İnsan yaptığı işten niçin bıkar, tembellik eder, üşengeç olur, vazgeçer veya yoruldum der yığılır kalır. Kısacası başladığı işi niçin sona erdirmeden yarı yolda bırakır. Bir sporcu yarışmaya başlasa ve en önde olsa fakat bitiş çizgisine gelmeden yarışı bıraksa şampiyon olmuş sayılır mı?
İnsanın dünya en değerli iş “kulluktur”. Kulluk ne zamana kadardır acaba? Bayrama kadar mı, sanırsınız? Ramazanın başlangıcında ki heyecan ve sebat gün geçtikçe artacağına eğer azalıyorsa bunun birinci derecede sorumlusu kimdir. Din görevlileri mi? Yâda ebeveyn mi, yöneticiler mi? Kimdir sizce?
Camiler Cuma günü dolar, Ramazanın ilk haftasında dolar, sonra mı maalesef başladığı yere döner. Evet, azın azı olur ibadet şuur ve hizmetleri. Tembellik etmek mümin alameti değildir. Münafıklık alametidir. İşte Kuranın bu konuda ki buyruğu; “Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar, Allah da onların hilelerini ve oyunlarını bozar. Onlar namaza kalkarken üşene üşene kalkarlar, müminlere gösteriş yaparlar. Yoksa aslında Allah’ı pek az hatırlarlar”. (Nisa, 142)
Kuran namazı söylerken siz bütün ibadetleri namaz penceresinden düşünebilirsiniz. Evet aziz dostla yoruldunuz mu ki vaazlarda ve teravihlerde azalma başladı. Halbuki ayette; “Ve Rabbına kulluk yap tâ sana o yâkîn gelene kadar” (Hicr, 99) Bu ayette ki yakini bazı mealler “ölüm” olarak ifade etmişlerdir. Pekala, ölüm gelmeden ne oldu bize ki pes ettik. Yoruldunuz mu camiden, mukabeleden ve teravihte aziz dostlar.
% KAÇ
İstatistik ilmi çok gelişti. Herkes kazancının, harcamasının, kar ve zararının % desini öğrenmekte, bilmekte ve buna göre hareket etmektedir.
Şimdi bir soruda bizden, kendi nefsimize. Namazların kaçta kaçını veya % kaçını kılmaktasın. Hepsini kılmalı da, hakikat ve tatbikat nerede?
Namazları cemaatle kılarken % kaçını camide eda etmektesiniz. Bir hafta da, bir ayda ve bir yılda % kaç sabah namazına katılma oranınız. Karda mısınız zararda mısınız?.
Her gün zamanınızın % kaçını Kuran, hadis ve ilme ayırmaktasınız? Evet, gecenizin % kaçını teheccüd namazına ve dua, zikre ayırabilirsiniz? Müzzemmil suresi bize ders vermektedir.
Sahi ey nefsim % kaçlık müslümanım. İmanım % yüz olsa da, teslimiyetim % kaçtır?
“1 - Ey örtünen! (Peygamber)
2 - Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl).
3 - Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt.
4 - Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'ân oku.
5 - Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (Kur'an vahyedeceğiz).
6 - Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır.
7 - Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır.
8 - Rabbinin adını an ve bütün gönlünle ona yönel.
9 - O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O'nu vekil tut.”
FİTRE
Fıtır sadakası, Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların, kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için, yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadettir. Yoksulların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmak suretiyle, toplumda karşılıklı sevgi ve kardeşlik bağlarının pekişmesine vesile olan bu mali ibadetin meşru kılınmasındaki temel hedeflerden biri, insanların paylaşma bilincini canlı tutmaktır.
Bu sayede her Müslüman, ihtiyacı olan yoksullara az da olsa bir şeyler verebilmenin ve yardımlaşmanın sevincini yaşar. Bundan dolayıdır ki fıtır sadakası, zekâttan farklı olarak, daha geniş bir mükellef kitlesi tarafından yerine getirilir. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca 2013 yılı Ramazan ayının başlangıcından 2014 yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar en düşük sadaka-i fıtır miktarı 9,25 TL (Dokuz lira yirmibeş kuruş) olarak belirlenmiştir.
Miktar belirlenirken hadis-i şerifler, ülkenin mevcut sosyal-ekonomik hayat şartları ve bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacı göz önüne alınmıştır.
Belirlenen bu miktar, "asgari miktar"olup, sadaka-i fıtırda verilecek meblağ konusunda bir üst sınır bulunmamaktadır. Bu konuda ideal olan, herkesin kendi hayat standartlarına göre asgari günlük gıda harcamalarına denk düşecek bir meblağı vermesidir. Söz konusu meblağ, gıda gibi ayni olarak veya para şeklinde nakdi olarak ödenebilmektedir.
FİDYE
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
İsterlerse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye gücü yetmiyorsa Allah'tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
PEYGAMBERİMİN DİLİNDEN RAMAZAN
Hadisçi Muhammed İbni İshak İbni Huzeyme (311/923), Ramazan'ın fazileti ile ilgili olarak "Eğer haber sahihse" kaydıyla Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh'ın şöyle dediğini nakletmektedir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellembize Şaban ayının son günü bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu:
"Ey müslümanlar!
Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde 'bin aydan daha hayırlı olan' Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır.
Bu ay; Allah Teâlâ'nın, gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı (mübarek) bir aydır.
Bu ayda kim bir hayr işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.
Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.
Bu ay ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır.
Bu ay müminin rızkının arttığı bir aydır.
Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin onun kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır."
- Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkana sahip değildir… dediler.
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem;
"Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir" buyurduktan sonra hutbesine şöyle devam etti:
"Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden azad eder.
Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnud edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnud edecek iki işiniz; lâ ilâhe illellah diyerek Allah'ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah'dan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.
Kim bir oruçluyu doyuracak olursa Allah onu benim havuzumdan sulayacak, o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir."
Her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.
BİRKAÇ NOKTA
Gerçek İstikbal
Peygamber Efendimiz, Ramazan-ı Şerif'i müminlerin ferdî hayatları ve ahirete yönelik olarak kendilerine kazandıracağı neticeler açısından tanıtmıştır. Çünkü her Müslüman, kavuştuğu Ramazan ayından mutlaka kendisi için bir şeyler bekleyecektir. Bu beklentiler de elbette onun dünya hayatı ile ilgili olduğu kadar hatta belki de daha çok ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü mümin için gerçek istikbal, ahirettir.
Öte yandan bilinen bir gerçektir ki kişileri fert fert iyileşmeye teşvik etmek, toplumu belli bir iyileşmeye sevketmektir. Çünkü cemiyetler, fertlerden teşekkül etmektedir. Çünkü sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça büyür. Ramazan sevinci de paylaşıldığı ölçüde toplumu sarar.
Baha Değil Bahane
Sevgili Peygamberimiz aleyhissalâtü ve's-selâm Efendimiz, Ramazan'dan yararlanmak için ille de belli ölçüde maddi imkanlara sahip olmak gerekmediğini açıklamıştır. O, bu beyanı ile sanki "Allah Teâlâ rahmeti için baha değil bahane ister" demek istemiştir. Bir yudum su bile "bahane" niteliğini hâizdir. Zira iyilik kadar iyilik niyeti de önemlidir. O halde hiç kimse maddi imkânlarına bakıp bu ayda ümitsizliğe düşmemelidir. Peygamber Efendimiz'in "Allah'ı hoşnud edecek iki iş" olarak takdim ettiği, tevhid ikrarı ve mağfiret dileği, dikkat edilirse her müminin diliyle yapabileceği bir kolaylıktadır.
Tevhid inancı ve şuuru Ramazan'da bilhassa kelime-i tevhid'i sık sık tekrarlamak suretiyle yüreklerde güçlendirilmeli, kökleştirilmelidir. Zaten "Kalbler Allah'ı anmakla tatmin olur."
Gerek "Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi" gerekse Ramazan'da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, "Ramazanın fevkalade bir imkân" olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir.
Nimet de Sorumluluk da
Gerek "Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi" gerekse Ramazan'da yapılacak iyilik ve ibadetlerin başka zamanlarda yapılanlardan farklı karşılık göreceğine dair açıklama, "Ramazanın fevkalade bir imkân" olduğunu göstermektedir. Herkesin bildiği bir gerçektir ki fevkalde imkânlar, fevkalade sorumlulukları beraberinde getirir. Sevgili Peygamberimiz bir taraftan Ramazan ayında yapılacak işlerin kıymetini anlatırken bir taraftan da bu konulara ilgisiz kalacakların her zamankinden çok daha büyük kayıplara, zararlara uğrayacaklarını anlatmış olmaktadır.
Olumlu Bakmak
Söz bu noktaya gelmişken, Ramazan'a duyulan saygıdan dolayı yapılacak her hareketin mutlaka bir kıymeti olacağını vurgulamakta fayda görmekteyiz. "Ramazan dolayısıyla" diye başlayan levhalarla durdurulduğu bildirilen bazı faaliyetlerin, alınan tedbirlerin her birinin ayrı bir değeri vardır. Umulur ki bu tür davranışlar, Ramazandan bir şeyler bekleyen sahiplerinin önceki yanlışlarına kefaret olur. Toplumu din konusunda, dinî hayatın gereği hakkında bilinçlendirmeye yarayan her şeyi takdirle karşılamak, bu kabil teşebbüslerin yaygınlaşması açısından uygun olacaktır. Yılda bir ay süre ile de olsa toplumun dinî havayı daha yoğun şekilde teneffüs etmesine yardımcı olacak her girişimi, -kimden ve nereden gelirse gelsin- olumlu karşılamak, onlara, asıl olumluluklar sistemine çıkarılmış birer davetiye gözüyle bakmak herhalde daha iyidir.
Asıl acınacak olanlar, eski yaşayışlarında ve duygularında en küçük bir gelişme ve kıpırdama olmayanlardır. Bundan da kötüsü, Ramazan dolayısıyla güzelleşen günlük hayatı ve bunun topluma yayılışını hazmedememek, bundan rahatsızlık duymaktır.
Peygamberî Gerçeklik
Peygamberimiz'in Ramazan'ı "sabır ayı" olarak tavsif etmesi onun gerçekçiliğinin açık delilidir. Din ve ibadet disiplinine daha sıkı bir şekilde girmenin; bunun hisler-hevesler, çevre ve fiziki bünyede meydana getireceği değişikliklerin baskısına, saygısızlıklara, hasılı bütünüyle günlük hayata karşı sabrın en çok gerektiği ay Ramazan'dır. Bunu herkes kendi tecrübeleriyle bilir.
"Uzak kalamayacağınız iki iş, cenneti istemek, cehennemden kurtulmayı temenni etmek" tespiti de Peygamberimiz'in gerçekçiliğinin bir başka ifadesidir. Çünkü hiç kimse mutluluk ülkesi cenneti reddetmez yine aklı başında kimse de cehennemde azab çekmeyi istemez.
Cihad Ayı Ramazan
Efendimiz'in hutbesinden anlaşıldığına göre Ramazan, en tabii isteklerimizden en önemli görevlerimize kadar her şeyin değerinin çok büyük ölçüde arttığı bir mevsim olmaktadır. Bu, arzuların gerçekleşmesi için gösterilecek gayretlerin zamanı olmak bakımından Ramazan'ın "cihad ayı" olduğu anlamına gelir. Zaten bayram da cihadla kazanılan zafer sevincinin adıdır. (PROF DR. İ. LÜTFİ ÇAKAN)