İlimizin fay hattı üzerinde kurulu olduğu gerçeğinden hareketle, bu alanda yapılan açıklamalar, hayata geçirilen plan ve projeler, şehrimizin deprem dirençli hale gelmesi için atılan, atılacak adımlara özellikle kulak kabartır, önem veririm…

Bu cümleden olmak üzere, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Sakarya Şube Başkanı Semih Uçar’ın TBMM’de Sakarya milletvekillerini ziyareti ve açıklamaları çekti dikkatimi…

Malum, 1999 depreminin üzerinden neredeyse 25 yıl geçti…

İlimizde 25-30 yıl aralıklarla bir büyük deprem yaşanması, zamanın giderek daraldığını gösteriyor hiç şüphesiz…

İMO Başkanı Uçar’ın uyarı niteliğindeki açıklamaları bu nedenle önemlidir…
Yetki-etki sahibi herkesin ve her kesimin “bilimsel veriler ve gerçekler” içeren bu açıklamalara kulak vermesi, hayati öneme sahiptir…

Bugün gazetemizin manşetine asılan haberde geniş yer verilen Uçar’ın;

“Artık deprem sonrası yaraları sarmaya odaklanmamalıyız; depremlerin felakete dönüşmesini engellemeliyiz.

Yapı envanteri çıkarılarak belirli bir risk sırası ile tüm binaların deprem güvenliğinin belirlenmesi zorunlu hale getirilmeli; deprem dayanımı yetersiz çıkan binaların öncelikle imar mevzuatına uygun olarak güçlendirilmesi sağlanmalı; güçlendirmenin yeterli gelmeyeceği durumlarda yenilenmelidir.” ifadeleri, sadece ilimizin değil, bölgemizi de ilgilendirir…

Gazeteci olmanın bizlere yüklediği sorumlulukla, deprem dirençli şehirler inşa edilmesi ve afetlere hazırlığın ne denli hayatiyet taşıdığını, her fırsatta, her zaman ve zeminde ifade ediyoruz…

Bundan yaklaşık beş yıl önce, 19 Ağustos 2019 tarihli gazetemizde yine bu sütunlarda, konuyla ilgili yorumumuzu hatırladım ve siz değerli okurlarımızda paylaşmak istedim tekrar…

Önce yorumun özetini okuyup hatırlayalım, sonra diyelim son sözümüzü;

“Adapazarı şehri tarihinde izleri hiç silinmeyen depremler yaşadı bugüne değin…

Hepsinde telafisi zor olan can ve mal kayıpları oldu…

Her defasında halk olan biteni atıp bir kenara, hayat her şeye rağmen yaşamaya değer deyip yaralarını sararak geldi bu günlere…

Göçler meydana geldi, şehri terk edenler oldu, pişman olup geri dönenler girdi sıraya…

1943, 1967 ve 1999 yıllarında üç büyük afetle sarsıldı şehrimiz…

Son iki depremi saniyesi saniyesine yaşayan bir gazeteci olarak hatırlarım o günleri…

İlimiz her defasında yaralarını hızla sarmasını bildi…

Denilir ki ‘Eğer ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi…’

Sanırım buna uygun hareket edilmedi her üç deprem öncesinde ve dahi sonrasında…

Hal böyle olunca bir öncekini aratacak can ve mal kayıpları yönüyle yoğun depremler yaşamak zorunda kaldı şehrimiz…

Şehrin önemli caddeleri ve sokaklarında, semtlerinde yıkılan binaların enkazları altında binlerce insanımız deprem şehidi olarak hayatını kaybetti ve niceleri yaralandı, sakat kaldı…

Büyük depremi takiben ‘Bu şehir artık uzun süre ayağa kalkamaz’ şeklinde sesler yükselmeye başladı…

Bu süre en iyimser ağızlarca 30-40 yıl olarak dile getiriliyordu…

Ama öyle olmadı ve yaralar tez elden sarılmaya başlandı…

Ve 10-15 sene gibi kısa sürede yeniden yaşanılır bir şehrin temelleri atıldı…

Her şeyin ötesinde deprem kuşağı üzerinde olan bir il olarak ‘Deprem değil binalar öldürür’ gerçeğinden yola çıkarak geleceğimizi buna göre tanzim etmek konusunda bir ilahi uyarıydı aslında depremler…

Resmi kurum ve kuruluşlar yanında halkımızın da aynı anlayışı benimseyip aynı doğrultuda hareket etmesi artık yaşanılan bunca sıkıntıdan sonra kaçınılmaz hale gelmelidir…

Evet, tarihin tekerrür etmemesi ve ‘Deprem değil bina öldürür insanı’ sözünün sırrına erip yaşamak için aklımızı kullanmanın kaçınılmaz olduğunun bir kez daha altını çizmek isterim…

Geçen hafta cuma gecesi işte unutulmaz gecenin anıları tazelendi slayt eşliğinde…

Konuşmalar yapıldı, vefat edenlerin ruhlarına Kur’an-ı Kerim tilavet edildi…

Ama şurası muhakkak ki her geçen sene bu geceler önemini yitiriyor…

İsterim yitirse de önemini böylesi geceler, deprem gerçeği unutulmasın ve yaşantımız daha sağlam temeller üzerine kurulsun…”

Aradan geçen yıllara rağmen, ilimizde köklü bir değişim yaşanabilmiş değil, ne yazık ki…

Artık ilimizin kaybedecek bir günü bile kalmamıştır…

Tekrar aynı acı kayıpları yaşamamak için, tez elden harekete geçmeli, bilim ne diyorsa onu gerçeğe dönüştürmeliyiz…

Bu duygu ve düşüncelerle, bu ilin deprem dirençli hale gelebilmesi için elini değil gövdesini taşın altına koyacak olan, kalbi bu şehir için atan etkili-yetkili herkese ve her kesime, Bizim Bahçe’den “Peygamber çiçekleri” gönderiyoruz şimdiden…