İslam, insan fıtratına en uygun bir dindir. İnsanın öz benliğine ve gerçek duygularına hitap eden ilahi bir dindir. İnsanın kendi nefsi de bu hakikata şahittir. Gelgelelim insan ve kibir bir araya geldiğinde bile bile gerçekleri inkar etmektedir.
İslamın hakikatleri ilahi kaynaktan alınınca, bazılarına göre irtica vs adı altında vaveyla koparılmaktadır. İnsanlar kendilerinden menkul bir ifadeyle bazı hakikatleri ortaya koyunca “insan kakı” oluveriyor. Aslında insan hakkı denen şeyler, islamın gerçek hakikatleridir.
Buyurun size iki hakikat;
1-“Bedenime Dokunma” kampanyasına dikkatinizi çekerim. Evet çocuk bedenime dokunma inisiyatifi adı altında etkinlikler yapıldığına şahit oluyoruz. İşte onlardan biri; “Bedenime dokunma isyanı. Çocukların cinsel, fiziksel, duygusal istismarı ile mücadele için kurulan Çocuk Bedenime Dokunma İnsiyatifi dün 23 Nisan kapsamında eylem düzenledi.
Ebeveynleri eşliğinde Ortaköy’de bir araya gelen çocuklar vücutlarına yapıştırdıkları “Çocuk bedenime dokunma” stickerları ile oyunlar oynadı. Ardından “Çocuk istismarına son” dileğiyle ellerindeki balonları havaya bıraktı.
İnsiyatif, katılımcılarla zarf içinde mektup paylaştı. ‘Çocuk’ imzalı mektupta Kars’ta öldürülen M.A. hatırlatılarak “Lütfen artık koruyun beni ve arkadaşlarımı” ifadeleri kullanıldı.”
2- “Bacaklarını Topla” kampanyası başladı.
“Bacaklarını topla yerimi işgal etme
Feministler, toplu taşıma araçlarında yaşanan tacize karşı bir kampanya düzenledi. Kadınlar bu kampanyayla kendilerini yok sayan erkeklik hallerine karşı farkındalık yaratıp, bu tacize karşı ortak ses çıkartmayı amaçlıyor.
İstanbul Feminist Kolektif (İFK), kadınların muzdarip olduğu toplu taşıma araçlarındaki tacizle ilglii bir kampanya düzenledi. Kampanyanın fotoğrafı oldukça çarpıcı ve aslında bir o kadar da bilindik. Bacaklarını kapatıp adeta kendini gizleyerek oturan kadın ile bacaklarını açıp rahatça oturduğu alana yayılan ve bunu çok da doğallıkla yapan erkek. Habere göre; bunun bir takıntı değil taciz olduğunu söyleyen kampanya ile kadınlar "Bacaklarını topla, yerimi işgal etme" diyor.
İstanbul Feminist Kolektif'in öncüsü olduğu kampanya, bir etiket (sticker) yapma fikriyle doğdu. Aslında toplu taşıma araçlarında ve bu tacizin yaşandığı alanlarda paylaşılması amaçlanırken sosyal medyada hızla yayıldı. Şimdi ise bu fotoğraflar #bacaginitopla #yerimisgaletme cümleleriyle paylaşılıyor.”
Bu iki kampanyayı da yürekten destekliyorum. Fakat çözüm tek taraflı olmamalıdır. Zira bu kampanyalar İslam ahlakının gereğidir, İslamı bir bütün olarak kabul etmeyenlerin, parçacı yaklaşımla çözüme ulaşmaları mümkün değildir. Eğer bu konuları bir din gönüllüsü yazıp söylerse çağ dışı olarak suçlanır. Ama feminist vs görüşte olanlar yazar ve söylerse insan hakkı kabul edilir.
Sistem ve rejimin kadını meta ve nesneleştirdiği bir dünyada daha çok taciz ve kampanyalara şahit oluruz. İslam ahlak ilkelerinin yok sayıldığı kadın erkek ilişkilerinde meydana gelen çatlaklar sadece denizde ki buz dağının görünen kısmıdır.
Nur suresi 31. Ayetinde son cümlesi şöyledir.” Hepiniz Allaha tevbe edin ey müminler. Ta ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız”
3- Uçakta Taciz;
Van-Ankara seferinde yaşanan taciz skandalından sonra bir taciz olayı da Anadolujet’in Bodrum-İstanbul uçuşunda yaşandı. Küçük bir çocuğu taciz eden yolcu pilotun talimatıyla uçaktan indirildi.
Hürriyet Kelebek yazarı Melike Karakartal Amerika uçağında yaşadığı taciz dehşetini yazdı. İşte Karakartal'ın yaşadıkları ve hissettikleri...Tanımadığım bir adam tarafından ilk defa sokakta elle taciz edildiğimde herhalde 16 yaşındaydım. Kaldırımda yürürken bir el hissettim, ben bağırıp çağırana kadar adam koşmuş, gözden kaybolmuştu bile...
Uçağa biniyorum, yerime oturuyorum.
Yanıma genç bir oğlan oturuyor. 16, bilemedin 17.
Önümüzde yan yana oturarak geçireceğimiz 8 saat var.
Beni rahatsız edebilecek “şüpheli” görünümde biri olmamasına seviniyorum. Sakin, çelimsiz bir genç adam…. “Taciz” böyle bir şey işte. Yaşayan bilir, önce “Acaba” dersin. Yapıyor mu, yapmıyor mu, bir türlü bilemezsin.”
Bu haberin İslam ışığı altında tahlile tutulması gerekir. Öncelikle kadın, yolculuk, mahremiyet, cinsiyet farkı, bakış, dokunuş ve alınması gereken tedbirler açısından islamın öğrettiği ve emrettiği esaslar uygulanmazsa hürriyet esarete dönüşür.
Ahzap suresi ayet 59. “Ey peygamber eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle. Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıpta eza edilmemelerine en elverişli olanıdır. Bununla beraber Allah bir gafur rahim bulunuyor”.
ELMALILI TEFSİRİ VE CİLBAB
Cumhuriyet döneminde meclis kakarıyla yazdırılan ilk tefsir diye resmi zevat tarafından söylenip de, tefsirde yazılanların yok ve yasak sayıldığı Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinden alıntıdır;
Ahzab 59- Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi'ndeki "Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.
Nur Sûresi âyetleri "Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar" (Nur, 24/30) ve "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar." (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.
CİLBAB; Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir." " Tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." "Çarşaf ve peçedir".
İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: "Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler' âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi."
Hz. Aişe'den rivayet edilmiştir ki; "Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle" âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah'ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi..." demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır. Bununla birlikte Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder:
1- Allah'ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır.
2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.
3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.