* Necip Fazıl’ın ‘tekten de tek, bir tek, tek başına tek; O var’ mısraını Sezai Karakoç’un ‘Yoktan da vardan da ötede bir var vardır’ mısraıyla birlikte okumak…
* ‘Allah’ım eşyanın hicâbındasın’ mısraını okurken kalbimde bir sızı ansızın, yüzümde hafif bir pembeleşme…
* ‘Fakire ziyafet’ diye ‘dua’ ediyor Üstat; ‘ballar balı’nı bulamadan cânı yağma etmek yok! * ‘Bal sensin, varlık petek’, yine ‘arı-bal’ diyalektiği. Hasan Dede de ‘Arı biziz bal bizdedir’ diyordu.
* Gerçek hürriyeti ‘köle’ olmakta bulan Üstat, ‘nurdan heykeller’in gölgeleri vuruyor yüzüne; orada ‘ebedî hasat’ını yapıyor güneş…
* ‘Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir’ diyor Üstat; evet, yollar da ‘bende’ bu yolda…
* ‘Ben’ de ‘başdönmesi’ ve ‘uçurum’um kendi halimce…
* Necip Fazıl, ‘Ne kendisi yâr, ne kimseye yâr’ mı? Belki kendine ağyâr…
* ‘Nefs’ ile ‘nefes’ arasındaki tek harflik farkta saklı bütün bir varoluş… Nefs, yani ‘göğsü yakut ve safir’ olan o ‘köpek’, terbiye edildi şiir ile. * ‘Avcı yenik şikâre’, vardır elbet bu sırrın da hikmeti!
* ‘Ağzı gül kokan çocuk’tur şair; öyledir…
* Ölüme-doğrudur Necip Fazıl’da her şey; o da Rilke gibi ‘Meyvenin çekirdeğini taşıması gibi ölümü kendi içimde taşıyorum’ diyenlerdendir.
* ‘Yeter ağlamana bir kuş ötüşü’ gurûba karşı son bahçelerde…
* ‘Kesilmiş bir kamış’ insan, evet, kâh göllerden kâh ormanlıklardan. Allah üfler, şiir dökülür. Ölmeden evvel ölmeyen bunu nerden bilsin?!
* ‘Akıl bir çürük diş’, ona cinnet dolgusu yaptırmak gerek!
* ‘Ölünün Odası’, ‘Kendine Ait Bir Oda’ işte: ‘Bir oda, yerde mum, perdeler indirilmiş’ Kelimelerin bile benzi solmuş, şiir soğumuş… * Çan sesini vuran çançiçekleri: Şair için salâ değil mi bu ses?
* ‘Külünün rüyasını gören’ şairdir Necip Fazıl; toprak kokulu bir rüyâ ve yaz yağmuru…
* ‘Her yandan küçülen bir oda gibi/Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış/Sanki bir taş bebek kutuda gibi/Hayalim, içinde uzanmış kalmış.’ ‘Tabut’ Necip Fazıl’ın en tüyler ürperten şiirlerinden biri. Ölümün bu denli lirik biçimde dilegetirilişi nadiren olur… Söz konusu şair Necip Fazıl’sa bu lirizme sık sık şahit olursunuz.
* ‘Tüy yastıklar gibi rahat taşımız’ diyen ölülerin sesine ses verendir Necip Fazıl; onlarla bir lâhza baş başa veren…
* ‘At’ da sık kullandığı kök metaforlardan Necip Fazıl’ın. ‘Ve ölüm kapımda kişner/ Sabırsız, bir at oldu nihayet’ diyen Cahit Sıtkı’ya selâm olsun!
* ‘Ölür de her yanımız/Sağ kalır, neden gözler’ diye soruyor Üstat. Şairin ‘Bu gözümden bakan ne’ mısraıyla sorduğu soru olabilir mi bu sorunun cevabı?
* ‘Mezar’ şiirinde Necip Fazıl ‘Yıldız dolu feza küçük camekân’ diyor. Öte dünyadan bakıyor. Pes doğrusu!
* Ölümün ‘Tablo’sunu Abidin Dino’ya yaptırsa mıydı Üstat?
* ‘Kelime manayı boğan bir gömlek’ diyorsa bir şair, kapı daima aralıktır. Ve o aralıktan bakıyordur Allah’a her gece. Şiirdir, dar gelir eğnimize; ölüm de!
* ‘Anahtar Tanrı’da kaldı’ diyor Cahit Sıtkı; Necip Fazıl ‘kilitlerin yalnız O’nda şifresi’… Her anlam ‘dar kapı’ya çıkıyor. Eşik. ‘Basma bu eşikte benim kalbim var’ diyen de Tanpınar’dı.
* ‘Paris’te Bir Münzevî’ olmuş mudur Necip Fazıl da? Kaldırımlar, sadece Türk şiirinin değil dünya şiirinin de şaheserlerinden biridir. ‘Söylenir şey değil’ dedirten cinsten bir şiir… Kanaatimce sadece bu şiir bile Necip Fazıl’ı büyük şair yapmaya yeter!
* ‘Otel Odaları’ şiirini Bachelard okumuş olsaydı, Mekânın Poetikası’nı bu şiir üzerine kurgulardı hiç şüphesiz!
* Necip Fazıl’da eşyâ âdetâ can bulur. Konuşur. Bakar. Onunki bir başka ‘özge temâşâ’dır. Rilke gibi nesnelere bakarak kurar şiirini. Paris’in havası işte!
* ‘İstasyon’dan kalkan her tren Üstat’ın kalbinden geçiyor sanki. Ve kampana çalar birden: Ölüm. Gurbet. Yalnızlık. Başka ne olabilirdi ki?!
* ‘İskele’de ‘Sularda kabrimizin yolunu açan vapur’u bekleyen şairin âşinâ olduklarının listesidir: İncir çekirdeği, gözyaşı şişesi, hece taşı…
* Türkçenin en güzel İstanbul şiirlerinin başında Necip Fazıl’ın ‘Canım İstanbul’ şiiri gelir hiç şüphesiz. Bülbül kokan bir Türkçenin mücessem hâlidir İstanbul; şiir bundan başka ne ola ki?!
* ‘Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek’ Karacaahmet ‘sahici belde’sidir şairin; ‘o belde’si bir bakıma… Hâşim ile Necip Fazıl arasında bir virgül gibi dünya!