Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’yi kurduğunda bu milletin makûs talihini değiştirmeyi hedefledi.
Yasaklarla, yolsuzlukla ve yoksullukla mücadeleyi kendine şiar edindi.
Hak ve özgürlükleri genişleteceğini ve sözde değil özde demokrasiyi hâkim kılacağını müjdeledi.
Ülkenin kanını emen sermaye gruplarına, çetelere ve mafyavari oluşumlara savaş açtı.
Bu zor ve meşakkatli yolda nice engellerle karşılaştı, nice badireler atlattı.
Geçmişte de sahneye konan nice tuzaklara, şantajlara ve baskılara maruz kaldı.
Ama ne e-muhtıralara, ne parti kapatma tehditlerine, ne de buna benzer illegal girişimlere pabuç bırakmadı.
Dik durdu, sağlam durdu ve doğru bildiğinden hiçbir zaman taviz vermedi.
Merdivenleri sabırla ve tek tek çıkarak geride kalan 10 yılda birçok mucize başarıya imza attı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir vaatte daha bulundu ve bunu yüksek perdeden seslendirdi.
“Dindar bir nesil yetiştireceğiz” dedi Başbakan Erdoğan.
Ve bu amaca yönelik de bazı hamleler ve düzenlemeler yaptı.
İmam-Hatip okullarının önündeki katsayı sorununu ortadan kaldırdı.
Yerel yönetimlere de çağrı yaparak bu okulların sayısının artmasını sağladı.
Üniversitelerdeki başörtüsü problemini tarihe gömdü.
Eğitim sisteminde değişikliğe giderek “Kur’an-ı Kerim, siyer ve dini bilgiler” derslerini müfredata ekledi.
Sigaraya karşı müthiş bir savaş başlattı ve alkol yasasında düzenlemeye gitti.
Özellikle gençleri alkol ve sigara batağından kurtarmak adına adeta çırpındı durdu.
İstanbul’a belediye başkanı seçilmeden önce sözünü verdiği Taksim’e cami projesini yıllar sonra tekrar gündeme taşıdı.
Yurdun birçok bölgesinde görkemli camilerin yanında her ilde üniversiteler açtı.
Bu toplumun gençleri içki içmesin, sigara içmesin, kahve köşelerinde vaktini öldürmesin istedi.
Bu toplumun gençleri parklarda bahçelerde nahoş görüntüler verip anne babaların yüreğini sızlatmasın istedi.
Bu toplumun gençleri Kur’an okusun, namaz kılsın, İslam dininin gereklerine vakıf olsun istedi.
İmanlı bir gençlik, tertemiz ve pırıl pırıl bir gençlik ve de dindar bir nesil arzu etti Başbakan Erdoğan.
Son günlerde ülke çapında başlatılan eylemler sonrasında haliyle Başbakan Erdoğan da sorgulanır oldu.
Hem kişiliği, hem liderliği, hem de konumu tartışma konusu edildi.
Olaylar karşısındaki tavrı ve verdiği beyanatlar çokça eleştirildi.
Başbakan Erdoğan bana göre de söylediği sözlerle gerilimin artmasına neden oldu.
Ortamı yatıştırmak yerine dik gitmeyi ve ateşe benzin dökmeyi tercih etti.
Belki böyle yaparak hata da etti ama bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı.
Gerekli uyarılar ve tenkitler yapılmalı ama iş hakarete varan boyutlara varmamalıydı.
Seçimle iş başına gelmiş bir insanın istifası istenmemeli, bir kişiye kızıp da ülke ateşe verilmemeliydi.
Gezi Parkı’nda yaşananlar tabii ki tasvip edilecek, kabul edilebilecek ve de sineye çekilebilecek cinsten değildi.
Polis sadece Gezi Parkı’nda değil yıllardan beri hemen her eylemde kontrolsüz güç kullandı.
Biber gazı kullanımında da rekor üstüne rekor kırdı Türk polisi.
Toplumda telefonların dinlenmesinden tutun da birçok alanda korkular ve vehimler oluşmaya başladı.
Hükümetin yanlış ve hatalı uygulama ve kararları da oldu; gel zaman git zaman.
Ancak bunların hiçbiri hükümeti koltuğundan etmeyi gerektirecek, daha doğrusu istifa etmesini gerektirecek türden şeyler değildi.
Hele hele Başbakan Erdoğan’ı diktatör olarak nitelemek en hafif deyimle büyük bir haksızlık ve aymazlıktı.
Hesap yeri sokak, cadde ve meydanlar değil, sandıklar olmalıydı.
Başbakan Erdoğan dindar bir nesil ve müreffeh bir ülkenin savaşını verdi ve vermeye devam ediyor.
Bu savaşta belki de her yolu ve müdahaleyi mubah görüyor.
Yılların tabularını yıkıyor, bu güne değin yapılmamış şeyleri yapıyor ve girilmemiş alanlara giriyor.
Toplumlarda değişim her zaman sancılı olur ve bu türden olaylar vuku bulur.
Ama demokrasiyle yönetilen ülkelerde bütün hesaplar sadece ve sadece sandıkta görülür.
O yüzden “Hükümet istifa, Başbakan istifa” gibi söylemler her zaman ve zeminde sürekli olarak kaybedenlerin öfke nöbetlerinin bir tezahürüdür.
Başbakan Erdoğan belki çok sinirli, belki çok tahammülsüz bir insandır ama bu ülkenin başbakanı ve de bu geminin kaptanıdır.
Ve de gemi batarsa, bu topyekûn bir ülkenin ve her birimizin batışı demektir
Zor ama çok zor zamanlar yaşıyoruz.
Ahir zamanda yaşıyoruz.
Özgürlük, devrim, direniş gibi sözcükler kulağa çok hoş geliyor.
Cadde ve sokaklarda bağıra çağıra dolaşmak, her türlü keyif verici maddenin cazibesine kapılmak ve gençliği doyasıya ve pervasızca yaşamak herkesin işine geliyor.
Ama Başbakan Erdoğan dindar bir nesil yetiştirmek istiyor.
Bir tarafta gençliği doyasıya ve kuralsızca yaşamak…
Diğer tarafta ise dine ve diyanete uygun bir yaşam sürmek…
“Peki, senin tercihin hangisi?” diye sorabilirsiniz.
Hiç düşünmeden derim ki dindar bir nesildir benim de tercihim.
Fani dünyanın gezi parkları değil, baki dünyanın cennet bahçeleridir istediğim.