Önümüzdeki yıl gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerde aday olmayı düşünenler akla hayale gelmeyecek yollara tevessül ediyor.
Gözünü belediye başkanlığı ve meclis üyeliğine diken bu muhterem beyler ve bayanlar, şirin gözükmek ve öne geçmek adına hemen her yolu deniyor.
Bunu yaparken bazıları hakikaten çok komik ve acınası hallere düşüyor.
Kendilerini de rezil ediyorlar, partilerini de, çevresindekileri de…
Düğünlerde, bilumum cemiyet ve toplantılarda boy gösteriyorlar; en önde ve en afili şekilde.
Nerede bir etkinlik ve anma programı varsa hemen orada bitiveriyorlar.
Fotoğraf makineleri nereyi çekiyorsa oraya doğru yöneliyorlar.
Düne kadar evden dışarı çıkmayan, çarşıya pazara bile uğramayan bu insanlara, bu günlerde hemen her ortamda rastlamak mümkün.
Bakkalda, manavda, kasapta, markette, kahvede, hastanede, pastanede, durakta, otobüste, minibüste, havada, karada, denizde; her yerde…
Reklamın kötüsü olmaz anlayışıyla hareket ederek ellerine geçen her fırsatı sonuna kadar kullanmaktan imtina etmiyorlar.
Mevcut makamlarını korumak isteyenler bu günlerde adeta birer şefkat abidesi.
Çocukların yanaklarını sıkıyor, yaşlıların elini öpüyor, vatandaşların her türlü istek ve şikâyetiyle yakından ilgileniyorlar.
Telefonlar 24 saat açık; arayanlara mutlaka ya hemen cevap veriyorlar, ya da müsait bir zamanda geri dönüş yapıyorlar.
Bütün küskünlük ve dargınlıkların da sonuna gelinmiş durumda.
“Herkesle iyi geçineceksin” düsturundan hareketle düne kadar düşman belledikleriyle bile can ciğer kuzu sarması olmuş durumdalar.
İnanılmaz enerjik ve çalışkanlar...
Hemen her belediyede hummalı çalışmalar göze çarpıyor.
Projeler ve hizmetler hızlandı, 5 yıldır yapılmayanlar son birkaç ayda yapılmaya çalışılıyor.
Bazı başkanlar neredeyse kazma küreği alıp bizzat şantiyeye inecek!
Bu arada Sakarya-Ankara seferleri de hız kazanmış bulunuyor.
Daha önce bir makam elde edip kaybetmiş olan ve tekrar bir mevzi yakalamak isteyenlerle, bu güne kadar hiç yeşil sahalara inmeyip ilk defa şansını denemek isteyenler de boş durmuyor.
Onlar enteresan girişim ve çalışmalarını dört koldan sürdürüyor.
Partilerinde en çok kimin sözü geçiyorsa, kimin bıçağı kesiyorsa ona yanaşıyorlar.
Kimisi bir milletvekilinin eteğine yapışmış, kimisi il başkanının, kimisi de belediye başkanlarının…
Önce kendi partililerini ikna edecek ve kendine tutunacak bir dal bulacaksın ki boşa kürek çekmeyesin!
Bir iki kişinin gazına gelip aday adayı olanı da var, kimsenin desteğini görmeden işi Yaradan’a havale edeni de…
Bilhassa işi bozuk olanlar ne yapıp edip kenarından köşesinden siyasete bulaşmanın derdindeler.
Servetlerine servet katmak isteyenler de bunun yolunun siyaset yapmaktan geçtiğinin pek ala farkındalar.
Siyasette bir mevzi elde etmek isteyenler, öncelikle o mevzii tutmuş olan insanlara saldırıyor.
Dava arkadaşıymış, kendi partilisiymiş, dünyanın en iyi insanıymış falan hak getire!
Her yerde makam sahiplerini kötülüyor, onların açığını arıyorlar.
Sonra da rakiplerini ekarte etmek için birbirlerinin sırlarını açık etmeye başlıyorlar.
Tatil beldelerinden uygunsuz resimler, cep telefonlarıyla çekilmiş görüntüler dolaşıyor elden ele.
Ahlaka mugayir fiil ve eylemler, her türlü tehdit, şantaj ve fişlemeler propaganda aracı olarak kullanılıyor.
Yerel seçimlerde aday olmak isteyenler en çok da sosyal medyayı kullanıyor.
Facebook, Twitter gibi siteler aracılığıyla hemen her meseleyle ilgili görüş ve düşüncelerini aktarıyorlar.
Aynı zamanda yaptıkları işleri, ziyaret ettikleri yerleri takipçileriyle paylaşıp nasıl da harıl harıl çalıştıklarını belgeliyorlar.
Hilafet arzusu gibi çok uç çıkışlar yapanları da görüyoruz, AK Parti’ye oy verenleri aptal yerine koymak gibi yakışıksız ifadeler kullananı da.
Bazıları da haklarında gazetelerde çıkan haber ve yorumları paylaşıyor ve destek yorumlarıyla moral buluyor.
Kimisi de “Ben istemiyorum ama çevremdeki insanlar aday olmamda çok ısrarcı” havasına bürünüyor.
Velhasılı kelam çarşı pazar şenlenmiş, siyaset arenası hayli ısınmış durumda.
Allah affetsin ama kimsenin şu mazlum milletimize hizmet etmek adına siyaset yaptığına inanasım gelmiyor.
Bilmiyorum, belki günaha da giriyorum ama kahir ekseriyetin kendi ikbalini düşündüğünü tahmin ediyorum.
Zaten çoğu aday adayının yüzlerine bakarak anlıyorsunuz ne kadar yapmacık ve içten pazarlıklı olduklarını…
Bilgisine, deneyimine, eğitimine; konuşmasına, oturup kalkmasına bakmadan siyasete soyunuyorlar.
“Yahu ben bu millete ne verebilirim ki” diye hiç geçirmiyorlar akıllarından hiç!
Kimisi parasına güveniyor, kimisi dayısına!
Kimisi makamının gücünü kullanıyor, kimisi mesleğinin nimetlerini!
Bazıları kartları açık oynuyor, bazılarıysa çalıyı dolanmayı tercih ediyor.
Dedim ya; “Millete, memlekete hizmet etme, tecrübe ve deneyimlerini paylaşma” gibi maksatlarla talip olunduğunu sanmıyorum bu görevlere.
Bunu söylerken herkesi kılıçtan geçirmek, bazı insanların hakkını yemek de istemiyorum.
İçlerinde tabii ki taşın altına elini koyan, istemediği halde görev alan ve hakikaten millete ve memlekete lazım olan adamlar da var.
Zaten onlar göreve talip olmuyor, görev gelip onları buluyor.
İnsanın niyeti hayır olunca, akıbeti de hayır oluyor.
İnsanımıza ve şehrimize en iyi kim hizmet edecekse Allah bize o insanları nasip etsin.
Helali ve haramı bilen, adaletle hükmeden, fakirin fukaranın hakkını gözetenleri başımıza getirsin.
Servetine servet katmak isteyen ve siyaseti reklam aracı olarak kullanan ne kadar adam varsa da Allah bizi onlardan muhafaza etsin.
Son sözüm de karar vericilere…
Allah rızası için işinin ehli adamları aday gösterin.
Onun bunun referansıyla, birtakım bağlantılarla, kişisel arzu ve hırslarla vermeyin kararınızı.
Bu işlerin de bir edebi, adabı olsun!
Herkes bir şekilde layığını bulsun!
