Ne zaman Güneydoğu sorunuyla ilgili olumlu bir adım atılıyor, akabinde ülkeyi ayağa kaldıracak tehlikeli olaylar meydana geliyor...
Canı yanıyor insanların, analar ağlıyor, çocuklar yetim kalıyor...
Böyle giderse çözümsüzlük yarım asra varıp dayanacak gibi görünüyor...
Kangren haline gelmiş halledilmesi son derece zor bir meseleyi "hadi çözün" diye Hükümet'e havale edenler biline ki, her iki kesimden anaların ağlamasına katkıdan gayrı bir beklentisi olmayan iyi niyet yoksunu kan ve gözyaşı tacirleridir...
Onun içindir; ne zaman çözüme doğru bir adım atılsa içimin yanışı, olacaklardan dolayı...
Bu defa "önder vasıflı" tutukludan gelen ılımlı ve olumlu sözlerden yola çıkıp bir hayli ümitlenmiştim barış, huzur, kardeşlik adına...
Onu da yakıp, yıkıp geçtiler, 13 vatan evladının başına indirdikleri bombalarla...
Bundan sonra ne olacak?
Oyuna gelip öfkelenmek, aklı bir kenara atıp hırsla ve hislerle hareket edip, ülkeyi kan gölüne çevirmek isteyen acımasız kara vicdanlıların ekmeğine yağ sürüleceği endişesi taşıyorum...
Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'ın bir nebze de olsa böyle olmayacağını gösterir sözleri, serin açıklamalar olarak düştü ülkenin gündemine...
Şimdi her zamankinden çok çok daha fazla akıllı harekete ihtiyaç var...
Ortalık kaynıyor fokur fokur...
Fırsat düşkünleri ellerini ovuşturuyor...
Oyunlara gelmeden ve bir bütün halinde sorunu bitirecek, kalıcı, güvenilir ve inanılır projeler geliştirip uygulamaya koymak zorundadır, Hükümet...
Ancak, bir başına yapacağı ya da üstesinden geleceği bir sorun olmaktan çıktı, bu büyük dert...
Bu işi devlet sorunu olarak ele alıp tüm etkili. yetkili kurum ve kuruluşları da içine alacak bir çözüm şekli üzerinde birleşmek kaçınılmaz oldu...
Zira, her olumlu girişimi engelleyecek şeytani tuzaklardan kurtulup selamete varmak hiç de kolay olmayacağa benziyor...
Dileğimiz odur ki; akan kan dursun...
Bu ülke hepimizin, kardeşçe yaşamak ve kalkınmak varken, oyuna gelip acılar içersinde kıvranmak niye?
Her şeye rağmen ülkeye pahalıya patlayan, acımasız zalimliklerin tezgahlandığı bu oyunun bir gün biteceğine inanıyorum, hem de yürekten...
Bir şey daha var; bunun için uzun süre beklenilmeyeceği hissi var giderek içimde büyüyen...
Bu duygularla, bu aziz vatanın huzura kavuşmasında kanları, canları, bilgi ve birikimleriyle mücadele eden ömür tüketen herkese ve kesime kolaylıklar dileğiyle Bizim Bahçe'den ayrı ayrı "orkideler" göndermek istediğimin altını çizmek isterim...
ÇARK DİVAN...
"Hayat insanı iki grupta topluyor" dedikten sonra "3K" ve "3S" formülünün içeriğini açıkladı felseye meraklı bir dost, sohbetin koyulaştığı bir Çark Divan akşamında...
3K'yı "kandıran, korkutan, kışkırtan"lar oluşturur, 3S'yi ise "sev, sevdir, sevindir" anlayışını benimseyenler...
Hayat bu iki kesim arasında gidip gelen bir yaşam biçimidir...
Tercih insanlara kalmıştır...
"3K" içersinde yer almak zor değil, aksine çok da kolay...
"3K"ya inananlar zaman zaman da olsa galipmişcesine ön plana çıksalar da, her ne kadar!
Sonunda, kaybeden, yenilen hep onlar olur...
Buna karşın "3S" sınıfına dahil olmak sanıldığı kadar kolay değildir...
Bedel ister, fedakarlık ister, bilgi, merhamet, yürek ister...
Gayret gerektirir, ayrıca...
Sonu aydınlığa, huzura, mutluluğa götürür insanı...
Şimdi soralım Bizim Bahçe tiryakilerine; "Hangi grupta yer almak istersiniz?"
"3S"de buluşup orkideler, güller, sümbüllere mi, yoksa "3K" deyip iri dikenli kaktüslere, zehirli zakkumlara mı uzatırsınız elinizi?
Tercih sizden, çiçekler bizden olsun efendim...
BLERİM'İN DÖNÜŞÜ!
Olgunlar Turnuvası'na geldiği sırada görüşmüştük, Sakaryaspor'da bir zamanların son derece başarılı, bir o kadar da fedakar futbolcusu Blerim Mula ile...
Dert yanmıştı Kosova'daki yaşamdan, yaşantıdan...
Yıllar önce Adapazarı'nda iken bir Türk kızı ile evlenmiş, nikahında bulunmuştum...
Bir dönem birlikte geldiği futbolcu arkadaşı Faton Bingazi ile dairemde kiracı olarak bulunmuş son derece iyi niyetli, o derece inançlı ve Türkiye sevdalısı bir gurbetçi olarak tanımıştım onu...
Yanılmamışım, o alev içinde yanar durur, bugün dahi...
Son buluşmamızda iki çocuğunun Kosova'da yetişmesini istemediğini, onları kaybetmekten korktuğunu söyleyerek Sakarya'ya dönmek arzusunu dile getirmişti, utana sıkıla...
Onun bu büyük hayali, bir gönül adamı olarak Sakaryaspor Başkanı Halit Evin'i de harekete geçirmiş olacak ki, yeniden düzenlenen Altyapı'da Timur Şahinel'le çalışması kararına varılmış...
Ne kadar sevindirici bir gelişme...
Kosova'da bir futbol okulu yöneten, bu yönüyle hep futbolun içinde kalmayı başaran Blerim'in Sakarya futboluna ve gençlere katkısı büyük olacaktır, sanırım...
Blerim'e hoşgeldin diyerek başarı çiçeği "mimozalar", ona bu fırsatı tanıyan babacan Başkan Halit Evin'e ise "laleler" gitsin istedik Bizim Bahçe'den...
BAYRAK AİLESİ'NİN
ACISI BÜYÜK...

Sakarya'nın tanınmış Aileleri'ndendir Bayraklar...
Orman ürünleriyle ilgili geniş kapsamlı bir işkoluna sahiptirler...
Aile'nin büyüklerinden Ahmet Bayrak'ın eşi, Ferit ve Gökhan Bayrak'ın anneleri Kıymet Bayrak da yalancı dünyaya konup göçenler kervanına katılmış bulunuyor...
Merhume'nin cenazesi bugün öğle vakti Yağcılar Atak Camii'nde kılınacak cenaze namazını takiben Emirdağ Aile Mezarlığı'nda toprağa verilecek...
Bayrak Ailesi'ne acılarını paylaşır sabırlar, Merhume Kıymet Bayrak'a Yüce Mevla'dan rahmetler diliyoruz...