Türkiye geçtiğimiz 12 Haziran günü genel bir seçim yaptı. Türkiye’yi önümüzdeki 4 yıl yönetecek olan Parlamento üyelerini, yani kanın yapıcılarını seçti. Seçim sonucunda ortaya çıkan tartışmalar herkesin malumu…
Çeşitli siyasî ve ekonomik görüşleri temsil ettiğini ifade eden çok sayıda siyasi partinin karar makamı, yani üst yöneticileri, ister beğenin ister beğenmeyin, adaylarını belirleyip listelerini hazırladılar ve sonra da bu listeler Yüksek Seçim Kurulu’na teslim ettiler. Bu listeler ile herkesin bildiği ve idrak ettiği seçime gidildi. Ortaya çıkan sonuçlar da herkesin malumu…
Aday listelerinin açıklanmasıyla birlikte her partide bir “küskünler grubu” oluştu. Kendilerini, listelerde yer alan adaylardan daha “ehil” gören ancak listelerde yer bulamayıp hüsrana uğrayanlar, çeşitli şekillerde tepkiler ortaya koydular. Listelerde yer alan adayların hangi vasıfları göz önüne alınarak aday gösterildikleri bizce hiç malum olmadı ve olmayacak da… Ancak, aşağıda İnternet’te dolaşan kriterlerde, bir asır önce milletvekili olmak için ne tür vasıfların olması gerektiğini sıralanmış… O yıllarda milletvekili seçilmek için gerekli vasıflarla, günümüzde seçilmiş olanların haiz oldukları vasıfları karşılaştırmak oldukça ilginç bir görüntü ortaya koymaktadır.
Seçilmek için hiçbir fedakârlıktan (!) kaçınmayan, ancak seçildikten sonra ben oynamam diyen vekillerinin varlığı ve kendilerini seçen milletle alay edip, dalga geçmeleri ise ayrı bir ilginçlik…
İki defa İttihat ve Terakki'den milletvekili seçilen, sonra da Hürriyet ve İhtilaf Partisi’ni kuran, Damat Ferit Paşa hükümeti döneminde Ayan Üyeliği'ne atanan Mehmet Zeynelabidin Efendi, "Meşrık-ı İrfan Gazetesi"nde milletvekili olma kriterlerini açıklamış. Bu yazıyı Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi katalogunda 9521/2 sayıyla kayıtlı "İslâmiyet ve Meşrûtiyet" isimli eserde bulmak mümkünmüş… Yörede mahalli bir gazetede çalışan gazeteci Ali Akgül'ün birkaç yıl önce derlediği kriterler şöyle:
Bir asır önce Konya'daki milletvekili olma kriterleri:
Birincisi: Milletvekili adayı, aday olacağı şehirde uzun süreli oturmuş, yaşamış olmalı, halkın mizacını iyi bilmeli. Bir şehirde oturmamış veya çıkıp gideli uzun zaman olmuş adamların bir kere iyi olup olmadığı bilinemez.
İkincisi: Şehre yarayacak her türlü kanunu ve o şehir halkının saadetini icap edecek şeyleri düşünüp beğenmeye ve böyle bir arayan toplamaya muktedir olmalıdır.
Üçüncüsü: Devletin şan ve şerefini düşünmeyecek kadar cahil olmamakla birlikte, sefih de olmamalıdır. Çünkü kendi malı kendine teslim edilemeyen sefih bir adama bu gibi vazife verilemez.
Dördüncüsü: Hükümetin kanunsuz ve haksız işlerini yüzüne beraber söylemek hususunda kimseden korkup çekinmez ve ölmekten bile kaçınmaz, dünya için kimseye müdane etmez olmalıdır.
Beşincisi: Parayı görünce her şeye boyun eğecek kadar bağrı yufkalardan ve parayı çok sevenlerden olmamalıdır. Yoksa milletin menfaati zayii olmak ihtimali ziyadeleşir ve memleketi açık açık uçuruma sürekler.
Altıncısı: Memuriyetini muhafaza etmek ve başka bir menfaatini korumak için şuna buna yüzsuyu dökmüş (ağlamış), kendisine haksızlık edenlere göz kırpmış, kendisi haksızlık etmiş olmamalıdır.
Yedincisi: Rüşvet almış, para ile onun bunun hakkını satmış, mahvetmişlerden de olmamalıdır.
Sekizincisi: Halk içerisinde zulmü, işkencesi olanlardan olmamalıdır.
Dokuzuncusu: İki sözlü, ikiyüzlü adamlar da milletvekili olamaz.
Onuncusu: Şunun bunun ayıbını arayan, daima iki kişi arasındaki gizli sırları anlamaya çalışan, hiç yoktan tertip türetenler de aday gösterilmemelidir.
On birincisi: Milletvekilliği bittikten sonra kendini idare edecek bir işi veya zenginliği olmayanlar da aday gösterilmemeli. Çünkü bu özellikleri olmayan kişiler hükümetin ayıbını örtüp boyun eğmeye mecbur kalırlar.
Kendilerini,
‘Dünyalar kadar değerli’ zannedenlere
Kısa bir not:
Dünya beş para etmiyor!…