Takva, en yalın haliyle bir korku ve kaçınma sanatıdır. Fakat bu korku, sıradan bir endişe değildir.

Takva; siyasi, dini, toplumsal veya nefsi herhangi bir otorite edinip Allah’tan başkasından korkma, Allah’tan başka rezzâk(rızık veren) bilme, Allah’tan başka kanun koyucu tanıma, küfrün önderlerini önder kabul etme ve eşyaya, hayvana, doğaya, kendine ya da başka insanlara zarar veren kötü alışkanlıklar edinme korkusudur.

Bu tanım, takvayı dar bir “günah korkusu” çerçevesinden çıkarır ve onu insanın tüm varoluşuna yayılan kapsamlı bir bilinç haline getirir.

Takva sahibi insan, bedenini ve iradesini hiçbir dış otoritenin emrine vermez. Çünkü beden emanettir; emaneti başkasına kullandırmak, emanetin asıl sahibine ihanettir.

Siyasi ideolojiler, dini kurumlar, toplumsal baskılar ya da nefsin arzuları, insanı Allah’tan başka bir güçten korkmaya, O’ndan başka bir rızık kaynağı görmeye veya O’ndan başka bir yasa koyucu kabul etmeye sürüklediğinde, takva bozulmuş demektir.

Aynı şekilde takva, insanın alışkanlıklarına da yönelir. Eşyayı israf etmek, hayvana eziyet etmek, doğayı tahrip etmek, kendine zarar vermek veya başka insanlara zulmetmek… Bunların hiçbiri takva ehlinin yolunda yer almaz. Çünkü takva, zararsızlık ilkesinin en derin ifadesidir.

Zarar vermekten korkan insan, aynı zamanda fıtratını koruyan insandır.

Kim bu korkulardan emin bir hayat yaşıyorsa, işte o muttakidir.

Muttaki, fıtrat üzere yürüyen kimsedir. Kur’an da tam olarak böyle bir insana rehberlik eder. Ona doğru yolu gösterir, dengeyi hatırlatır, emanet bilincini canlı tutar.

Çünkü muttaki, Kur’an’ı kendi hevâ ve hevesine uydurmaya çalışmaz; aksine kendi hayatını Kur’an’ın işaret ettiği fıtratın ölçüsüne uydurmaya çalışır.

Buna karşılık muttaki olamayan her insan, Kur’an’dan kendi takva dışı yaşantısını meşrulaştıracak anlamlar çıkarmaya meyleder.

Bu durumda Kur’an, onun için hidayet rehberi olmaktan çıkar, dalalet rehberi haline gelir. Çünkü kitap, okuyanın niyetine ve haline göre farklı kapılar açar. Kendini temiz bir kalbe gösterir.

Sonuç olarak takva, yalnızca Allah korkusu değil; Allah’tan başka her türlü otorite, korku, rızık ve yasa kaynağı edinme korkusudur. Bu korkuyu taşıyan ve zararlı alışkanlıklardan uzak duran insan hem bedenini emanet bilinciyle kullanır hem de fıtratı üzere yaşar.

Böyle bir hayatta Kur’an gerçek rehber olur.

Aksi takdirde insan, kendi sapmasını meşrulaştırmak için kitabı araç haline getirir ve yolunu kaybeder.

Takva, bu anlamda bedeni kullanma sanatının da en temel şartıdır. Bedeni hiç kimsenin emrine vermemek, yalnızca Allah’a karşı sorumlu bilmek ve zarar vermekten sakınmak… İşte muttakinin yolu budur

TAKVA: KORUNMANIN VE KORKUYU YÖNETME SANATI

Takva, Arapça و ق ي (w-q-y) kökünden gelir.

Kökün asıl anlamı “korumak, sakınmak, kendisi ile zararlı olan arasına engel koymak”tır.

Vekâ fiili, bir kalkan gibi muhafaza etmeyi; vikaye, o kalkanı; ittikâ ise o kalkana sığınmayı ifade eder. Takva, bu korunmanın ismidir.

Cahiliye dilinde fiziksel bir engel koyma iken, Kur’an onu kalbin kalkanına dönüştürmüştür: Allah’tan başka her türlü otoriteden, her türlü zarardan, her türlü sapmadan kendini koruma sanatı.

Takva, korkunun adı değildir. Takva, sevginin korkuya dönüşmüş hâlidir.

Seven, sevdiğini küstürmekten korkar.

Takva ehli, Rabbini üzmekten sakınır. Bu sakınma, bedeni emanete dönüştürür; alışkanlıkları temizler; siyasi, dini, toplumsal ve nefsi otoriteleri reddeder. Çünkü beden kimsenin aracı değildir. Başkaları yalnızca öğüt verebilir; emir veremez.

Takva, eşyaya, hayvana, doğaya, kendine ve başka insanlara zarar vermeme korkusudur. Bu korku, insanı özgür kılar.

Çünkü gerçek kölelik, başkasının otoritesine boyun eğmektir.

Takva sahibi, yalnızca Allah’a karşı sorumlu olduğunu bilir. Onun için siyasi ideolojiler, dini kurumlar, toplumsal baskılar ve nefsin fısıltıları aynı derecede tehlikelidir. Hepsi, bedeni emanet olmaktan çıkarıp araç hâline getirmeye çalışır.

Kim bu korkulardan emin yaşarsa, muttakidir. Kur’an ona fıtrat üzere yol gösterir. Kim bu korkulardan emin değilse, Kur’an’dan kendi sapmasını meşrulaştıracak cümleler çıkarır. Kitap, niyete göre açılır: Temiz kalbe nur, bulanık kalbe zulmet olur.

KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ