Geyve halkı Pazar günü, şehrin çok yakınındaki havai fişek fabrikasında meydana gelen çok büyük patlama ile büyük bir korku yaşadı. Evet, büyük bir korku. Ve çok şükür ki çok büyük bir felaket değil. Çünkü herkesin malumu ki, eğer bu patlama Pazar günü değil de fabrikanın çalıştığı bir gün yaşansaydı, bugün Geyve mahşeri yaşardı. Patlamanın yaşandığı fabrikaya gittiğimdeki manzara gerçekten korkunçtu.
Patlama meydana geldiğinde Geyve’de değildim. Geyve’ye doğru bir yolculuktaydım. Sosyal medyada gezinirken birkaç arkadaşın o yoğun toz bulutunun fotoğraflarını paylaştıklarını gördüm. Hızla Geyve’ye geldiğimde bir sürü dükkânın pencerelerini kapılarını yerdeydi. Ama anlam veremediğim bir nokta vardı. O da şu ki, patlama sonrası aynı iki camdan birine hiçbir şey olmamışken biri paramparçaydı. Mesela, Hakkı abinin dükkânının camları olabildiğince ince ve sağlam değilken o camlara bir şey olmayıp da karşı dükkandaki kalın camlar nasıl patlamıştı? Ya da bizim ev fabrikaya gerçekten yakın olmasına rağmen bizim camlara bir şey olmayıp da iki üç kilometre ötedeki camlar nasıl kırıldı merak ediyorum. Aslında ortaya çıkan basıncın da araştırılması gerekir. Çünkü gerçekten garip bir durumdu.
Şu bir gerçek ki, patlama meydana geldiğinde Geyve’de kimsenin aklına ikinci bir yerin patlamış olabileceği ihtimali gelmemiştir. Bu neyi gösterir? Bu fabrikanın bir toplumsal travma yarattığını gösterir. Şöyle ki ‘havai fişek fabrikası patlasa Geyve’nin yarısı havaya uçar, asıl depo patlamamış orası patlasa neler olurdu neler…’ türevinde bir sürü korku dolu dedikodu hep bu travma sonucu ortaya çıkmıştır. Bir keresinde ortaokulda okurken, iki savaş uçağının ses hızını geçmesi sonucu büyük bir patlama meydana gelmişti. O an da herkesin dilinde, sadece bu fabrikanın patladığı dedikodusu vardı. Yani yedi sekiz sene önce de var olan bir travmadan bahsediyorum.
Bu fabrika Geyve halkına iyi bir istihdam sağlamaktadır. Herkesin bir yakını, bir tanıdığı çalışır bu fabrikada. Ama bu ekonomik bakış açısı, bu tür bir felakete biraz daha olumlu yaklaşmaya sebep olmaması gerekir.
Şehircilik mantığına mükemmel derecede ters olan bu fabrikanın, nasıl olup da şehrin bu denli yakınına kurulduğu(‘şehrin yakınına’ yerine ‘şehrin içine’ kurulduğunu yazsam kimsenin aksine bir şey söyleyeceğini düşünmüyorum) sorusuna verilecek cevap ne yazık ki siyasi olacaktır.
Aslında bu tüm Türkiye’nin de bir büyük problemidir. Ne yazık ki, yerleşim yerlerinden çok uzaklarda olması gereken tehlikeli fabrikalar, imalathaneler, atölyeler artık yerleşim yerlerinin bir parçası olarak kabul görüyor. Biz de artık o kadar alışmışız ki, başımıza bir felaket gelmeden bu tehlikenin farkında olmuyoruz. Ülkenin bir yerinde, bu tür tehlikeli yapıların verdiği zararlar da sadece zararın meydana geldiği yerde ve (üzülerek söylüyorum) geçici bir süre etki doğuruyor. Keşke bu patlama sonrası güzelim ülkemde ‘birileri’ biraz ders çıkarsa. Ama sanmıyorum.
Fabrikada meydana gelen zararın 15 milyon TL olduğu söyleniyor. Fabrikaya gittiğimde de gerçekten büyük bir enkaz vardı. Şimdi bu para bir şekilde karşılanacaktır sigorta tarafından. Keşke sevgili devlet büyüklerim ve de fabrika sahipleri, hazır büyük bir felaketin eşiğinden zararsız denilebilecek derecede ucuz yırtılmışken, fabrikanın şehrin uzağına taşınması konusunda çalışma yaparlar. Bu oldukça kibar yaklaşımım aslında Geyve halkının dilinde ‘bu fabrikanın kesinlikle şehrin uzağına taşınması’ yönündedir.
Geyve biraz bulutlu. Birazdan belki yağmur yağar. Hava, yağmurun sıkıntısında çünkü. Belki yağmaz. Ama Geyve sessiz, ama Geyve ufacık, ama Geyve şirin. Bu böyle güzel, bu böyle kalsın ya Rabbim.