Domuza Haram Dediler Haramı Domuz Gibi Yediler !

Toplumların ahlaki çöküşünü, riyakarlığın ulaştığı korkunç boyutları ve ŞEKİLCİ İNANNÇ anlayışının nasıl bir illüzyona dönüştüğünü özetleyen en çarpıcı, en sarsıcı ifadelerden biridir: "Domuza haram dediler, haramı domuz gibi yediler."

Bu cümle, basit bir sokak jargonu veya öfkeyle söylenmiş sıradan bir söz dizimi değildir; kitleleri uyuturken arka planda yürütülen devasa bir sömürü çarkının, utanma duygusunu yitirmiş bir zihniyetin kusursuz anatomisidir. Ahlakı sadece ritüellere ve diyet listelerine indirgeyenlerin, iş çıkara ve güce geldiğinde nasıl sınır tanımaz birer CANAVARA dönüştüklerinin manifesto niteliğindeki özetidir.

Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasının en büyük tarihsel açmazı, AHLAKI BİR VİTRİN MALZEMESİNE dönüştürmesidir. Bir insanın boğazından geçen lokmanın domuz eti olup olmadığı, o toplumun sözde ahlak bekçileri için tartışılamaz, esnetilemez en büyük meseledir. Çünkü bu tür sembolik yasakları reddetmek, kişiye anında "muhafazakar", "dindar" veya”AHLAKLI” kimliği kazandırır.

Bu kimliği inşa etmek bedavadır; hiçbir zihinsel, felsefi veya etik efor gerektirmez. Sadece belirli bir eylemden kaçınarak, toplum nezdinde kusursuz bir ahlak abidesi gibi görünebilirsiniz.

“Oysa aynı boğazdan milyonların hakkı, tüyü bitmemiş yetimin rızkı, işçinin sömürülen emeği ve liyakatle elde edilmemiş makamların rantı sel olup akarken kimsenin sesi çıkmaz.”

İşte polemiğin ve isyanın tam olarak koptuğu yer burasıdır.

“ Haram kavramının içinin boşaltılarak nasıl devasa bir kamuflaja dönüştürüldüğünü izliyoruz.”

DOMUZ ETİ YEMEK görünür, somut ve kültürel olarak kodlanmış bir tabudur.

“Ancak asıl yıkıcı haram; adaletsizliktir, yolsuzluktur, rüşvettir, kamu kaynaklarını eşe dosta, yandaşa peşkeş çekmektir.”

Ne var ki, adaleti katletmek veya liyakati ayaklar altına almak, bir tabakta sunulan somut bir et parçası olmadığı için kitlelerin gözünde aynı "dehşeti" yaratmaz. “Kitleleri bu sembolik haramlarla uyuşturanlar, arka kapıdan ülkenin ormanlarını, madenlerini, hazinesini ve geleceğini yağmalarken tam da o teşbihteki vahşi iştahla hareket ederler”.

"Domuz gibi yemek" benzetmesi tesadüfi, kaba bir tabir değildir; bilakis doymak bilmeyen, sınır tanımayan, önüne gelen her şeyi, hukuku, ahlakı, vicdanı öğüterek yutan arsız bir iştahın tasviridir. Şeklen en dindar, en muhafazakar görünenlerin, güç ve para karşısındaki o dizginlenemez açgözlülüklerini tam da bu metafor açıklar. Kendi işledikleri devasa suçları, çaldıkları ihaleleri, doğayı katlederek elde ettikleri haksız kazancı meşrulaştırmak için her zaman ceplerinde hazır beklettikleri kılıfları vardır. Minareyi çalan kılıfını hazırlamakla kalmaz; bu arsızlık seviyesinde, minarenin zaten kendi hakları olduğunu, bu "kutlu" yürüyüşte her türlü ganimetin onlara helal kılındığını iddia edecek kadar pervasızlaşırlar.

Rüşvetin adının "hediyeleşme", yolsuzluğun adının “İŞ BİTİRİCİLİK,” adam kayırmacılığın adının 0 olarak pazarlandığı, kelimelerin ve kavramların ırzına geçildiği bir çağın içindeyiz.

“Şekilsel haramlardan özenle kaçınarak topluma ahlak pazarlayanlar, yapısal haramların, kurumsal çürümenin baş mimarları olmuşlardır.”

Cuma hutbelerinde, kürsülerde, ekranlarda yoksulluğun bir "sınav" olduğunu, şükretmenin erdemini anlatanların; altın varaklı salonlarda, lüks makam araçlarında, ihale masalarında sergiledikleri o doyumsuz oburluk, bu sözün her gün, her saat yeniden kanıtlanmasıdır.

“Meselenin en acı, en trajik tarafı ise toplumun bu illüzyona olan gönüllü teslimiyeti ve sessiz suç ortaklığıdır.”

Kitleler, gözlerinin önünde milyarlarca liralık kaynakların buharlaşmasını, adaletin çökertilmesini, ehliyetsizliğin liyakatin yerini almasını sessizce, hatta bazen alkışlayarak izlerler. Neden? Çünkü fail "bizdendir"; fail, en azından "domuz eti yemiyordur", failin elinde bir tespih, dilinde mukaddes kelimeler vardır. “Toplum, soyulmayı, kandırılmayı ve ezilmeyi, ezenin kendi kültürel kodlarına sahip olması şartıyla kabul edecek kadar derin bir uyuşukluk içindedir.”

Ahlaksızlığın, yapanın kimliğine göre meşrulaştığı bir düzende, hırsızlık artık bir suç değil, sadece güçlünün kullandığı bir ayrıcalıktır.

İslam felsefesinin ve evrensel etik değerlerin özünde yer alan "kul hakkı", “bütün günahların ve hataların üstünde tutulurken, bu devasa ilkeyi unutturup bütün ahlakı bir yeme-içme kuralına, bir kıyafet koduna indirgemek, inancın bizzat kendisine yapılmış en büyük suikasttır.”

Hak yiyenin affının, hakkı yenen kişiye bırakıldığı bir sistemde, kamunun, yani milyonlarca insanın hakkını gasp edenlerin nasıl bir bedel ödeyeceği teolojik olarak bile devasa bir sorunken; bu kişiler kendilerini dokunulmaz, günahsız ve kusursuz ilan edebilmektedirler. “Bu yüzden "domuz gibi yemek", sadece midenin sınırlarını zorlayan bir oburluk hali değil; utanma duygusunun, yüz kızarmasının, ar damarının tamamen çatladığı bir ahlaki felç halidir.”

Geriye kalan tek ve sarsıcı gerçek şudur: Sahnedeki vitrin ahlakının arkasında, kuliste dönen devasa ve vahşi bir yağma düzeni vardır. Toplumlar, şekilci tabuların uyuşturucu etkisinden kurtulup evrensel ahlakın, şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve gerçek adaletin peşine düşmedikçe bu trajikomik tiyatro sahnelenmeye devam edecektir.

“Ne zaman ki bir toplum, kamu malına el uzatmayı, ihaleye fesat karıştırmayı, yalan söylemeyi ve makamını kötüye kullanmayı, o çok korktukları sembolik haramları işlemekten bin kat daha büyük bir utanç sebebi sayar; işte ancak o zaman bu kirli, kanlı iştahın önü kesilir.”

Aksi takdirde, sahnede dindarlık ve milliyetçilik hamasetinin en yüksek perdeden oynandığı, fakat perdenin arkasında ülkenin yarınlarının, çocukların umutlarının, emeğin ve alın terinin "domuz gibi" yenilip yutulduğu bu grotesk oyunun sadece alkışçısı ve nihayetinde kurbanı olmaya mahkum kalırız.

Riyakarlığın bu karanlık saltanatı, ancak gerçek yüzüne tutulan aynanın parlaklığıyla yıkılabilir. (G. Dihkan) 30.09.2026

DİPNOT: Burada muhatap ya da hedef kitle; aidiyeti, yelpazesi, partisi, cemaati ne olursa olsun, Müslümanım deyip, Müslüman görünüp, haramlığından dolayı domuz eti yemeyen ama başka ve çok daha dehşetli haramları domuz gibi yiyenlerdir. En küçüğünden en büyüğüne kadar kamu malını çalanlardır.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ