İsmet Özel’in “Propaganda” şiirindendir dizeler. Selahaddin Şimşek’ten dinleyecektiniz. Bulvar’da, seksenlerin sonunda, memleketin kurtulması için önce insanın kurtulması gerektiğini konuşarak yürüdüğümüz gecelerde. “Artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan / saçları taranılmaktan usanmışlar / sinemalara saklanıyorlar kışın / yaz olunca denizin yalayışlarına / kaldırımlarda demokrat / otobüslerde dindar / geceyi / saatlerine bakarak anlıyorlar…”

Laikleri, modernleri, batıcıları eleştiren, küçümseyen bir ton var mıydı acaba sesimizde? Muhakkak. Onlar hayatı ıskaladığımızı düşünüyordu, biz de onların hem hayatı hem de ahireti. Yoktu aslında birbirimizden farkımız. Ama biz “Osmanlı Bankası”ydık. Ben iki tarafın da haksız olduğunu ne zaman söylemeye kalksam, dost(!)lar kazandım. Ne Kemalistler(!) seviyordu gerçeği, ne İslamcılar(!)

İsmet Özel, “İrtica Elden Gidiyor”u yazarken Engin Ardıç “seksi” dergilerde yazıyordu. Sonra Uzan’ı destekledi. Tam zamanında tabii, tutuklandıktan sonra değil. “Şarabını Lübnan’dan önemli” sayan “Ardıç Kuşu” Kemal Tahir’den öğrene öğrene Türk erkeğinin psikolojisini öğrenmişti. “Karısını çıplak gezdirmez ama kara çarşafa da sokmaz.” Acaba?

Engin Ardıç’tan ne istiyorum? Hiç. “Bu dünya bir cenabetin elinden öbür cenabetin eline geçen bir hamam tasıdır.” Kimse ölümsüz değildir ve kafatası hamam tası kadar işe yaramaz mezara girdikten sonra. Tepemizin tası Mimar Sinan’ın kafatası gibi mezarından çıkarılıp ölçülecek sonra da mason locasında tekris töreninde kullanılacak kadar nadide falan da değildir. Birilerinin, bir ideolojinin, bir partinin ülkeyi ya da dünyayı kurtaracağını sanmak olsa olsa gaflettir. Sultan Süleyman bile babası Yavuz Selim’in dediğince “zebun” olmuştur bir Hürrem’e. “Şengül Hamamı”nın müstehcen dilli yazarı yıkama yağlama ve müşteri memnuniyeti konusunda becerikli sayılabilir ama ufku gerçek bir hamam tellakının ufkundan geniş değil.

“Hükumetin ısrarla iddia ettiği gibi 10 bin dolara çıkarsa (milli geliri kastediyor. C. Z) meseleye daha serin bakacağız. Aldık diye tepinmeyecek, alacaklar diye korkmayacağız. Milli gelir 6 bin dolarda kaldığı sürece ölürüz ve öldürürüz.” 2007’de yazmış Engin Ardıç, Akşam Gazetesi’nde. 2011’de, Silvan’da 13 şehit. Ne ilk ne de son. Eee? Milli gelir artık 6 bin dolar da değil. “Hangi sorunumuz günümüzün sorunu?” demem boşuna değildi. Peki bu kafayla hangi sorunumuz yarın çözülmüş olacak? İşimiz karışık, kafamız karışık. Mutlakiyet yerine Cumhuriyet, padişahın kulları yerine özgür bireyler, tebaa yerine hukuk devletinin eşit vatandaşları yolunda onca yolu tep sonra da demokratik usullerle mutlakiyet yolunda hızla ilerle. Seviyoruz demek ki “tek adam” yönetimini, Atatürkmüş, Erdoğanmış fark etmiyor.

Selahaddin Şimşek’in sık sık okuduğu o dizelerden hemen önce “Köleler gördüm, karavaşlar / hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı” diyordu İsmet Özel. Herkes, hepimiz, kimlerin ayaklarını yıkamakta olduğumuza bir bakalım. Şiirin sonlarına doğru da, “Susmak elbette zehirlidir / ve rahatlık getirir yazıklanmak da.” diyordu şair. Fenalıklara karşı susanlar! İleride “keşke” diyebileceğimizi hiç hesaba katmayanlar! Vicdanınız rahat mı? Yazıklanacak hiç mi bir şey yok Allahaşkına?

Eczacı Engin Gündoğar’a not: Sezarlar, gladyatörlerin haklı olup olmadıklarıyla ilgilenmezler. Hepimiz zavallı gladyatörleriz. Hadi Engin Ardıç locada diyelim. Senin onun yanında ne işin var? Kan döküldüğünü seyrettikten sonra hangi Tiran’ın yanında oturduğunun ne önemi var?