Bu dünyada rahat yoktur…
Zira dünya zevk ve sefa yurdu değil, bir imtihan yeridir.
Hepimiz yaşlanacak, elden ayaktan düşeceğiz.
Gün gelecek anne ve babamızı, gün gelecek çocuklarımızı, eşimizi, kardeşimizi, ahbabımızı kaybedeceğiz.
Belki kaza geçirecek; elimizi, kolumuzu, bacağımızı yitireceğiz.
Borca girecek, acze düşecek, türlü türlü hastalık ve sıkıntılarla mücadele edeceğiz.
Tüm bunlar bizim imtihanımız olacak.
Başımıza gelenlere sabrettiğimiz ölçüde mükâfatımız artacak.
***
Gece ve gündüzün birbirini kovaladığı, hastalıklarla sıhhatin nöbetleşe insanı yokladığı, zorluklarla kolaylıkların yine art arda insanı sardığı, fırtınayla sükûnetin insan ruhunda nöbetleşe hükmettiği bu garip dünyada, rahat ve huzur bulmak ne mümkün!
Sabır ve namaz ile yardım isteyeceğiz Rabbimizden.
Bizi yaratana yakaracağız başımız her sıkıştığında.
Öfleyip pöflemeyeceğiz!
Asla ve asla isyan etmeyeceğiz.
Asla ve asla umudumuzu kaybetmeyeceğiz.
Ne kadar günah batağına saplanmış olursak olalım…
Her ne kadar kötü ve fena işler yapmış olursak olalım…
Tövbe kapıları her daim açıktır.
Son nefesimizi verene kadar iş işten geçmemiştir.
Asla ve asla pes etmeyeceğiz!
Günahların peşini takılıp gitmeyeceğiz.
Allah’a yönelip, ona tövbe edip arınmak ve beyaz bir sayfa açmak her zaman için mümkün.
Rabbimizden affımızı isteyeceğiz, mahvımıza çalışmayacağız!
***
Dünyada rahat yoktur…
Çevremiz, bu sözü doğrular olaylarla adeta kaynaşmaktadır.
Bir yanda insanı perişan etmek için aralıksız çalışan inanç katilleri, iffet düşmanları, en kısa ifadesiyle şer odakları...
Zehir pazarlayan meyhaneler, pis havalı kumarhaneler, hayâ düşmanı moda odakları, körpe dimağları rezalete özendiren romanlar, hikâyeler...
Ve dünyanın her tarafından ekranlara hücum ederek ruhu kemiren müstehcen sahneler.
Ümitsizlik aşılamakla kalbi perişan eden acı haberler.
Bitmek bilmeyen boğuşmalar.
Cinayetler, trafik kazaları...
Siyaset sahnesinden hiç eksik olmayan iftira çamurları, karalamalar, yalanlar, gıybetler.
Beride, hürmet-muhabbet münasebetini yitirmiş virane aileler.
Görenek belâsı, desinler tutkusu yahut demesinler korkusu yüzünden, israf ile kabaran masraf rakamları.
Uyku kaçıran taksitler...
Dünyanın, çoğu zaman insanların eliyle icra edilen ve insanı insana adeta belâ eden bu kadar maddî ve manevî sıkıntısı karşısında âciz, fakir ve fâni insan...
Bu tablo, kalbin dünya ile tatmin olamayacağının en berrak bir göstergesi ve insanın nazarını bir başka diyara çeviren bir hidayet öncüsüdür.
***
Gerçekten de dünyada rahat yoktur.
Zira şu imtihan âleminin yapısı buna müsait değildir.
İmtihanda rahat olmaz.
Dış âlemde olduğu gibi insanın iç dünyasında da, sürekli bir bahar gözleyemezsiniz.
Onun da kışı, yazı, sonbaharı vardır.
Havası daima sakin değildir; şimşeği, fırtınası, kasırgası vardır.
Onu da hep aydınlık göremezsiniz; karanlığı, gölgesi, bulutu vardır.
Onda da mahsuller bir cinsten değildir; çiçeği, meyvesi, dikeni vardır.
Sahası da engebesiz değildir; dağı, uçurumu, deresi vardır.
Bunun böyle olduğunu kalbimize iyice sindirdiğimiz takdirde, hâdiselere bakış açımız değişecek, yersiz kederlerden, heyecanlardan, karamsarlıklardan büyük ölçüde kurtulmuş olacağız.
***
Halimize hiç şükretmiyoruz.
Hep daha fazlasını istiyoruz.
Para peşinde, şöhret peşinde, makam peşinde koşuyoruz hepimiz.
Hepimiz rahatı bu dünyada arıyoruz.
En güzel evlerde oturalım, en lüks arabalara binelim diye çevirmediğimiz dolap kalmıyor!
İnsanların övgüsüne mazhar olmak için çırpınıyoruz, Allah’ın rızası için değil!
Herkes bizi beğensin, bizi göklere çıkarsın, herkes bizi konuşsun, tartışsın istiyoruz…
Gözümüz hep daha yukarılara bakıyor, daha aşağılara değil.
Falancanın saray yavrusu gibi evi var, benim niye yok diyoruz.
Nice insanı ahır gibi kulübelerde, baraka gibi derme çatma yapılarda yaşam mücadelesi verdiğini, bazı insanların kafasını koyacak yastığı ve yatağı bile olmadığını gözden kaçırıyoruz.
Kaşımızı gözümüzü beğenmiyoruz; elimizi, yüzümüzü, burnumuzu…
Niye falanca kadar yapılı değilim, güçlü değilim, fizikli değilim, niye falanca kadar güzel ve alımlı değilim diye heder ediyoruz kendimizi!
Eli olmayanı, bacağı olmayacağı, dili olmayanı, gözü olmayanı es geçiyoruz!
Sağlık ve sıhhatimize şükredeceğimiz yerde, kendimizde türlü türlü kusurlar aramakla meşgul oluyoruz.
Kendi rahatımız için başkalarını rahatsız ediyoruz.
Oysa bilmiyoruz ki bu dünyada rahat yoktur!
Dünya beka ülkesi değil, fena yurdudur!
***
Bakın ne diyor koca Yunus:
Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan