Derler ki, dağlar ne kadar yüksek olursa olsun, yollar daima onların üzerinden geçer.

İnsanlar vardır, ‘kendilerine’, yani iç dünyalarına, yaptıkları yolculuklardan çok şeyler öğrenirler.

Gönüllerini hep yollara vermeyenler, başka nereye verirlerse versinler, pek anlam ifade etmezler.

Derler ki, Hz. Peygamber’e yakın olanlar, O’nun soyundan olanlar değil yolundan gidenlerdir.

İskender Pala soruyor: Gönül haritalarınızı kontrol ediniz; oradan çıkan yollar nereye gidiyor?

Yollar hiç, ama hiç kimseyi yolda bırakmaz. Yolda kalanlar, yolları terk edenler ve yolsuz olanlardır.

Şu âlemde pek çok âdemoğlunun tersine yollar, biteviye yol alırlar, ama had ve hudutlarını da bilirler.

Yollarda yürümek de insanoğlu içindir, bir yerlerde çürümek ve fosilleşmek de… Tercih âdemoğlunundur.

‘Yolda’ olduğu halde, kat ettiği yolların farkında olmayanlar, ancak ‘tesadüfî yolcular’ olmaya mahkûmdurlar.

Birileri bir zamanlar demiş ki: Yolunu ‘değiştirmeden’ devam ettiğin sürece ne kadar yavaş gittiğinin önemi yoktur!

Fikre katılın veya katılmayın, derler ki: yolun eğrisi olmaz; ama yolu doğru olanların yükü de ağır olurmuş…

‘Sonsuza kadar çalınmasını istediğiniz şarkılar’ varsa, hiç durmayın hemen kendinizi uzun yollara vurun.

Yol nedir ki? Kimilerine göre, ömür biter o bitmez; kimilerine göre de, ezan ile sala arasındaki kısacık mesafedir.

Yollar, insanlara, hiç bir zaman ve hiç bir yerde problem olmazlar; problem olanlar, insanların bizzat kendileridir.

‘Namaz için atılan her adımın sadaka’ olduğu gibi, yolculuk için yola atılan her adım, bazı ruhların rahatlamasıdır.

Her âdemoğlu gibi, her yolun da bir ömrü vardır, ama onların sahip oldukları ömür, insanoğlunun ömründen fazladır.

Bazı yolcular vardır ki, yollarda dertlerine derman ararlar. Bazıları da vardır ki, yollarda dert sahibi olup, çaresiz kalırlar.

Kimsenin sizi ve bizi ‘dağlar kadar’ sevmesine gerek yoktur; her çeşidi ile sadece yollar sevsin yeter, hattâ artar bile...

Sıhhat bulmak istiyorsanız, hiç durmayın yollara düşün. Vücudunuz biraz yorulur; ama ruhunuz dinlenir ve dinçleşir.

Sokrat bir zamanlar demiş ki: İnsanın şerefiyle yaşayabilmesi için en kısa ve en emin yol, olduğu gibi görünmektir.

Yolculardan yollarda kalabilenler olur; ama yolları, yollarından alıkoyan Allah’ın hiçbir kulu şimdiye kadar olmamıştır.

Yollar, üzerinde yürümekle aşınmazlar; ama ona lâyık olmadan yürüyenler, bir gün gelir paçavraya döner ve helâk olurlar.

Yollarda yorulanlardan bir şey olmaz; yarınlar, demir attıkları limanlarda rahatlarını bozup, yollara çıkanların olacaktır.

Dünya denen şu âlem, durmadan döndüğü gibi, insan da, yol da, birlikte yol alıyor. Ama çok kimse bunun farkında olmuyor.

Yollar, hangi coğrafya parçasında olurlarsa olsunlar, yollarına devam eden, Allah’ın hiçbir seyyah kuluna engel çıkarmazlar.

Yollar, ‘sürü halinde düşünenler’in yeri değildir; hele hele, başkalarının birileri adına düşündüğü mekânlar hiç değildir.

Kim bilir? Belki de yağmura, kara ve sele hiç gerek kalmazdı, insanlar bu kadar çok kirletmeseydiler yolları ve çevrelerini…

‘Âdap ve edep sahibi olmak’ demek, ‘yol-yordam bilmek’ demektir. Yol ve yordam bilenler ise, insanlığın mübarek kişileridir.

Hâsılı Vel Kelâm:

ÂAH, YOLLAR AH…

Sizler ne mübarek şeylersiniz!
Allah, kullarını sizlerden ayırmasın!
Hiç kimseyi ‘yolsuz’ yapmasın, ‘yolsuzluğa’ bulaştırmasın!