Yazılara bir süre ara verince ortalık yangın yerine döndü.
Ne çok sevenim, ne çok okuyucum varmış meğerse.
Ramazan dedim, mübarek ay dedim; şöyle uhrevi bir yolculuğa çıkayım dedim kendi içimde.
“Ahmet buraya aday, Mehmet oraya aday”, “Toçoğlu şunu yaptı, Toçoğlu bunu etti” diye yaza yaza boğmayayım dedim milleti.
Hatta vaktimi sosyal medyada harcamayayım diye Twitter ve Facebook hesaplarımı da kapattım.
Birinci sayfayı yapar, sonra tezgâhı kapar evime giderim diye programladım kendimi.
Ama olmadı.
Son zamanlarda yazılarımı beğenmeyen “Ah şu bizim CHP’liler” bile arayıp neden yazmadığımı sorar oldular.
Şunun şurasında bir hafta yazı yazmadık, herkesin kafasında “acabalar” oluşmaya başladı.
“Yoksa işi mi bıraktı, acaba sansür mü yedi” diye düşünenler bile oldu.
Her arayan aynı şeyi söyledi: “Yaz be kardeşim yaz…”

Dorukkent’ten bir vatandaş mail attı.
Benim daha önce defalarca yazdığım meseleden dert yandı.
“Otobüs istiyoruz otobüs, yeni güzergâh istiyoruz” diye feryat eden kardeşim mailini şöyle bitirmiş:
“Yazılarınızda bu konuya da yer vermenizi istiyoruz.
Yazın da çözsünler şu sorunumuzu…”

İşçi İsmail aradı birkaç gün önce.
Tulumunu giymiş yola koyulmuş yetişmek için mesaisine.
Gazeteye de uğramış ama bulamamış beni.
Aradı: “Bizim fabrikada şehir dışından gelen işçiler var” dedi.
“Çalışıyorlar bu adamlar üç kuruş paraya.
Yetişmiyor keseleri iftarlarını açmaya.
Hani nerede belediyelerin iftar çadırları?
Yaz kardeşim bunları…”

Telefonum hep sessizdedir benim.
Nedenini bilenler bilir.
Bir ara unutmuşum masada, aldım baktım ki Cemal Ağabey (Kamacı) aramış.
Hemen döndüm geriye.
“Hayırdır kardeşim, neden yazı yazmıyorsun? Bir şey mi oldu yoksa?” dedi, sonra başladı yine sağ olsun övgülerini sıralamaya.
“Yaz kardeşim, sen yazınca güzel yazıyorsun, istifade ediyoruz” dedi.
Estağfurullah!

Facebook’ta göremeyen, Twitter’da göremeyenler arayıp sormaya başladı sonra.
Öğrenmeye çalıştılar uzaklaşmamın nedenini.
“Olmaz” dediler hep bir ağızdan.
“Biz seni sosyal medyadan takip ediyoruz. Engin ne yazmış bugün diye pusuda bekliyoruz…”

Direndim, direndim, direndim!
Sonra bir gün “kıymetli büyüğüm” çıkagelmez mi?
“Bu adam niye yazı yazmıyor” diye sordu Zeki ağabeye (Aydıntepe)!
Sonra bana döndü: “Yazın kardeşim. Vatana, millete, memlekete faydanız olsun…”
“Sosyal medyayı da kullanmak lazım” dedi bu devirde.
Eeee dedim tamamdır, yazmanın vakti gelmiştir; zira emir büyük yerden.
“Al eline kalemi, yaz başına geleni” dedim kendi kendime.
Bu kadar uzun girizgâhtan sonra bitirelim artık yazımızı; yaşanmış, ibretlik bir hikâyeyle…

1980 darbesi sonrası…
Süleyman Demirel’in siyasi yasağı sona ermiş.
Yıllar sonra tekrar dönmüş miting meydanlarına.
Samsun, Bafra…
Meydan hıncahınç dolu.
İnsanlar onca yıldan ve yaşanandan sonra Demirel ne söyleyecek diye nefeslerini tutmuş bekliyor.
Demirel önce bir bardak suyla boğazını temizliyor ve alıyor eline mikrofonu.
“Sevgili Bafralılar” diyor:
“Nerede galmıştık?”