.
Mesela buğday eken kimse onu ihtiyacı için öğütür ve ondan un olur. Undan ekmek yapılır fakat un tarlaya ekilmez ve ekilse de ondan buğday yeşermez.
Bu sebepledir ki hizmetlerimiz buğday gibi olurken, kendi tohumu olacak buğdayını da temin etmelidir. Buğday üretemeyen hizmetler kendini öğütürler.
Değirmende un elde ederken, tohumluğumuzu da ihmal etmemeliyiz. Geleceğe ait hizmetler birer fide hükmündedir. Hizmeti sadece tüketen değil, aynı zamanda üretende olmalıyız.
“Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler.
Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider.
Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Fetih suresi 29)
------------------------------------------------------------------
PARKTA Kİ YALNIZ İNSAN

Parklarda bazen sabahın erken saatlerin de, bazen de gecenin ilerleyen saatlerinde tek başına oturmuş bay veya bayan görürsün. Dalgın mı dalgın. Bitkin, bakışları bulanık. Kiminin elinde sigarası, kiminin ise elinde telefonu ama çaresiz ve çözümsüz dertleriyle baş başa kalmış bir halde ve yapayalnız.
Yanlış anlaşılmasa konuşasım gelir anlat ki açılasın, çare bulasın. Ama olmuyor vesselam. Kimi eşinden, kimi işinden, kimi borcundan, kim bilir kaç dertten sığınmışlar yalnızlığa.
Yazıya sebep oluşu şudur ki; Bu yalnız kardeşler bir abdest alıp camiye gelip otursunlar ve mümkünse namazla ziyaretlerini taçlandırsınlar.
Zira namaz birbirimize dua yeridir. Ola ki, bu dualar size yol açar. En azından rahatlatır. “De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?” (Furkan 77) Yalnız değilsiniz. Sizinleyiz gelirseniz.
-------------------------------------------------------------------------------
GEÇ YATMAK FAKİRLİK SEBEBİDİR.

Uyumak için yatmak gerekir. Cemaat halinde uykunun vakti gecedir. Gece veya uyku vakti yatsı namazından sonrasıdır. Uykusuzluk tedavi sebebidir. Uyku düzeninin olmaması, hayatın düzensizliğine işarettir.
Uykusuzluğun ekonomik bedeli vardır. Bunlar üzerinde düşünüldükçe maddeler artacaktır. Öncelikle uyumayanlar için ışık gerekir. Işık bedeline “elektrik parası” denir. Her gece ortalama iki saat geç yatmakla bir haftada on dört saatlik bir israf ortaya çıkmaktadır. Buda belki en azında iki gecelik elektrik sarfiyatıdır. Bu hesapla bir ayın üçte biri gereksiz ödenen bir paradır ki varın gerisini siz hesap edin.
Geç yatmanın manevi fakirliği ise sabah namazına kalkamamak ya da cemaatine katılmamaktır. Buda fakirliğin dünyevi ve uhrevi fakirliğidir. Teknik direktör hikmet sevimi ziyarete gitmiştim zeki abliyle.
Rüstemlerdeydik, dışarıda oturuyorduk ve sessiz olun sporcular uyuyorlar dedi. Kendisine dedim ki uyumak mecburiyetleri var mı? Dedi ki; evet bizim istediğimiz saat de uyumalı ve uyanmalıdırlar. Dedim ki, siz tarikat şeyhi gibisiniz. Zira şeyhler müritlerine erken yatın derler. Kısacası başarı için genç ve şöhretli insanların erken yatıp kalkmaları doğal da bizim namaz için erken yatmamız neden yadırgansın.
-------------------------------------------------------------------------
“ÂLİM OL, KENDİNİ ARINDIR”

Bizim Huzeyfe ezberlemiş ve güzel güzel okuyor dinleyenler bilir. Bir kıtası şöyledir;
“Oğul, oğul, sen sen ol,
Ne şiddeti bağrında,
Ne hiddeti barındır,
Âlim ol, kendini arındır,
Kavgadan yana değil oğul,
Ricacı ol”.
Evet, bu şiirde ki “âlim ol kendini arındır” satırı çok dikkatimi çekmiştir. Biz başkalarını arındırmak için âlim olmaya çalıştığımızdan dolayı sonuç alamadık.
İlim arınmaksa, arınamadık. Zira niyetimizi ters yüz etmişiz. Asıl olan kendimiz değil mi? Ayet bakın ne buyuruyor; “Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir. (Maide, 105)
Kendimizi arındırmak asıl başkasını arındırmak ise, bunun meyvesidir.
-------------------------------------------------------------------
CAMİDE TELEFON ADABI

Haberin kutsal aleti. Olmazsa olmaz gibi herkesin elinde, belinde ve cebinde. Sözü uzatmadan söyleyeyim, camiye cemaat olanın telefon adabı da insanlara örnek olmalıdır.
“Zilini bana söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim”, diyesim geliyor.
Sakallı amcam, nu yüzlüm telefonunda şarkı, türkü yüklemişsin ve camide telefondan çıkan bu sesler başta namazımızı zedelemektedir. Bu durum aklımızın değerini nasıl kullandığımızı da göstermektedir.
Kimide ezan, ilahi ve Kur’an gibi sesler yüklüyor ve bunlar bazen de lavaboda abdest alma mekânlarında çalıyor. Bunların hepsi yanlış ilerdir.
Mümkünse zil sesini insanları meşgul etmeyecek sesler olsun. Namazda çalarsa, lütfen zili veya telefonu kapatın varsın sizin namazınız bozulsun da milletin kini bozmasın. Eğer namazınız bozulmazsa sevabınız zedelenir başkasının ki zedelenmesin.
Telefon adabı sadece camide değil, minibüste, toplantı da, işte ve her yerde önem arz eder. Zaten siz biliyorsunuz.
“Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman, 19)
--------------------------------------------------------------
DALLASTA MİSAFİRDİM
Teksas eyaleti vardır amerika da.(büyük harfle yazmadım, zihniyetini küçük gördüğümden)
Hendek’li Prof. Yusuf Ziya Kavakçı hoca efendinin evinde ve okulunda. 28 Şubattan tanıdığımız Merve Kavakçı’nın babasıdır. Bizim Orhan caminin merhum imamı Sabri kavakçı hocamızın akrabasıdır.
Öncelikle şunu ifade edeyim ki, hayalinizde ki kovboyların olduğu bir şehir değildir. Zengin bir kent. Düzenli ve temiz.
Hocamızın Osmanlı Türkü tarzında ki duruşu bir şeyh ve otorite durumundadır. Ardında cemaatle öğle namazı kıldım.
Okulunda Arapça başata olmak üzere dini ilimler kaliteli olarak okutulmak da ve okul resmi olarak tanınmaktadır. amerika da özel okullar kendi programlarını/derslerini kendileri seçmektedir. Bizim özel okullar için onlar devletin programını paralı okumak anlamındadır dediler.
Okul bir medrese veya Kur’an Kursu gibi. Kızlar örtülü, okul mescitle iç içe. Arapça kitaplar, hat yazıları vs okulun maneviyatı çık güzeldi. Tam bir külliye gibiydi, belki de öyleydi.
Hocamız okulu gezdirdi ve bilgi verdi. Sonrada evine yemeğe götürdü. Muhterem hanımları lezzetli bir sofra hazırlamış ve nezaketleriyle sunumu icra ettiler. Sonradan eve gelen kızları Merve ‘de misafirlere yeni kitabını tanıttı. Mutlu, seviyeli ve güvene dayalı bir aile yapıları vardı. Hoca efendi evinde ve okulunda vakur ve ağırbaşlı fakat kibirli değildir. Çeyrek asırdır gurbette olmanın dez avantajları var. Türkiye’ye dönmeme sebeplerinden biri de hizmet alanının daralmış olmasıdır.
Gurbette ki bu hizmet alanları Müslümanların nefes aldıkları mekânlardır. Hocamızın yanın da Adapazarı’nı, Hende’ği, köyünü ve tahsil hayatını konuştuk. Eskilere daldık ve geleceğe ümit taşıdık.
Ama Dallas cayar değil, Yusuf Ziya hoca’dır.