Sevgili okurlar,
Türkiye’de seçim çalışmalarının doruğa ulaştığı şu günlerde,sizleri biraz olsun ülke dışına götürmek istiyorum.
Yani Türkiye dışında, Türkiye gerçekleri de var. Bu Türkiye gerçekleri ile tanışan arkadaşlarımız ile birliktelik yapmak, onlara bu gerçekleri anlatmak gerçekten kolay değil?
Neden diyeceksiniz?

İnsan, dar bir çerçevede, belli bir fikir ve kültür yağmuru altında yetişiyor. İşte bu durumda insanın görüş mesafesi de daralıyor. Olaylara bakışı, analiz yapması, yeni kültürel değerlerle tanışmasının yaratığı travmaları görmenizi isterdim..
Yani insanın bilgi dünyasındaki o fırtınaları, değişimi anlamanızı görmenizi isterdim.
Bakınız, geçtiğimiz hafta bolu Gazeteciler Cemiyeti üyeleri ile bir kısım bürokrat başta Belçika olmak üzere Hollanda ve Almanya’da incelemelerde ve temaslarda bulundu.
Evet, bildiniz bir AB(Avrupa Birliği) projesi ile Avrupa’ya geldiler.
Bila istisna, kafilede yer alanlar ilk defa yurt dışına çıkıyorlardı. İlk durak Brüksel oldu.
Bu organizasyonun Brüksel ayağında görevli olan arkadaşım aradı:’ Yusuf Bey, Bolu’dan bir heyet geliyor. Onlara basın, yayın konusunda olduğu kadar Belçika-Türkiye ve Belçikalı Türkler hakkında bir brifing verme imkanınız var mı’ diye istemde bulundu.
İyi ki de bulunmuş! Hemen kabul ettim. Zira kafilede büyük çoğunluğu meslektaşım olan bir grubu bilgilendirmek, onlarla bazı değerleri paylaşmak çok önemli idi..
Uzatmayalım, Brüksel’in ‘Türk mahallesi’ olarak adlandırılan Schaerbeek’teki ‘Beyzade’ adlı restoranda yemekli bir toplantıda arkadaşlarımız ile buluştuk.
Bolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bülent Line Velioğlu, Başkan Yardımcısı Mert Minisker, Proje yazarı, İngilizce öğretmeni Şerif Uluğ, Proje Koordinatörü Mehmet Uzun, Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri İsmail Gören ve arkadaşları ile buluşup tanışmanın keyfini yaşadık.
Neler mi konuştuk?
Neyi konuşmadık ki?
Sonra bolu Heyeti’nin Brüksel gezisinin her durağında yer aldık. Schaerbeek Belediyesi’ni gezdik,’ belediyecilik’ konusunda, Brüksel Bölge Parlamentosu’nu sevgili milletvekili ve Başkan Yardımcısı Emin Özkara sayesinde gezdik ve bilgilendik.
Sonra Brüksel’in tarihi dokusu, AB vadisi, Türkiye Cumhuriyeti AB nezdinde Brüksel Büyükelçiliği Müsteşarı Fatih Hasdemir, Basın müşaviri Veysel Filiz’in konuğu olduk.
Heyet buradan Hollanda Amsterdam’a ve ardından da Almanya’ya geçti.
Bu ziyaretten biz de yararlandık. Bir kere sevgili meslektaşım Muharrem Demirel ile tanıştık. Ortak arkadaşımız merhum futbolun efendisi ve paşası İhsan Necati Sarı(Paşa), Halil Duru ve diğer arkadaşlardan söz ettik.
Ve Brüksel’e diktiğiniz Nasreddin Hoca Heykelini koruyamadınız’ diye hayıflanan ve Brüksel’e Köroğlu Heykeli öneren sevgili Mustafa Cop’u unutmak olur mu?
Genç akademisyen, efendiliğin ve mahcubiyetin timsali Mehmet Uzun, Mudurnu Saray Helvası ile bizi karşılayan Aydın Özpelit, bizi Bolusporlu yapan Fahri Gündüz kardeşimiz ve diğer arkadaşların sıcak içten dostluğu unutulacak gibi değildi.
Sonuç mu?
Arkadaşlarımızın görüş ve düşünceleri yeni bir boyut kazandı. Türkiye’de ve yurt dışında olaylara bakışında büyük bir değişim yaşandı. Birçok konuyu bizzat test etme imkanı buldukları gibi kıyaslamaları da önemliydi.
Ama en çok etkilendiğim ise, sevgili Bolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bülent LinaVelioğlu’nun,’cemiyet üyeliği’ teklifi idi..
Hemen aklıma Sakarya’da, yeni örgütlenen ve başkanlığına getirilen sevgili Genel Yayın yönetmenimiz Zeki Aydıntepe’nin ‘ Sakarya Gazeteciler Birliği’ ve sevgili Müjdat Çetin ve arkadaşları geldi.
Daha önce birçok gazeteciler cemiyetinden teklif aldım. Hatta yakasından rozetini çıkarıp, yakama Türkiye Gazeteciler Cemiyeti rozeti bile takanlar oldu. Basın Konseyi üyesi sevgili Afyon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Emin Güzbey’i hatırladım. O da sağ olsunlar aynı teklifi yapmıştı.
Uzatmayalım, Sakarya’da bulunduğu dönemde, cemiyetin üyesiydim. Kim neden ve niçin beni üyelikten çıkartmıştı bilmiyorum. Hiç te konu etmemiştim. Ama sevgili Bülent Lina Velioğlu bu teklifi yapınca insan, ister istemez eski günlere dönüyor.
Evet, bu iki cemiyeti üyeliğimizi inşallah memlekete gelince gerçekleştireceğiz..

* * *
Sevgili okurlar,
Bu ziyaretten maada, bir başka heyet ise Eskişehir Tepebaşı Belediyesi heyeti idi. Onların da Brüksel’e iki günlük bir ziyaret programı vardı. Sevgili Brüksel Schaerbeek Belediye Başkan Yardımcısı Sait Köse,heyeti ağırlıyordu.Benim de orada olmamı istedi.’ Birkaç laf edersin’dedi..
Türklere ait restoranların bulunduğu, adı ‘Türk sokağına’ çıkan ‘Ch.D’Haect’ üzerindeki Pi-Anno’da buluştuk. Önce Başkan Yardımcısı Sait Köse, Belçika’daki siyasetten ve belediyecilik anlayışından söz etti.

Sonra Brüksel Bölge Parlamentosu milletvekili Mahinur Özdemir, gruba seslendi. Sıra bana gelmişti. Heyette, Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Erdoğan Aydoğmuş ile 22 CHP ve 14 AK Parti ve bir de MHP üyesi ve birkaç da bürokrata seslendim.
Onlara, üç siyasi, dört kültür bölgeli Belçika’yı anlattım. Belçika’da 50 yıldır yaşayan ve bir kısmı hala değişmeyen ve 1970’lerde kalanların hikayesini onlarla paylaştım. Belçika-Türkiye, Türkiye-AB ilişkilerine dikkat çektim. Türkiye’deki siyasi anlayışların yurt dışına yansımasının ağır bedellerini,yurt dışında yaşayanların nasıl omuzladıklarından söz ettim..

Belçika’nın terör örtüğü mensubu, Özdemir Sabancı cinayeti sanığı Fehriye Erdal’ı niçin Türkiye’ye vermediğini, sözde Ermeni Soykırım karar ve anıtlarını, Belçika siyaseti içinde yer alan Türk kökenlilerin büyük baskı altında, nasıl görevlerine devam ettiklerini ve bizim Brüksel gibi bir metropolde, Türkçe gazete çıkarmamızı ve öykümüzü paylaştım..
Sözüm bittiğinde büyük bir alkış koptu..
Son derece mutlu olmuştum. Bilgilendirmek, bilgi paylaşımından daha güzel ne ola ki?
Uzatmayalım, tekrar buluşmak üzere ayrıldık.
Aradan bir iki gün sonra aynı belediyeden bu sefer 30 kişilik bir heyet daha geldi.
Yine Başkan Yardımcımız Sait Köse, telefon etti.
Fakat bu davete gitmek istemedim. Nedeni ise gayet açık idi. İlk toplantıda konuşmalarımdan hoşnut olmayan bir kesimin tutumundan etkilenmiştim. Umursamadım desem yalan olur. Kimse, kimsenin fikirlerini kabul etmek zorunda değil. Kimsenin de ön algılarını değiştirecek değiliz. Biz yurt dışında yaşıyoruz. Ülkemizi seviyoruz. Bizim doğrularımız ve tespitlerimiz de bunlar. Kabul edersiniz, etmezsiniz, o sizin bileceğiniz bir iş ve tercihtir..
Özellikle,’ Türkiye’nin yurtdışı Türkler ihmal noktasında, iktidarı eleştirmemiz’ konusunda alınganlık gösterenler, biraz empati yapmasını öğrenebilseler! Fikir bağımlılıklarından, siyasi kokuşmuşluktan kurtulabilseler, dünyaya bakışları noktasında, daha geniş bir perspektife kavuşacakları aşikar..
Bu alınganlığa saygı göstererek, ikinci heyet ile buluşmaya gitmeye elim varmadı!
Türkiye’de inşalar daha bu olgunlukta değil. Bakınız, Belçika’da iki konuda sizi kimse dinlemez? Birincisi ‘siyaset’, ikincisi ise ‘futbol’ konusudur..
Nedeni ise herkesi ahkam kesmesidir!..
Sevgili okurlar,
Aşık Veysel ne güzel söylemiş;
‘Fikir başka, başak olmasa, koyun kurt ile gezerdi!’
Fikirlere, düşüncelere, yaşam biçimlerine, anlayışlara, geleneklere saygı göstereceğiz ki, saygı görelim!..
Gününüz, geleceğiniz sağlıklı güzelliklere vesile olsun..
3 Mayıs 2015 Brüksel