Tibillus’un ‘Issız yerlerde kendin için bir evren ol’ çağrısına kulak vermiş şair: ‘Öğle üzeri/Dingin bir ezan sesi/Ürpertiyor kiraz yapraklarını//Ben onu düşünüyorum//Bir köz düşüyor koynuma/Yanıp kül oluyor hırkam//Çıplağım/Gövdemde kan izleri/Yarılıyor ağzımda kelimeler/Dilim kanıyor//Neyi sussam şimdi ben?’ Böyle diyor ‘Issızda’ şiirinde Kenan Sarıalioğlu. Bu şiir ama bilhassa ‘Neyi sussam şimdi ben’ dizesi şairin poetikasını özetliyor: Susmak.
Kenan Sarıalioğlu, tüm şiirlerini topladığı ‘Yalağuz’dan sonraki şiirleriyle karşımızda: Temmuz Sağanakları. Dedalus Kitap’tan yayımlanan kitap Temmuz Sağanakları, Sarı Yapraklar-Yeşil Yapraklar, Yıldız Aklı ve Aşkın Metafiziği başlıklı dört bölümden oluşuyor. Şair yine minimal ölçekteki şiirleriyle karşımıza çıkıyor genel olarak. Sessiz ve derinden yürüyüşünü sürdürüyor Sarıaloğlu. Susmanın künhüne varmış bir modern zaman abdal’ı o. Varoluşun katmanlarını, tıpkı bir soğanın zarını ayırır gibi, soyarak öze doğru tinsel bir yolculuk bu; hem kendine hem kendinden öteye.
Şiir, onun için metindekilerden ziyade metne girmeyenlerden müteşekkil sanki. Söylenenleri çevreleyen sessizlik, resmi çevreleyen boşluk işlevi görüyor onun şiirinde. Kelimeler onda bir yük. Onlardan kurtulmaya mı çalışıyor? Ân’ın metafiziğini yakalarken insanı adeta hiçliğiyle yüzleştiriyor. Acıtan bir yüzleşme bu, kanatan. Kelimeler burada da teselli işlevi görüyor. Susmanın da bir teselli olduğu biliyor şair, güzellik olduğunu. Dünyanın ortasında ‘yalağuz’ olduğunu. Her ne kadar karanlık imgelerle kuşatsa da bizi, oradan ‘nûr-i siyâha’ bir yol buluyor Sarıalioğlu. İnsanın varoluşuyla, kendi varlığıyla esrimesi bir bakıma bu. Bunu söylüyor o ya da susuyor. Bazen de yokluğa balkıyor; ‘Boşluk/Şiire dahil/Sessizlik/Söze’ diyerek…
Bir söyleşide kendisine hemen tüm kitaplarında şiirle felsefe yapmaktan çok, tasavvufu tecrübe edilmiş bir ‘hâl’ olarak olarak sunduğunu ve bu ‘hâl’in karşılığını sormuştum. Bu durumu kendisini ‘en yalın insanlık durumunu’ yaşamaya çalışan bir şair olarak tanımlayarak açıklamıştı. ‘Birlikte-Yalnızlık’ ve ‘Yalnızlıkta-Birlik’ ifadeleriyle tasavvufa gönderme yapan Sarıalioğlu’nu Yûnus’un ‘ballar balını’ bulmuş tavrı ile özdeşleştirirsem mübalâğa etmiş sayılır mıyım? Ya da şu: Hem Dil’in hem de hayatın özünü yakalama gayreti bakımından Yûnus’un şiirini ve elbette felsefesini yeniden ürettiğini söyleyebilir miyiz Sarıalioğlu’nun? Söyleyebiliriz, çünkü ‘Önümüzdeki bir zeytin çekirdeğinde binlerce yıl öncesinin zeytin ağacı olduğunu unutmayalım’ diyen, böyle bir gelenek algısına sahip bir şair o.
Başkasını bilmem ama bana hep Allah’a arz gibi gelmiştir Sarıalioğlu’nun şiiri; -sessiz ve derinden bir dua gibi. Şöyle sormuştum: ‘Sınır durumlar’ı şiirsel deyiş’e dönüştürüyorsunuz genellikle. Ama bu ‘sınır durumlar’ı inanılmaz bir dinginlikle hatta ürküten bir soğukkanlılıkla kabulleniş söz konusu şiirlerinizde. Menbaı nedir bu tevekkülün? Cevabının bir kısmı şöyleydi Kenan Sarıalioğlu’nun: ‘İnsanın, sıradanlığını aşıp ‘birey’ olduğunu algılamasıyla gerçekleşen ‘varoluş aydınlanması’ ile özgürlük ve sorumluluk bilinci de en üst kerteye ulaşır. Deyim yerindeyse, ‘Kıyamet’ de o zaman başlar insan ruhunda! ‘İnanç’ kaygısının açıldığı ân’dır bu. Ama inancın ‘ortodoksi’nin va’z ettiği reçeteyle hiçbir ilgisi yoktur. Korkuya, çıkara dayalı bir inanç değildir; Hazreti Ali’nin de belirttiği gibi tamamen özgür bir seçimle ulaşılan bir ‘aşk’ hâlidir. Soruna dönersek, bu ‘tevekkül’ün kaynağı, varoluşun kendisinde aydınlandığı, o her şeyin kaynağı olan Tanrı’dır…’
İnsan ile Doğa ve Tanrı arasındaki ilişkinin en dolaysız hâlinin peşinde gibi görünüyor Sarıalioğlu yine. O saf bütünlük rüyâsının peşinde gibi. Okundukça etkisi artan, kendini aşan ya da bir ayna vazifesi gören şiirler var Temmuz Sağanakları’nda. İnsan da Tanrı’nın soluğuyla buğulanan bir ayna değil midir nihayetinde, üzerine ‘yalnızlık’ yazılacak. Yalnızlık, evet, Tanrı’nın büyük ve sırlı bir lütfu olan ‘yalnızlık’. Bunun farkında olarak Birliğin ezgisini dillendiriyor Sarıaliğolu. Kâh eşyayla empati kurarak kâh doğanın şiirini, o şiirin içindeki düşü ve düşünceyi arayarak yapıyor bunu. Bu onun varoluş biçimi. Varlık kipi.
Kendini yürüyen bir ‘abdal’ o, evet; -bu kitap da onun asâsı!