Bir çiftçiyi düşünelim. Çalışmasının meyvesini alabilmek için toprakla haşir neşir olmuş ve bir zaman sonucun da, hasat için sevinçle bağına, bahçesine koşar. Günler evvel diktiği ürünlerin bereketlenerek kendisine ikram edildiğini görür ve sevinir.
İnsanın meyvesi de “evladıdır”. Hem de gönlünün meyvesidir. İnsanın sahip olduğu iki değer vardır. Bunlardan birincisi ebeveynidir, diğeri ise hayat mektebinin muallimleridir. Anne baba bedenin toprağı, öğretmenler ise aklın ve kalbin toprağıdır.
Bizler bu gün size, dün bize emanet ettiğiniz yavrularınızı bu gün size bire yedi yüz bereketiyle emanet ediyoruz. İnsan deniz gibidir, nehirler ona aksa da denizler doydum demez. İlim de bir deryadır, insan onu tüketemez.
Çocuklarımız bir yaşında yürüdüler, iki yaşında konuştular, üç yaşında koştular ve dört yaşın da eğitim için kemale erdiler. Beş yaşında biz onları önce Rabbimin sonrada sizin bir emanetiniz olarak teslim aldık.
Sizin can yavrularınız ilim ve hayat bilgisi için evlerinden hicret ettiler. Onlar İslam muhacirleri oldular, inşallah bizlerde onlara ensar olabilmişizdir. Meleklerin, kuşların ve balıkların dahi imrenip dua ettiği bu yavrularımız gelecek de islamin mücahitleri olacaklardır.
Unutmayın Musa as’ın ilim öğrenmek için takip ettiği zat, babası Salih olan yetimin duvarlarını çevirerek korumu altına almıştır. Sizler Salih olduğunuz ve kaldığınız müddetçe çocuklarımızın manevi duvarlarını örecek hızır misali insanlar daima olacaktır.
Günümüzün hidayet kuraklığın da, onlar Kur’an ve sünnetin rahmet pınarlarından bu yaşta tatmışlardır elhamdülillah. Resulullah sav vahiy geldiğinde devesinin çöktüğü, vücudunun terlediği, dizinin kırılacağı ağırlığı elhamdülillah çocuklarımız beş, altı yaşında yudumlamışlardır.
Kırk yaşında peygamber olan Hz. Muhamme aleyhisselamın beş, altı yaşında ki ümmeti olmanın lezzetini ve şerefini ancak Allah ve sonra da Resulü takdir eder. Bu yavrularımızın kalpleri kirlenmeden, akılları lekelenmeden evvel bu nimete eriştikleri için Allaha hamd olsun.
Çocuğa değer vermek ona, İbrahim peygambere “emrolunduğunu yap ey babacığım” şuurunda eğitim verebilmektir. Sizler bu gayret içinde olduğunuzdan öncelikle sizleri tebrik eder, teşekkür ederiz.
Bu yıl okullarımız da Kur’an ve Peygamber derslerinin konulması Müslümanların hummalı çalışmaları sebebiyledir. Şimdi bu çocuklarımız okullarında diğer arkadaşlarına örnek ve yardımcı olacaklardır.
Daha güzel günlere ermek için, varmamız gereken çok hedefler vardır. Daha yolun başındayız. Bizde eğitim beşikten mezara kadardır. Onlar Kuranı okudukça konuşmaya başlamış oldular, abdest aldıkça suyu tanımış oldular, namaza gittikçe yürümeye başlamış oldular, âmin dedikçe ellerini kullanmış oldular kısacası Allah ve Peygamber dedikçe hayatın istikametini bulmuş olurlar.
Onlar ham altın gibidir, işlendikçe değerleri artmaktadır. Hayat daima imtihan olduğuna göre, hayat potasında erimeden has altın olmak mümkün değildir.
Onlar gerdanların, kolların ve parmakların değil, dünya ve ahretimizin ziynetleridir. Cemiyetimize katıldığınız için teşekkür eder, çocuklarınıza gelecek günlerinde ilim dolu bir akıl, takva dolu bir kalb sahibi olmalarını dileriz. Allaha emanet olunuz.
KADIN VE SELAM
Kadın mahremi olmayan bir erkeğe selam verebilir mi; halini hatırını sorabilir mi?
Kur’an-ı Kerim’de: “Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” (Ahzâb, 33/32) buyurulmaktadır. Bu, yabancı bir erkeğe muhatap olma durumunda kalan bir kadının edep, ciddiyet, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak konuşması gerektiğini ihtar etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.s.)’inve sahabenin uygulamalarından anlaşıldığına göre, herhangi bir fitne korkusu ve yanlış anlaşılmanın söz konusu olmadığı hallerde kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara selâm verip almalarında, ihtiyaç halinde konuşmalarında bir sakınca yoktur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 406; Zekeriya el-Ensârî, Esne’l-metâlib, I, 176).
Ebû Talib kızı Ümm-ü Hanî, kendisinin sadece sesini duyan ve göremediği için de kim olduğunu bilemeyen Peygamberimiz’e (s.a.s.) selam vermiş, Peygamberimiz (s.a.s.) de selama karşılık verip, kim olduğunu sorup öğrenince: “Hoş geldin ey Ümmü Hanî” diyerek kendisine iltifat etmiştir (Buhârî, Gusül 21; Salât 4; Müslim, Hayız, 70-71, Salâtü’l-müsâfirîn 81-82; Tirmizî, İsti’zân 34).
Esmâ Binti Yezîd de, kadınlarla birlikte otururken, Peygamberimiz (s.a.s.)’in yanlarına uğradığını ve kendilerine selam verdiğini (Ebû Dâvûd, Edeb 137; Tirmizî, İsti’zân 9) anlatmıştır.
İMANI MUHAFAZA ETMEK
Allahu telala insanlara kendisine ibadet etmeyi emretmiştir. İbadetin ilk şartı iman etmektir. Bu sebepledir ki iman daima muhafaza edilmesi gereken değerdir. Bazı âlimlere göre; İmanı muhafaza etmek, iman etmekten daha zordur. İman insandan hiçbir zaman ayrılmaması gereken bir esastır. İmanı muhafaza için öncelikle iman esasları doğru olarak öğrenilmelidir. Daha sonra küfür sözleri ve mürtede ait hükümler sağlıklı olarak öğrenilmelidir.
İmanı muhafaza için dua da asla ihmal edilmemelidir.
Melekler bir müminin iman üzerinde öldüklerini görürlerse selamette kaldığı için (küfürden uzak kalabildiği için) taaccüp ederler (hayrette kalırlar) Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde mealen şöyle buyurmuştur: “Hiç bir gün yoktur ki sonrakisi daha kötü olmasın” buyurmuştur.
Allahu Teala ölüm anına kadar imanı ve islamı muhafazayı emretmektedir. İşte ayeti kerime;
. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.
Yusuf peygamber de dünya başarılarına ve kavuştuğu tüm imkanlara rağmen Müslüman olarak ölmeye duasında arzu etmiştir. İşte ayeti kerime;
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
Zikir ve tefekkür ehli temiz akıl sahiplerinin de yalvarışları daima şu ayet olmuştur;
“Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.”
Dinde ilim bakımından derinlik kazananlarında talebi ise iman muhafazasıdır;
İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
(Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
Hz. Ebubekir ra efendimiz genellikle akşam namazlarında bu ayeti okurdu. Allahu Teala bir kimse yoldan çıkmayı istemeden onu yoldan çıkarmaz. Kim haktan kayarsa onu kaydırır.
Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah ta kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Kalbin hakda sebatına örnek ashabı kehfdir. Onların samimi dilekleri ve amelleri üzerine Allah Teala da onların kalplerine sebat vermiştir. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasına asla ilah demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Dediklerin de onların kalplerine kuvvet vermiştik.
Mümin ağır bir baskı altında kaldığında inkâr sözlerini söylese dahi, kalbinde ki sağlam iman sebebiyle daima mümin kabul edilmiştir.Sahabeden Ammar hazretleri baskı karşısında hoş olmayan sözleri söyler ve kurtulduk dan sonra Peygamberimize gelir ve durumu anlatır.
Peygamberimiz o sözleri söylerken kalbin nasıldı der. İmanla doluydu cevabını alınca, buyurur ki yine aynı durumda olursan aynısını yap. Zira sen müminsin Ve şu ayeti okur;
Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. Kalbimize hükmeden ve en iyi bilen Allah’tır.
Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, onun huzurunda toplanacaksınız.
Allah Teala iman ağacını kalbine sağlamca diken ve daima meyvesina ulaşanlar için kavli sabit olarak imanda sebat müjdesini vermiştir. BU ayet bunu müjdelemektedir.
Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
Ümmü Selemeden rivayet edilen bir hadisi şerif de Onun sav ekseri duası şudur; Resulullah sav efendimiz buyurur ki; EY KALPLERİ EVİRİP ÇEVİREN ALLAHIM KALBİMİ DİNİN ÜZERİNE SABİT EYLE. (Tirmizi ve İbni Mace)
Kendisine Ya Resulalah en çok bu duayı yapıyorsun dendiğinde
-Kalbi Allahın kudret elinde olmayan yoktur. O dilerse doğruya sebat kılar, dilerse kaydırır.
Allâh’a dua ederken çokca “Yâ Allâh bizlere hüsn-ü hatime’yi (imanlı, hayırlı bir halde ölmeyi) nasip eyle” demek yerinde olur.
Din üzerine sebat hem imanı muhafaza etmek ve hem de İslam hayatı esaslarını yaşamaktır. Kalbin sebatı, imanda ve Salih amelde sebatı temin eder. Dualarımızı güzel amellerle de desteklemeliyiz. İman son ana kadar muhafaza edilmezse ahrette bir faydasını göremeyiz.
Bir hadisi şerifde de; KİŞİNİN kalbi mustekaim olmadıkça, imanı da sağlam ve mustekim olmaz. Başka bir hadisinde ise şöyle dua ettiği anlatılır; Ey kalpleri yönlendiren Allahım. Kalplerimizi sana itaate yönelt. Başka bir hadisi şerif de ise; Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Lakin kalplerinize ve amallerinize bakar buyrulmaktadır.
Zira bir hadiste de “Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmezler. Her kim bu şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir."