Sevgili okurlar,
Türkiye, son günlerde iki büyük saldırı ile sarsıldı..
Birincisi Cilvegözü, ikincisi ise Reyhanlı..
Türkiye’de büyük ‘ şok’ yaratan bu iki saldırı, Türkiye’de çok konuşulan ‘ barış sürecini’ öteledi.
Bir diğer husus ta, ‘akiller’ konusu idi..
O da bu arada unutuldu..
Tüm bu gelişmelerin ardında, Suriye konusu öne çıktı.
Tarihi süreç içinde Suriye hep başımızı ağrıttı..Yine de ağrıtıyor..Suriye’de Müslüman kardeşlerimiz yaşıyor. Bu kesim içinde orijini Türk olanlarda var.
Suriye’de Esad Ailesi’nin temsilcisi Beşar Esad iktidarda..Babasından yönetimi devralan Beşar Esad, eşi ile farklı bir imaj oluşturmuştu.. O ilk günün görüntüleri böyle idi..Suriye’de ılımlı bir gelişme, reformlar, gevşeme olacağı beklendi. Türkiye’de bu gelişmeler ile umutlandı. Ancak Beşer Esad’ın sert ve dikta yönetimi Türkiye’yi hayal kırıklığına uğrattı..
Türkiye’nin o malum politikası hemen değişti.
Bu değişimi ister istemez, Türkiye’de ağızlarına sakız yapanlar oldu. Haklı yanları da vardı. İşte bu başlangıçtaki değişimi, AK Parti iktidarı Türk halkına iyi anlatamadı. En büyük hata olarak ‘ Biz biliriz işimizi’ yaklaşımı öne çıktı..
‘Muhalefet ve bir kesim, siz işinizi bilirseniz, yola devam edin’ diye konuya yaklaştı.. Türkiye, Suriye konusunda ikiye ayrıştı..Yani ilk defa Türkiye, milli bir konuda ayrıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin politikaları hala da eleştiriliyor..
Bu eleştiride bulunanlar, uluslar arası alanda Türkiye’nin, yalnız kalması dolayısıyla da haklı çıktı. Başta ABD’nin başı çektiği, Fransa, Almanya üçleminde, Avrupa Birliği’nin tavrı kadar, konuya taraf olan Rusya ve Çin’in tavrı da, AK Parti iktidarını bu alanda zora soktu.
Bir de Cilvegözü ve Reyhanlı’daki bombalı saldırılar, haklı ya da haksız Suriye politikalarını eleştirenlerin ekmeğine yağ sürdü..
Bir de mülteciler konusu vardı.
Türkiye’ye resmi olarak gelen 200 bin mülteci ve gayri resmi olarak Türkiye geneline dağılanlar ile ülkede 550 bini bulan Suriyeli mülteciler konusunda, eleştiriler gittikçe katmerleşti. Bu konuda oluşan sorunlar birikti, kızgınlıklar, münferit olaylar insanları çileden çıkarttı..
AK Parti iktidarı bu sefer, provokasyonlardan bahsetmeye başladı..
Destek istedi.
’Bizimle birlikte hareket edin, milli menfaatlerde, milli politikada birleşelim’ isteklerini tekrarladı..
Hala bu sıkıntı devam ediyor..
AK Parti elinde tuttuğu çoğunluk ile, birliktelik ister gibi görünüyor!..
Ya da,’ olsa da, olmasa da fark etmez’ deyip geçiyor!
Anketler, bu alanda ölçü teşkil ediyor..
Hala büyük çoğunluğun oyu garanti görülüyor

* * *
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD gezisi ve Obama ile buluşması, bir bakıma Ak Parti’ye moral aşıladı. Yapılan açıklamalarda ABD ve Türkiye ekseninde belli bir birliktelik mesajları verildi. Ancak görünen o ki, Türkiye hala Suriye konusunda tek başına ve çaresiz..Çaresizliğin ötesinde Türkiye, Beşar Esad rejiminin düşmesini bekleyecek..
Gelinen bu noktada Özgür Suriye Ordusu’nun, Tunus, Libya ve Mısır’da olduğu kadar, hedefe kısa zamanda ulaşacağının sinyaller yok!
Bu nedenle, Türkiye derhal, mülteciler konusunda daha ciddi, daha duyarlı politikalar oluşturmalı ve takip etmelidir..
Suriye’ye geri dönen mültecilerin varlığı ise, hiç hoş olmadı..Demek ki, bu konuda yapılacak çok şey var.
Bir iki yöneticinin görevden alınması yetmez!
Daha ciddi, somut tedbirler gerekli..
Adapazarı’nda tatilde bulunduğum zaman, Suriyeli mültecileri görme imkanı buldum. Orada da onlara halkın bakışı mesafeli idi..Parklarda bile yabandan geldikleri belli oluyordu..
Parklarda toplanan ve vakit geçiren Suriyeli mülteci misafirlerimiz konusunda, hoşgörü, tolerans elden bırakılmamalıdır..
Zira bu konu, Suriye konusunda anahtardır..

* * *
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, özellikle ABD gezisinde, Birleşmiş Milletler’in(BM) yapısına ilişkin eleştirilerini sıralaması, son derece yerindeydi.
Türkiye, ilk defa BM’yi sert dille eleştiren ülke oldu. Çarpık yapıya dikkat çekerek, bu yapı içinde adil kararların alınamayacağını dile getirerek, gerekli reformların kaçınılmaz olduğuna işaret etti..
Türkiye, eleştirilerde haklıydı, onu çıkaran haklı olayları da sıraladı. Bosna-Hersek, Ruanda katliamlarını ve çözümsüzlüklerini örnek gösterdi.
Ve kanaya yara Filistin konusuna gelindi.
Bu husustaki çözümsüzlüklerin önünü tıkayan İsrail eleştirildi. Yapılması gerekenler açıklandı.
Eğri oturalım,doğru konuşalım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu konularda haklıydı..
Birleşmiş Milletler’in varlığı, dünyada huzura, barışa katkı yapmak değimliydi?
102 Ülkenin aldığı ortak kararı, bir iki ülkenin veto etmesi akıl almaz bir durum idi!..

* * *
Brüksel’de yıllardır yaşayan, NATO genel kurullarını takip eden, Avrupa Birliği koridorlarında diplomatları yakın takibe alan bir gazeteci olarak, Türkiye’nin dış politikasını elbette irdelememiz gerekir.
Türkiye’nin son on yılına damga vuran Ak Parti iktidarının, dış politikası, inişli, çıkışlı ivmeler içeriyor.
Çok gezen, çok dış temas yapan AK Parti iktidarı, bazı konularda güçlük çekiyor. Elbette dış politikada zaman mefhumu çok önemlidir. Ülkeler arasında güven ve icraat konusunda kararlılık göstermek, mevcut yönetimlerin birbirini tanımalarına bağlıdır.
AK Parti iktidarının en başarısız olduğu cenah, Avrupa Birliği cephesidir. Başlangıçta,’ daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları, daha fazla özgürlükler’ sloganı ile yola çıkan AK Parti iktidarı, AB üyeliği yolunda önemli reformlara da imza attı. Ancak bu reformlar, AB İlerleme Raporları’na olumlu yansımadı ve Türkiye’nin önüne her defasında yeni engeller çıkarıldı..
Ekonomik ve siyasi kriz içinde olan AB’de, Türkiye’ye bakış konusunda, farklı bir yaklaşım var. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın hala rakipsiz olması, AB’nin Türkiye’ye bakışını da etkiliyor. Ancak o üyelik yolunda beklenen adımlar ise hala atılmıyor. Bir endişe, bir güvensizlik ve bir korku hala var?.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başmüzakereci, AB Bakanı Egemen Bağış’ın açıklamalarından rahatsız olan AB’de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mesafeli bir duruş var. Kılıçdaroğlu’nun Brüksel ziyaretlerinde bunu gözlemlemek mümkün. Hele de son Brüksel ziyaretinde, üstelik AB Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda’nın, Kemal Kılıçdaroğlu’na çıkışı, bu yönde AK Parti iktidarına, yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir yeşil ışık olarak yorumlanıyor..
Türkiye’yi 50 yıldır kapıda bekletenlerin samimiyeti ve samimiyetsizliği ortada..Türkiye’nin tez elden AB politikalarını gözden geçirmesi kaçınılmazdır..Menfaatler noktasında, AB’nin iki yüzlülüğünü bilmeyen yok..Bunu Kılıçdaroğlu’nun Brüksel ziyaretinde bir kez daha gördük..
Bu nedenle, AK Partililerin, Kılıçdaroğlu’nun Brüksel’de zılgıt yemesini diline dolaması, Türkiye’nin milli menfaatleri noktasında, arzulanan birlikteliği daha da geciktirir.
AK Parti, özellikle dış politikada birlik ve beraberlik bekliyorsa, bu noktada ilk adımı atan taraf olmalıdır. Bu da, AK Parti’nin, ana muhalefete ve Erdoğan’ın tabiri ile ‘yavru muhalefete’ tavrı, kendi söylemlerinde şekillenecektir..
Komşular ile ‘sıfırlanacak politikalar’ konusunda, dış politikaya yönlendiren AK Parti, önce bu adımı içte atmalıdır. Bu da söylemlerin dozunun, tekrar gözden geçirmekten geçiyor..
Bu manada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son söylemleri ve eleştirileri, adalete havale etmesi ise kolaycılıktır..Bu söylemleri yargı temizleyemez!
Bu konuda, her kesimin, diline sahip olması gerekiyor!
Sağlıklı pazarlar dileği ile esen kalınız..