Geçtiğimiz günlerde Yılgenci A.Ş muhteşem bir organizasyon ile yeni fabrika binasında iş dünyasını ağırladı. Demir çelik sektöründe olan biri olarak böyle bir fabrikada üretmenin keyfiyle büyülendim. Bugün, şehrimiz iş adamlarından üretmeyi seven, yaptığı işlerle var olmak isteyen Orhan Yılgenci’nin başarı hikâyesini ve çelik aşkını paylaşmak istiyorum.
Orhan Yılgenci, ailesinin işini ilerleten, yücelten 2.kuşak işadamlarımızdan. Sanayinin tozunu babası Burhan Yılgenci’nin yanında okula giderken tonlarca demiri taşıyarak yutmuş. En büyük ortağı ve destekçisinin eşi Aysun Hanım olduğunu söylüyor Orhan Yılgenci.
Üç kişiyle çıkılan yol günümüzde 100lerce kişiye ekmek kapısı olmuş. 1988 yılında şirket yönetimine geçtiğinde hayali böyle bir fabrikada üretmekmiş. Bugün hayaline kavuşan Orhan Bey şirketi kurumsallaştırmanın yumuşak geçiş eşiğinde. Kendi yatırımlarının yanı sıra Alper Çelik ve Tudors firmalarının da kurucu ortağı olan Orhan Bey almış oldukları ISO 9001, EN ISO 3834, EN ISO 15085-2 sertifikaları ile uluslar arası kalitede iş üretmeyi prensip edinmiş. Treyler sektöründe uzmanlaşan firma otomotiv, makina, inşaat, enerji ve metal faaliyet alanlarına fason parça imalatı yapmaya devam ediyor.
Sanayi ve Ticaret Odası’na giderken önünden geçtiğimiz Yılgenci binası, yola bakan ön cephede üç ana konstrüksiyon parçanın birleşiminde monolitik etki yaratılmış. Kütlesel dışavurumunu belirginleştirerek çelik konstrüksiyona giydirilen camlarla yapı şilebin kaptan köşkü hissini uyandırıyor.

Küreselleşen dünyada herkesin her türlü bilgiye erişebildiği ve neredeyse aynı teknoloji ve malzemelerin kullanıldığı ortamda binlerce parçadan oluşan tektonik bir bütünü tasarlamak ve üretmek çelik aşkı bu olsa gerek. Binadan içeri girmeden evvel çeliğin sanatla harmanlandığı objeler karşılıyor sizi. Girişte metal hurdalardan tasarlanmış lale formunda Yılgenci armalı (lazer kesimi) metal küllük ve sol tarafta Ülkü Tamer’in “ bana çiçek gönderme/ bir kuş ağacı gönder/dallarında gezinsin/kül rengi güvercinler” şiirine gönderme yapan dallarında lazer marifetiyle kesilmiş objelerin asılı olduğu metal ağaç.
İçeride ise özenle seçilen renkler, malzeme ve detaylar öne çıkıyor. Mekânın iç bölümlerini Aysun Yılgenci ile geziyoruz. Birinci kat çalışma ofislerinin olduğu kat. Dairesel boş alandaki bekleme ya da dinlenme grubunun tasarımı tavandaki çelik konstrüksiyonun merkez noktası ile aynı formda yapılmış. Merdivenler küçük bir süs havuzu ile başlıyor. Havuzun içi yine metal kullanılarak yapılmış iki adet postmodern obje ile süslenmiş. Çelik konstrüksiyon üzerine oturtulmuş granit merdiven basamakları çelik halatlarla tavana bağlantı yapılırken hoş bir görsellik yaratılmış. Çelik halat bağlantılarının amacı farklı olsa da Monica Bonvicini’nin 'Stairway to Hell' merdivenini anımsattı bana. Yönetim odalarının olduğu ikinci kat ve eğitim verildiği üçüncü katı gezerken grafik görsellik fotoğraf çekmeye davet eder gibi. Mekân tasarımı yaratıcılıkta sınır tanımıyor. En alt kattaki yemek salonunda dinlendirici bir görsellik hâkim. Tavan aydınlatmaları ile ofis mobilyalarının bir kısmı Yılgenci imzalı. Lazer, plazma, punch gibi teknolojik makinaların bulunduğu üretim binası yönetim katının tamamen görsel kontrolü altında.
Yılgenci binasında mekânsal olarak her bakımdan işlevsel ve sıcak bir atmosfer yaratılmış. Özellikle detaylarda kendini gösteren olgunlukta Aysun Yılgenci’nin payı büyük. Orhan Yılgenci ben sanattan anlamam derken mekândaki sanatsal yaratıcılığın kaynağı Aysun hanımı işaret etmiş oldu.
Yeni binalarında Yılgenci’lere hayırlı kazançlar dilerken çelik aşkının bitmeyeceği ve de yeni düşlerin üretileceği günlerde buluşmak dileğiyle.