“Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor / Eski zamanlardan bir cuma çalıyor” Attila İlhan merhumun en sevilen şiirlerinden biridir, hadi devamını da hediye edeyim size: “Durup köşe başında deliksiz dinlesem / Sana kullanılmamış bir gök getirsem / Haftalar ellerimde ufalanıyor / Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem / Ben sana mecburum sen yoksun.”
Mevzu, şiirdeki “Cuma”dır. Dolayısıyla biraz günlerden söz edeceğim. Bahanemi de söyleyeyim. Hazır ciddi şeyler yazmaktan sıkılmışken... Derin bir nefes olmayacak belki ama... Engin aradı, Arapoğlu, gazetemizde, yeniden ve yeni bir görevi var. Kolay gelsin. İlk icraatı benim yazı günümü değiştirmek! Salı’ya aldı yazı günümü. “Salı sallanır” dedim ama dinlemedi. Zeki Ağabey de beni Cuma’dan Perşembe’ye almıştı. Oysa “Cuma”ları yazıyordum ben. Hatırası vardı. Selahaddin Ağabey’in anlattığı bir anekdot. Mısır’da El Ahram diye bir gazete varmış. Orada bir yazar sadece Cuma günleri yazarmış. Ve o gün, yani o Cuma, gazetenin tirajı tam 200 bin adet artarmış.
Bakalım Salı günleri Yeni Sakarya’nın tirajı ne kadar artacak?
Günlerden söz açılınca, ne kadar kültürlü bir insan olduğumu göstereyim dedim. Orijinal adı: Cronica de Una Muerte Anunciada. Yazar: Gabriel Garcia Marquez. Kitabın orijinal dili: İspanyolca. “Kırmızı Pazartesi” diye çevirmişti rahmetli Faik Baysal. Eski zamanlardan çalan “Cuma”lar, kırmızı “Pazartesi”ler... Bitmedi. Adapazarlı yazarımız, çok sevgili insan Faik Baysal’ın da “gün”lü bir kitabı var: “Perşembe Adası”. Hadi ne kadar da araştırmacı olduğumu göstereyim ilaveten kültürüme! Yayınevi: Varlık. Yayın yılı: 1955. Karton kapaklı. Durum: İkinci el. Kondisyon: Temiz. www.nadirkitap.com
Selim İleri'nin “Cumartesi Yalnızlığı” mutlak anılmalıdır bu bahiste. İleri'nin ilk hikâye kitabı. Yoksul bir kız. Fabrikada çalışır. Cumartesi, kaynakçı sevgilisiyle Gülhane Parkı. Bir Cumartesi, sevgilisini bulamaz. Hiç bulamaz bir daha. "Yalnızdım, cumartesiydi. Cumartesi tek sevinç günümdü, kötü geçemezdi dost yüreklim, sensiz olamazdım..." Benim de bitmeyecek bir romanım var, adı: “Pazar Hiçbir Gündür”.
Edebiyat Günleri diye bir şey var. Bence “Günlerin Edebiyatı” da olmalı, bunun üzerine yazılmalı. Serhat Demirel, huuu. Sadece günler mi? Aylar hakkında da konuşmalı. “Haziran’da Ölmek Zor” mesela. Hasan Hüseyin. Ah Hazreti Rasulullah, Haziran’da göçüşün Alem-i Cemal’e. Hep orada değil miydin? Benimki de söz mü?
Anlayacağınız, bu son Perşembe yazım. Günlere de vefa göstermek gerekir. Senelerce yazmışım Perşembeleri. Salı’yı görünce unutuvermek yakışır mıydı? Bu da bir Perşembeye veda olsun. Günler güzellemesi sayılmaz elbette, tohum niyetine, belki ileride... Salı’ya görüşünceye kadar, hoşça bakın zatınıza demeden evvel, Perşembeleri yayımlanan yazılarımın, tıpkı bu yazı gibi her Çarşamba, son dakikada yazıldığını söyleyerek “Çarşamba”yı da anarak tamamlayalım hem vefayı hem haftayı. Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur”. Bunu da biliyoruz da, fazla kültürlü gözükmek istemiyoruz, ey okur.