Her şeyin bir “vakt-i merhûn”u vardır. İlahî kader, vakti gelince salınır ve hüküm gerçekleşir. Kimi düşünceler dile geldiğinde demlenmesi gerekir yahut şöyle diyelim. Kalbe doğan düşüncenin doğum zamanı gelmiştir lakin gerçekleşmesi için uzun zaman beklemek gerekir bazen.
Çölde yolculuk yapanlar, menzile ne zaman varacaklarını düşünmezler. Sadece yürünmesi gerektiği zaman yürür, durmaları gerektiği zaman dururlar. Menzile ne zaman varacaklarına kervan değil; çöl karar verir.
Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun, gazetecilerin sorusu üzerine “Mesnevî’den ilham alarak” yazdığını söylediği Simyacı kitabı yukarıda zikrettiğim hikâyeyi anlatır. Yolculuğun süresi değildir önemli olan… Maksat; madeni altına çeviren, donmuş kalpleri ihya eden, gönül ferahlatan simyacıya ulaşmaktır.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tensibiyle Sakarya Üniversitesi’ne ikinci defa atanan Rektör Hamza Al Bey’in yeni döneminin hayırlı olmasını temenni ederim. İstanbul, Bursa ve Ankara üçgeninde tercih edilen şehrimiz Sakarya’nın marka değerinin artmasında üniversitemizin büyük katkısı var.
Birkaç ay önce Serdivan Kitap Fuarı’nda ayaküstü görüştüğümüz Rektör Bey’e kitaplarımı takdim etmek ve Balkanlar konusundaki fikirlerini almak istediğimi arz etmiştim. Zuhurat geçen hafta nasib oldu.

SAÜ Rektörü Sayın Hamza Al ile (13.10.2026)
Ziyaret talebimi arz ettiğimde nezaket göstererek bendenizi makamında kabul eden Rektör Hamza Bey ile yaptığımız görüşmede edindiğim izlenim ve bir müjdeyi sizinle paylaşmak isterim.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk defa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarlı inisiyatifiyle gerçekleşen Afrika açılımının pozitif etkilerini ve faydalarını görmeye başladık. Türkiye, Afrika’daki kurumsal varlığını arttırdıkça, bölgedeki Emperyalist –Fransa- etkisi gerilemeye başladı. Ülkemizin bölge siyasetinde artık oyun kurucu olması ve mazlum devletlerin mâkus talihi açısından stratejik değeri olan Afrika kıtasının önemine değinen Rektör Hamza Bey’in Türkiye Yüzyılı hedefleriyle orantılı olarak üniversitemiz bünyesinde olması gereken “Afrika Araştırmaları Merkezi” perspektifi değerli bir akademik projedir.
Ülkemizde eğitim gören tüm yabancı öğrencilerin ve özellikle Afrikalı kardeşlerimizin, geleceğe dönük potansiyel “fahri temsilci” görülmeleri, liderlik hedefi üzerinden motive edilmeleri ülkemiz açısından önemli bir adımdır.
Türkiye’nin diğer bir gönül parçası olan Rumeli ve Balkan toprakları da vatan mefkûremizin büyük fotoğrafını görebilmek için akademik desteğe muhtaç.
Sakarya Üniversitesi bünyesinde Balkan Araştırmaları Merkezi kurulması fikrini yıllar önce dillendirmiştim. Uzun bir yolculuk oldu ama şehrimize dair bir hayalimiz gerçekleşti sonunda.
SAÜ-Balkan Araştırmaları Merkezinin başına müdür olarak atanan Doç. Dr. Hakan Demir’i tanıyınca Hamza Bey’in ne kadar isabetli bir karar verdiğini görmekten büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.
Sakarya’daki muhacir nüfus göz önünde tutulursa sosyolojik olarak yerinde bir kararla yeniden ihya edilen “Balkan Araştırmaları Merkezi” şehrimize ve Balkanlara hayırlı olsun.
Araştırma Merkezleri, âcizane ifade etmek isterim ki, kurumlarımızın yurtdışındaki -söylem dili- sorununa dikkat çekebilirler. Reel politik gerçeklerle uyumsuz klasik söylem dilimizin faydadan çok zarar verdiğine bölgeyi yakından bilen biri olarak Balkan ülkelerinin tamamında defalarca şahit oldum.
ABD ve Avrupa’nın sosyo-ekonomik ve siyasî yönden baskı yaptığı küçük Balkan ülkeleri; multi-kültür etkisiyle hassas kırılma noktalarını içinde barındırıyor.
Ülkemizin süper güç olma idealini yakından ilgilendiren Balkanlardaki hassas kırılma noktalarını tesbit etmek o kadar da zor olmasa gerek.
Araştırma merkezlerinin ihya edilmeleri ülkemizin hedeflerini büyüttüğüne işarettir. Türkiye’ye de zaten bu yakışırdı.
Düne ait ne varsa söylendi cancağızım
Şimdi yeni şeyler söyleme vaktidir. /Rûmî
KAYNAK: YENİ SAKARYA GAZETESİ