Benim kuşağım artık belli bir yaşa geldi. Bu ömür diliminde neler gördük, neler? Bunları elbette unutmak mümkün değil. Hala hafızalarımızda taze, taptaze duran olaylar var!

Tarih içinde de bu tür olaylar yaşandı. Ders alındı mı? Ders alınsaydı, tarih tekerrür mü ederdi! Bu tekerlemeyi bilmeyenimiz mi var!
Koca Osmanlı imparatorluğunun çöküşü, çöküş süreci ve o yıllarda verilen mücadeleler, tozlu arşivlerde bulunmakla birlikte, oyun bugün de devam ediyor..
Herkes, bu tarihi geçmişe farklı, yanlı yaklaşıyor..Kimi de yanlışlıkları insanın mayasında arıyor. Ve onlara göre,’ insan yetiştirme’,ya da ‘ geleceğe hazırlık’ bu çağda farklı bir önem kazanıyor.
Türkiye’de gündeme damgasını vuran, ‘ dindar bir gençlik’ yetiştirmek olası mı?
Ya da genç nesilleri nasıl yetiştirmeliyiz?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son konuşmalarından birinde bir farklı mesaj daha verdi:
‘Yeniden bir nesil inşa ediyoruz.. Bu neslin kotlarını çoktan verdik..’
Evet mesaj bu!
Türkiye’de farklı telden, farklı frekanstan çok şey konuşuluyor!
Ama üzülerek ifade edelim ki, ‘tahammülsüzlük, ötekileştirme, biz daha iyisini biliriz, yaparız’ türünden demeçler, açıklamalar, insanı ister istemez üzüyor..
Bir kere şunu ifade edelim ki, iktidarın görevi bellidir;
Ülkeyi iyi yönetmek.Eşitlik temelinde herkese, her kesime, adil bir şekilde milli geliri dağıtmak..
Muhalefetin görevi de bellidir;
İktidarı denetlemek, eksiklikleri söylemek..
Bu noktalarda söylenecek çok şey var. Ancak her gün ülkenin televizyonlarında boy gösterip, gazetelerinde sayfa, sayfa demeçleri yayınlananlar, halkın enayi olmadığını bilmek zorundadırlar!
Artık sınırların kalktığı, teknolojik gelişmeler ışığında bilginin ışık hızı ile yayıldığı şu günlerde, devletin imkan ve kabiliyetlerinin geliştiği, nüfusun arttığı bu günlerde, geri dönüp baktığımızda, 10 milyon nüfuslu Türkiye’de, hangi şarkıların , hangi türkülerin söylendiği iyi kavranmalıdır!..
‘ Siz ne yaptınız? Hangi eseriniz var? Edirne’nin ötesine bile geçmediniz..’ türünden çıkışlar, kimseye bir şey kazandırmaz.. Bu söylemlerin kazandırdığı tek şey var; o da, ‘ Sen ve Ben’ kavgalarının ülke geneline yaygınlaştırılmasıdır.. İdeolojik yaklaşımların ateşlendiğidir!
İktidar, elbette karşıt görüşleri takip edecek, gerçek dışı açıklamalara cevap verecek.
Ama tevazzuyu, hoşgörüyü,sabrı elden bırakmamak gerek!.
Unutmayalım ki, demokrasilerde bu kurumlar vazgeçilmezdir..
Kısacası, herkesin, bu demokratik ortamda, söyleyeceğini söylemesi ve bildiğini ortaya koyması ve izahat istemesi gayet normaldir..
Bu Sakarya’da da böyle olmalı, Edirne’de de, Ağrı’da da, Ankara’da..
Bu ülkeye öyle ya da, böyle hizmet edenleri aşağılamak, onlara güçlüyken mesajlar göndermek kimseye bir yarar getirmez..
Bu çirkin maskaralıklardan vazgeçilmelidir!
Ülkeyi germek, kimseye puan kazandırmaz!
Yeni neslin şifrelerini verirken, unutmamız gereken bir şey var?
O gençliğe kadir-kıymet bilmeyi, ahde-vefayı da öğretmelisiniz!
Hatta, ülkenin diğer kesiminin, diğer gençlerinin de, bizim gençliğimiz, bizim insanımız olduğu gerçeğini, hiç ama, hiç ıska geçmemeliyiz!..
Siz yeni nesilden söz ederseniz, birileri de çıkar başka bir nesilden söz eder!
Vaktiyle bu kavga verildi!
Görülüyor ki, bu süreçten ders alınmamış!..Alınmış olsaydı bunlar dillendirilmez, daha dikkatli açıklamalar yapılırdı..

* * *
Sevgili okurlar,
Türkiye’nin gündemini meşgul eden,’barış süreci, akil adamlar’ konularında,hemen her kesim bir şeyler söylemeye özen gösteriyor..Bazen bu söylemlerin dozu kaçıyor! Ağır sözler ve eleştiriler gündeme damga vuruyor..
Bunların olması gayet normaldir!
Unutmayalım ki, ülkeye 30 yıldır kan kusturan, ülkenin bir bölümünü paralize hale getiren, silahı alıp dağa çıkan, devletine baş kaldıran, kendi dışındakilere gözdağı veren,terör estiren bir örgüt hakkında konuşması gerekenler bırakınız konuşsunlar..
Bu insanlar bugün konuşamayacaklar da, ne zaman konuşacaklar?
Böyle bir konuşmama, görüş belirtmeme yasağı mı var?
Adamlar, bazı mazeretler uydurup, bir ideolojinin esiri olarak silahı ele almış, dağ çıkmış, yol kesmiş, köy basmış, adam kaçırmış, asker, polis, öğretmen, imam, bebek, çocuk, sade vatandaş dememiş, herkese silah doğrultmuş, gözdağı vermiş, korku salmış, haraç almış, bölge insanının çocuklarını güya askere almış..
Eeeee şimdi ‘ barış’ zamanı!
Buna karşı olan var mı?
‘Analar ağlasın’ diyen var mı?
Peki bu terör örgütünün ülke dışına çıkışına da karşı çıkan var mı?
Yooooook!

* * *
Sevgili okurlar, hepimizin bu yeni süreçte ne olup bittiğini anlama, öğrenme hakkımız var!
İktidar, bu yönde gerekeni yapmalıdır. Bunun zamanı henüz geçmemiştir..
Kimse kan aksın istemiyor..Ama en azından ne olup bittiğini öğrenmek istiyor..
İktidar, bunca milletvekili ile bu süreci anlatamamıştır! Bu nedenle ‘ akil adamlar’ örgütlenmesi ile farklı bir adım atmıştır..
Müsaade ediniz de, insanımız bu konuda da eleştirilerini yapsın..
Neden korkuluyor ki?
Korkmayınız, bu eleştirilerden Orhan Gençebay’ın, Hülya Koçyiğit’in ve diğerlerinin kaybedeceği bir şey yok..
Siz durumu, oluşumu, süreci iyi anlatamazsanız, bu heyetle ikna turlarına çıkarsanız, olacağı bu!
O zaman muhalefet de söyleyeceğini söyler..Muhalefetin söylediklerini yeterli bulmayan vatandaş da bayrağını alıp, akillerin karşısına çıkar ve sorar:
-Bizim bilmediğimiz ne var ki, bize anlatacaksınız?
-Ya da, bizi hangi konuda ikna edeceksiniz? İnsanların,yığınların beklentisi Orhan Gençebay’ın şiirler okuması, şarkı dizelerini seslendirmesi değildir!..
İşte bu noktada,seçip meclise gönderdiklerimize de büyük görevler düşüyor..
Akiller meydanlarda, toplantılarda, bu seçtiklerimiz sahi nerede?


* * *
Sevgili okurlar,
Sadece bizim ülkemizde kaygı ve endişeler, korkular yok!
Bakınız, Belçika İçişleri Bakanı Joelle Milquet, iki aydır, Belçika’da bir dizi toplantı gerçekleştiriyor. Toplantıların odak noktasını, Belçika’da yetişen ‘ Dönme Müslüman Gençler’ ile Fas asıllı gençlerin savaşmak üzere, Türkiye’ye ve oradan da Suriye’ye gitmeleri oluşturuyor..
Daha öncede, bir Fas asıllı Müslüman ile evli olan bir ‘Dönme Müslüman genç kadın’,Irak’ta ‘intihar bombası’ olarak gündeme damgasını vurmuştu..
Belçika’yı bu denli endişelendiren ‘ Müslümanlar’ konusunda anlatacaklarımız bununla da sınırlı değil..
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, ülkenin Flaman kesiminde ‘ Kutlu Doğum Haftası’ dolayısıyla yaptığı toplantı da, bu bağlamda irdeleniyor..
Evet, bu toplantıya katılan 13 Bin kişinin sırrı araştırılıyor!
Belçika, şimdi Müslümanların yoğun olarak yaşadığı belediyelerin başkanları ile bir dizi toplantı gerçekleştiriyor. Kısaca Müslüman toplumu yöneten belediye başkanlarının görüşleri isteniyor.
Belçika İçişleri Bakanı Joelle Milquet, bu bağlamda karşı yaptırımlardan söz ediyor!
Belçika, Flaman, Wallon ayrışması yanında, şimdi Müslümanları neden konuşuyor?
İşte bu ‘neden konuşuyor’ sorusu, ister istemez ülkedeki camileri, cemaatleri ve dernekleri de gündeme taşıyor.
Tüm bunlar sorgulanırken, İçişleri Bakanı Joelle Milquet’in CDH(Merkez Hümanist Parti) partisine taşıdığı bir genç başörtülü bayan bölge milletvekili ile Birleşmiş Milletler’e(BM) Belçika adına gitmesi de bu bağlamda kulislerde yüksek sesle konuşuluyor!
Her dem,ırkçılık,ayrımcılık ve dışlanmadan söz ederken, empati kurmamız çok önemli..
İnsan ister istemez, ‘Avrupalı Türkler, kendi geleceklerine kibrit mi çakıyor’ demekten kendimi alamıyorum.
Almanya’nın Münih kentinde başlayan ‘Nazi Davası’ bizleri düşündürmeli. Bu Nazi yanlıları, ne oldu da 8 vatandaşımızı seri bir şekilde öldürdü! Onları bu cinayete iten sebepler neydi? Bu cinayetin altında Alman derin devleti mi var?
Elbette bu noktada da endişe ve kaygılar söz konusu!
Bu davayı yakın takibe alan Türkiye kadar,Avrupalı Türkler de iyi düşünmeli..
Bu iyi düşüncenin ardında,nerede hatalar yapıldığı gözden geçirilmeli..Kıyaslamalar yapılmalı, duruş, bakış, yaşayışlar yeniden gözden geçirilmelidir!..
Bunda zaruret vardır..
Bu bağlamda Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı bu yönde yeni görevler üstlenmelidir..
Unutmayalım ki, bu başkanlık, bu birim, birileri istihdam edilsin, birileri maaşa bağlansın diye kurulmadı!..
Evet,endişe ve kaygıların giderilmesi, empatiden geçiyor..
Pazarınız sağlıklı, güzelliklere vesile olsun!