Sevgili okurlar,
Türkiye’den 3 bin kilometre uzaklıktaki Belçika’da Ramazan ayını idrak etmek, bizlere nasip oldu.
Yüce Mevla’m, tekrarını inşallah nasip eyler. Aile bireyleri ile bir arada oruca niyet etmek, iftar, sahur sofralarında olduğu kadar dualarda da buluşmak çok güzel.
Birliktelik etmek, paylaşmak, bir lokmada karar kanaat getirmek farklı bir duygu tabii..
Belçika’ya demir atalı tam 30 yıl oldu. 30 Yıl içinde Belçikalı Türkler büyük başarılara imza attılar. Onlarla birlikte değişimi, gelişimi yaşamak, bu değişime ve gelişime bir gazeteci olarak tanıklık etmek elbette kolay değil.
Tarafsız bir güzle şahit olduklarımızı yazmak, hissi davranmamak, olayları olduğu gibi görmek yorumlamak elbette zor. İşin ‘ zor’ tarafı bir yabancı ülkede, sizin bir aidiyet duygusu içinde, haber yapmanız, haberleri yorumlamanız, tarihe notlar düşmeniz gerekiyor.
Bunu yaparken, ne kadar tarafsız olduğunuzu söyleseniz de, aidiyet duygusu içinde olduğunuz kesimden yana, taraf olduğunuzu gizlemenize gerek yok.
Bunun gazetecilik olgusu içinde de izahı zor?
Belçika’da siyasete atılmış, karda ilk iz yapanlar arasında olan sevgili dostum, Federal milletvekili ve Brüksel Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır, şu sıralar büyük bir stres içinde, Federal Parlamento’ya gelecek,’ sözde Ermeni Soykırım’ tasarısı için çalışmalar yapıyor.
Durumu her iki açıdan da zor?.
Hem Türk Toplumu içinde, hem de Belçika siyaseti içinde, farklı bir çıkış  grafiği çizen, kısacası yurt dışında parlayan yıldızlarımızdan birisi olan ve hiçbir zaman bir dini sembolün arkasına saklanmayan ve bu enstürmanları kullanmayan Emir Kır ile dünü, bugünü değerlendirmek çok güzel idi..
O’nun Türk Toplumu’na, Belçika siyasetine bakış açısı gerçekten bana gelecek için ümit verdi.
Brüksel’de ofisimizde baş başa saatlerce konuştuk.. O konuştu, anlattı, dikkat çekti ve ara sırada bana paslar attı ve hoş bir değerlendirmede bulunduk..
Bir kere söyleyeyim, Emir Kır, Türkiye’nin yapamadığını, hatta Belçika Türk Toplumu’nun bile düşünmediği konularda çok önde yürüyor..
Türkiye’de siyasete yön verenlerin asıl değer vermesi ve ilgilenmesi gereken siyasi starlardan birisi Emir Kır..
Sadece Emir Kır mı?
Elbette hayır!
Başkaları da var,  bu kanalda, bu mecrada koşan?..
Emir Kır, öyle bir sporcu ki, yarışı kendi kendini hazırlıyor. Rakiplerinin ellerindeki imkan ve kabiliyetleri iyi test eden ve ona göre giyinen, kuşanan Emir Kır, tam bir orta çağ şövalyeleri gibi demir zırhlarını hazırlıyor..
Kendi toplumundan ve karşı toplumdan ve rakiplerinden gelecek saldırılara, karşı hücumlarla cevap vermek için hazır..
Çoktan kılıç elde savaşa başlamış bile!
Siyasi rakiplerinden biri ile karşılaşan Emir Kır’a, muhatabı,’ Sayın Kır, soykırımı ne zaman kabul edeceksiniz’ diye takılır..
Kır, ’Anlamadım, bir daha tekrarlarmısınız’ diye cevap verir?..
Muhatabı,’Anlamamazlıktan gelme,kamuoyu senin ne zaman evet diyeceğini merakla bekliyor’diye ekler!..
Kır, muhatabını alır, karşısına oturtur ve başlarlar konuşmaya..Konuşmanın tam en hararetli yerinde, Kır,’ Dur bayım, dur! Ağzınızı açarmısınız!
‘Aaaa bakın, şurada şurada bir şeyler saklıyor, gizliyorsunuz’ diyerek muhatabının tarafgirlik duygusu içinde olduğunu, kendilerine ait olmayan bu siyasi konuda ne bilip bilmediğini, tarihi gerçekleri, dünü, bugünü anlatır ve asıl vurması gereken, can alıcı sözleri söyler.
‘ Bak bayım, biz ne hakimiz, ne savcı, ne tarihçi! Tarihin derinliklerinde olan bir olay ile ilgili olarak, anlamadan, bilmeden beni ve ait olduğum toplumu suçlamanız, hangi hukuki değer ile anlatılabilinir?. Kaldı ki ben Belçika’da doğmuş, burada büyümüş, buranın değer yargıları ile yetiştirilmiş bir siyasetçiyim. Ben sizi anlayabilirim, ama sizi ait olduğum toplum anlamakta zorluk çeker.  Gelin bu işi sahiplerine bırakalım, onlar konuşsun ve kendi meselelerini çözsünler..Bizim yapabileceğimiz bir katkı varsa yapalım..Dayatmayla, zorla güzellik olmaz! Sonuçta benim ‘soykırıma evet’ demem, şimdi sizi mutlu eder mi? Yoksa, bu işi tarihçilere mi, mahkemeleri mi ve hatta kurulacak bir komisyona mı bırakalım’ der..
Bu anlatım karşısında muhatabı dağılır, ’Haklısınız, size fazlasıyla yüklendik. Ama bize de böyle öğretildi’ diyerek, sohbet noktalanır..
Evet, yurt dışında yaşamak, aynı zamanda birebir markaj demektir..
Sadece Belçika değil, Avrupa Türk toplumu büyük değerler yetiştirmiştir.
Bu değerler arasında ayrım yapmak, birini daha fazla sevmek, ötekini ise ötekileştirmek, büyük devlet anlayışına sığmaz..
Hele, hele ‘ bu bizden, bizim anlayışımızdan’ hareket edersek, yarın sadece iktidarın palazladığı, besledikleri meydanda kalır ve asıl büyük kesimi küstürmüş oluruz!..
Uzatmadan söyleyeyim, Cumhuriyet Türkiye’sinin, yurt dışı kazanımları birer, birer devrildi.. Taşlar yerinde oynadı..
‘Ayrımcılık, nemelazımcılık, vurdum duymazlık, bölücülük, dini ve siyasi ayrışma..’ burada da insanlarımızın en büyük sorunu oldu!..
Türkiye, tez elden bu siyasi anlayıştan, bu bakış açısından, bu ayrıştırıcı politikalardan vazgeçmeli ve asıl çizgisine gelmelidir..
Burada asıl rol ise siyasilere düşüyor..
Maalesef,7 Haziran 2015 seçimleri sonrası manzara hiç hoş değil? Halkın iradesi sandıkta tecelli etti. Ama bunu yanlış okuma hastalığından bir türlü kurtulamadık!
Vatandaşın vekaleti maalesef iyi kullanılmıyor!
Türkiye’ye bu kaos durumu büyük belalar açmadan, halkın iradesini yansıtacak hükümet bir an önce kurulmalıdır..

***
Sevgili okurlar,
Belçika’da yaşayan Türkler, mübarek Ramazan Bayramı için Brüksel Ulu Camii’nde olduğu gibi ülkedeki diğer camilerde bir araya gelerek,bayram namazı kılarak, bayramı birlikte idrak ettiler.
Belçika Diyanet Vakfı’na bağlı Brüksel Ulu Camii’nde bayram namazı için gelenlere, Din Görevlisi Zekeriyya Çelik, önce vaazı-nasihatte bulundu.
Dini bayramların önemi üzerinde duran Din Görevlisi Zekeriyya Çelik,’ Bayramlar,eş dost akraba ziyaretlerinin yapılması kadar,dargınların,küslerin bayramlaşması için de bir fırsattır. Müslüman,Müslüman ile üç günden fazla küs duramaz. Zira bu durum haram kılınmıştır. Küskünlerin barışmasına ilk vesile olanlar,bu sevabı alırlar’diyerek, bayramın birlikte idrakinde büyük bereket ve güzellik olduğunun altını çizdi..
700 Bin Müslüman’ın yaşadığı Belçika’da 230 Bin Türk vatandaşı yaşıyor.
Belçika’da yaşayan Türklerin, sadece Diyanet Vakfı’na bağlı 67 camisi bulunuyor. Dikkatinizi çekerim, bu camileri vatandaş kendi paraları ile satın alıp, yaparak, Diyanete tapusunu teslim etti. yani insanımız devletine çok bağlı.
Fakat, son yıllarda siyasi anlayışın camileri kullanması büyük rahatsızlıklara neden oluyor. Vatandaşlar, tapularını teslim ettiği kuruma güvenleri sarsıldı. Şimdi, ‘tapuları geri alalım’ diyenlerin sayısı artmaya ve Diyanet Vakfı’nın taraflı uygulamalarını eleştirenlerin sayısı artmaya başladı..
Bu hoş durum değildir!..
Türkiye’de olduğu gibi yurt dışında ve Belçika’da Diyanet, kendine çeki-düzen vermeli, tarafsız, devletten yana vatandaşa hizmete temiz, tertemiz halisane duygular ile devam etmelidir.
Ciddi bir kirlenme, erozyon sözkonusudur! Diyanete gönül verenler, bu bayrağı yükseltenler, taşıyanlar, bir siyasi kümeye, gruba destek verilsin diye bu çalışmaları yapmadı..
Yoksa, bunca hizmete yazık olur!
Bu vesile ile Bayramınızı tebrik eder, bereketli, sağlıklı güzelliklere, zenginliklere vesile olmasını temenni ederiz.