Yrd. Doç. Dr. Zeki TAN

Kur’an-ı Kerim salih kimselerin hayat hikâyelerini arkadan gelen fert ve toplumlara “yol haritası” ve “ışık” olsun diye de anlatır. Bunlardan Hz. Lokman birçok müfessire göre Allah dostu salih bir insan olup Peygamber değildir. Hz. Meryem, Hz. Musa’nın annesi, Hz. Süleyman zamanında yaşamış manevi derinliği olan bir hanımefendi/Belkıs. Firavun olan eş olan fakat imanı ile öne çıkan hanımefendi/Asiye Hatun ve Talut bunlardan bir kaçı.
Hz. Peygamber (sav)’in hadislerine bakıldığında da yüzlerce model insanın hayat hikâyesi ve hatıraları hadis külliyatı içinde anlatılmaktadır. Bütün bunlar ilahi kitap ve Hz. Peygamber (sav) tarafından bize naklediliyorsa bunlardan alacağımız dersler vardır. Hatta İslam kültürünün bir özelliği de “Menakıp” kitaplarının çokluğudur. Bazı ilim ehli insanlar hayatta iken otobiyografisini yazmış, bazısının da arkadan gelen vefalılar tarafından biyografisi yazılmıştır. Yazılan bilgi ve belge arkadan nesillere “kutup yıldızı” işlevini görerek yol gösterir. Yazılmayanlar da sanki yaşanmamış, yapılmamış gibi telakki edilir.
Ramazan ayında Prof. Dr. Faruk Beşer Hoca’nın sunduğu “sahurname” proğramının bir geceki konuğu Sakarya Orhan Camii İmam-Hatibi Mustafa Aydın Hoca idi. Mustafa Hoca camisinin eşiğine baş koymuş, minber ile evi arasında mekik dokuyup imamlığı aşkla yapan bir “mihrap gönüllüsü”. İmam olarak “atanmış” olsa bile kendisini “adanmış” olarak gören, 56 altı yaşında hafız olup kendinden emin olarak gördüğüm biri. Bütün mesaisini imam-hatiplik yapmaya endekslemiş, hayatını bu uğurda vakfetmiş “din gönüllüsü” bir kardeşimiz. Mustafa Aydın Hoca gibi yüzlerce imam-hatip kardeşimiz vardır Anadolu topraklarında. Fakat birçoğunu bilmeyiz. “Sağ elinin verdiğini sol elinin bilmemesi[1]” gerektiği fehvasınca birçoğu yaptıkları hizmetleri gizler.
Hizmet ehli imamların yaptıkları güzel hizmetler mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Bu husustaki en büyük görev de başta sendikalar olmak sivil toplum kuruluşlarına ve eli kalem tutanlara düşmektedir.
Tarihçi Cemal Kutay ”Cumhuriyetin inşasında din adamının kanı ve teri vardır” derken din görevlisinin emsalsiz hizmetlerine dikkat çeker. Bu kanın ve terin sahibi imam zaman zaman bu topraklarda yok sayıldı. Hakarete uğradı. Memleketin imkânlarından mahrum edilerek kapılar yüzlerine kapatıldı.
İmamların Başarısı
Yukarıda söylendiği üzere imamların bir eksiği de güzel hizmet üreten hizmet erlerinin faaliyetlerini dillendirmemeleridir. Hâlbuki farklı ve farkındalık gösteren hizmet türleri örnek olarak gösterilmelidir. Daha önce camisinde farklı bir hizmet üreten İstanbul Zeytinburnu Teknik Oto Sanayi Camisinin İmamı Ahmet Yüter kardeşimizin hizmetlerini kendisine teşekkür bağlamında yazıp sonradan yayınladığım mektupla hem de bütün görevli imamlara anlatmıştım. İmamların başarısından dolayı “cami cemaati” ve “müftüsü” dâhil herkesin sevinmesi gerekir. Hatta bu sevincin bir de küçük hediye ile taçlandırılması gerekir. Mahallesinde hizmet ehli bir imamın cemaati tarafından eşi ve çocukları ile birlikte umreye gönderildiğini duyduğumda çok sevinmiştim. Cemaati tarafından imama yapılan bu jestin imamın hizmetine moral ve motivasyon katacağı muhakkaktır. Bir başka imam uluslararası başarısından dolayı cami cemaati tarafından kendisine araba alınmıştı. Bu jestin karşılığında ilahiyat mezunu olan imam görev yaptığı camideki imamlığı müftülüğe tercih etmişti.
Mustafa Hoca Prof. Dr. Faruk Beşer hoca ile konuşurken uzun bir ömürde kazanılan tecrübenin ve birikimin arkadan gelen genç imamlara anlatılmasının faydalı olacağı kanaatini taşıdım. Yazılanlar eksik olabilir. Sadece özet ve seçki olarak anlatmaya çalışacağım. Dinleme imkânı olanlar internetten mutlaka dinlemelidir. Mustafa Aydın Hoca inşallah bunları yazıya döker. Fakat bu toplumun imamları Allah’ın yemin ettiği söz ile yazı arasındaki kelamın/sözün elçisi “kaleme ve yazdığı satırlara[2]” İmamların hikâyelerini başkaları “çarpıtarak” verdi.
Mustafa Hoca’nın Anlattıkları
Bir imamın başarılı olması için ne yapması gerekir sorusuna şöyle cevap verir. “İmamlık çok zordur. Bir tanıdığıma Medine’de kırk vakit namaz kılması vesilesiyle sordum “ibadetler nasıl gidiyor.” Kendisi “Hocam imamlığın çok zor olduğunu burada anladım”. Sabah kalkıyoruz namaza gidiyoruz. Namazdan dönüyoruz, öğle namazı, ikindi, akşam, yatsı namazı derken ibadetten başka bir şey yapamıyorum. Mesai tamamen dolu geçiyor.
İmamın nasıl bir kişi olduğunu anlatan Mustafa Aydın Hoca’nın şu ifadesi çok güzeldi. Bu ifadeyi her imam telefonun “açılış notu” olarak kayıt etmelidir. Ahmet Turan Alkan güzel gördüğü bir söz için şöyle der: ““Öyle bir söz söyle ki canımı vereyim” denir ya, işte bu cümle dahi o cümledendir.”
İmam, Görüldüğünde İmrenilen Görülmediğinde Özlenen İnsandır.
İmamı anlatan en güzel ifade budur. İmam kimdir? Sorusuna verilecek en güzel cevap da şu sözdür “görüldüğünde imrenilen görülmediğinde özlenen insan”.
İmamın şu ayette ifade edildiği üzere hitap ettiği insanlara bakışı şu olmalıdır. “Biz insanoğluna değer verdik...[3]” Ayette insanoğlunun şerefli, kerim ve değerli bir varlık olduğu ifade edilmektedir. İmamın hem kendisi hem de hitap ettiği, hatta hitap edemediği insanlar da “değerlidir”. İmam her davranışında değerli insanlarla muhatap olduğunu bilmelidir.
Kelime-i şehadette Peygamber için “Abduhu ve Rasuluhu” ifadesi kullanılır. Peygamber önce iyi kuldur, sonra elçidir. Tıpkı bunun gibi; imam da önce iyi bir Allah kulu olmalıdır. Sonra da iyi imam olmalıdır. İmam teknik anlamında iyi kıraat ve hitabete sahip olmalıdır.
Her şeyden önce imam iyi bir “dava adamı” olmalıdır. Dava adamı olması hasebiyle;
-İyi ahlak sahibi olmalıdır. İlahi mesajın Nebi övdüğü tek özelliği, evet tek özelliği sıradan değil yüce, üstün, muazzam “ahlakıdır[4]”
-İyi bilgi/ilim sahibi olmalı. Yine Nebi’nin Allah’tan dua formunda artırılmasını istediği tek şey şu şekilde formüle edilir. “Sadece: “Ya Rab! İlmimi arttır” diye dua et yeter[5]”
-İyi ses, kısa vadede itibar ve saygınlık sağlasa da uzun vadede asıl kalıcılığı ve karizmayı “bilgi” sağlar. Mehmet Akif Ersoy Said Paşa İmamı için “Ahlakı da sesi kadar ilahî olan bu adamı çocukluğumda bir kez dinlemiştim[6]” derken ses, ahlak bütünlüğüne dikkat çeker. Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi’ye Padişahın maiyetindekilerce hutbeyi hicaz makamında okuması iradesi/emri tebliği edilir. Bu iradeye sinirlenen Hasan Razı Efendi, sırtından hatip efendilere mahsus cübbesini çıkarıp “İrade/emir ile hutbe okunmaz, nu zuhur ederse o okunur” der ve camiden çıkıp gider[7].
Prof. Dr. Faruk Beşer Hoca da söylenenler şunu ilave etti. “imamın mutlaka okuması gerektiğini söyledi. Bu da haftada en az bir kitap olmalıdır. Harvard üniversitesinde bir “öğrenci” haftada 900 sahife kitap okuyor.” Azla yetinmiyor. Çünkü bugünü yarınla aynı olmamalı[8]. Ahmet Selim’in dediği gibi: “İnsan su birikintisi gibi olmamalı, akarsu gibi olmalı, devamlı akmalıdır”. Bunun da yolu okumaktan geçer. Ya bütün ömrü aynı, donuk, sabit, durağan olanlara ne demeli.
Bu toplumda da çok kitap okuyan insanlar vardır. Bu sebepten imam da okumalıdır. Çünkü okumayanın okuyana imamlık yapması zor iştir. Bilmeyenler bilenlere rehberlik yapamaz[9]. Ayette fiil çoğul gelmiş. Dünyaya rehberlik yapan toplumlar da “bilgi” toplumlarıdır.
Mustafa Aydın Hoca’nın söylediklerine bir tane de ben ilave edeyim. İmam cömert olmalıdır. Cömert imam her zaman ve zeminde cemaati tarafından sevilir. Hadisteki ifadesiyle “Cömert hem Allah’a hem de cennete yakındır...[10]”
Hz. İbrahim’in Yolunda Olma
Kur’an-ı Kerim Hz. Peygamber (sav)’den sonra[11] “usve-i hasene” en güzel örnek/model olarak bir de “cömertliği” ile bilinen Hz. İbrahim’i “Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır...[12]” diyerek gösterir. Hz. İbrahim Kur’an’da “Allah dostu[13]” olarak anılır. Allah, dostuna hem evini yaptırır[14] hem de yeryüzünün ilk mescidi/mabedini[15] “temizleme[16]” görevini verir. Dünyadaki bütün mescitler ve camiler Ka’be’nin şubesi olarak görülür Hz. Peygamber (sav) tarafından[17]. Cami temizliğini bizatihi yap(a)mıyorsak onunla ilgilenmenin de mukaddes bir vazife olduğu bilinmelidir. Bu sebepten hiçbir imam cami temizliğinden dolayı rahatsız olup yüksünmemelidir.
Stajyer İmamlık
Yeni atanan imamların resmi stajyerlik süresi var. Fakat büyük oranda kendi haline bırakılıyor. Bu süre meslek hayatında hiç kullanmayacağı, işine yaramayacak mevzuat bilgisi ile dolduruluyor. Mustafa Aydın Hocanın güzel bir teklifi şöyledir: “İlk atanan imamlar tecrübeli ve birikimi olan bir imamın maiyyetinde/yanında bir müddet görev yapmalıdır. Bu yeni atanan imama hem tecrübe hem de bilgisinin pratize olmasını sağlar. Nikâh, mevlit, ezan ve cenaze, cuma, hutbe hususlarında pratik yapmış olur. Bunun da mevzuat alt yapısının oluşturulması gerekir.”
Müftülük yaptığımı dönemlerde bu anlamda resmi bir uygulama yoktu. Fakat ilk atanan bazı imamları bilgili, işinin ehli ve tecrübeli imamların yanında altı ay veya bir sene kadar görevlendirmiştim. Yeni atanan imam için çok faydalı olmuştu. İçişleri bakanlığı yeni atanan bazı personellerini daha çok tecrübeli olanların yanında hatta bir üst amirlerinin maiyettinde/refaketinde bir müddet çalıştırıyor. Son derece de verimli olduğu biliniyor.
Bir imamın temel hedefi insan yetiştirmektir. Ağaç nasıl meyvesi için yetiştiriliyorsa, meyvesiz ağacın kıymeti yoksa her imam da bu dünyadan göçerken arkasından yetiştirdiği cami cemaati ile beraber “ilim talebesi” olmalıdır. Tıpkı tarihteki imamlar gibi.
İlim Ehli Yetiştirme
Van’da Merkez Ulu Camide imam olan, tıpkı Mustafa Aydın Hoca gibi mihrap ve minber aşığı kalbi camiye bağlı Osman Güven Hoca var. Osman Hoca bir ev kiralamış. Evde sadece beş veya altı kişi kalıyor. Kalan talebelerin bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Hatta bazılarını da evlendiriyor. Mezun olanların yerine yenileri alınıyor. Mezunların kimi avukat, kimi öğretmen, kimi de müftü olmuş. Bu sistem bu şekilde yıllarca devam ediyor. Müftü olduğum dönemde bu şekilde “kitap ve kalem tutan” elleri öptüğüm oldu. Bugün de öperim. Çünkü bu eller öpülesi ellerdir. İmamlar ellerini “öpülesi eller” haline getirmelidir. Çünkü her el öpülmez. Benim yetişmemde, (olmuşsam eğer) “adam olmamda” imamların desteği oldu. Başta Hakkâri’de bütün sıkıntıları göğüslüyerek sabah namazına giderken öldürülen, aradan üç yıl geçmesine rağmen her gün hatırladığım İmam Aziz Tan.
Hemen hemen bütün illerimizde ilahiyat fakülteleri açıldı. İmamlar ilahiyat fakültesinde okuyan öğrencilerden beş veya altı kişiye bir ev kiralasalar. Öğrencilerin bütün ihtiyaçlarını cami cemaatinin desteğiyle karşılayıp yardımcı olsalar hem amel defterleri kapanmaz hem de ilim geleneği de yaşatılmış olur. Bir de sahip olduğumuz kıraat veya bilgiyi bu sayede unutmayız. Öğrenmek için mutlaka öğretmek gerekir. Öğrendiğini öğretmeyenler bütün bildiklerini unutur. Hafız olanlar hafız yetiştirmezse bir müddet sonra Kur’an’ı yüzünden okumaya zorlanır. Hafız olup ta Kur’an’ı yüzünden okumaya zorlanan kimseler gördüm. Medrese geleneği ile on yıl ilim tahsil etmiş fakat okuduğunu okutmamış bir imama “Kevser Süresinin” tefsiri değil sadece mealini sorduğumda “hocam kendime yazık ettim. Hocamdan aldığım bilgiyi okutmadığım için unutmuşum” dedi.
Düşüncesini Yüksek Sesle Anlatan İmamdır
Mustafa Aydın Hoca Prof. Dr. Faruk Beşer Hoca ile sohbetini şöyle sürdürdü. “İmam “iman” derdi olan insandır. İman derdi olmayanın imamlık yapması zordur. Sahip olduğu fikri birikimi başkasına aktaran, anlatan ender insanlardan birisi de imamdır. İnandığını başkasına transfer eden kişidir imam. İmam bu senenin Ramazan veya yaz kursları bitmeden gelecek senenin proğramını yapmalıdır. Bu yıl bitmeden gelecek yıl hatta daha sonraki yılların elbise modelleri tasarlanırken imamın uzun vadeli insan yetiştirme planı ve proğramı yoksa başarılı olması zordur. Mustafa Aydın Hoca bir esnafın kendisine söyledikleri ile şöyle bir analoji yapar. Esnaf “benim dükkânımın vitrinine bakana bir teşekkür ederim. Dükkândan içeri giren iki teşekkür, dükkândan eşya alıp gidene de üç teşekkür ederim. Bir imam da bir insan caminin bahçesine gelmişse ona bir teşekkür, camiye girmişse iki teşekkür, camiye girip ibadetini yapmışsa üç teşekkür etmesi gerekir.” “Hayırlı bir işe vesile olan, onu yapan gibidir.[18]” Esasınca cemaatin yaptığı ibadet sevabı imamın da sevap hanesine yazılır.
Mustafa Aydın Hoca’nın söylediği son hususta şu idi. “Her il veya ilçede imamların takıldığı, tıkandığı anda müracaat edecekleri iyi bir tefsir, hadis, fıkıh, kelam hocası bulunmalıdır.
Paylaşınca çoğalan tek şey bilgidir. Belki birçok kimse bunları biliyordur. Fakat imamlığı “aşk derecesinde” yapan imamlarımızın olduğunu görünce “ümitvar” oluyoruz. Ben tekrar Mustafa Aydın kardeşimizi tebrik ediyor, hizmetlerinin devamını Rabbimden diliyorum.
________________________________________
[1]Buhârî, “Ezân” 36, “Zekât” 16, “Rikak” 24, “Hudûd” 19; Müslim, “Zekât” 91.
[2]Kalem, 68/1.
[3]İsra, 17/70.
[4]Kalem, 68/4
[5]Taha, 20/114.
[6]Ersoy Mehmet Akif, Safahat, s. 510.
[7]İbnulemin Mahmut Kemal İnal, Hoş Sadâ, s. 307-308.
[8]Aclûni, Keşfu’l-Hafa, II, 305.
[9]Zümer, 39/9.
[10]Tirmizi “Birr” 40.
[11]Ahzab, 33/21.
[12]Mümtehine, 60/4.
[13]Nisa, 4/125.
[14]Bakara, 2/127.
[15]Âl-i İmran, 3/96.
[16]Bakara, 2/125.
[17]Müslim, “Mesacid” 282.
[18]Tirmizi, “İlim” 14.

 

MISIR’DA YAŞANAN KATLİAMA DİYANET’TEN KINAMA…

Mısır’da bu sabah güvenlik güçlerince sivil ve barışçıl gösterilerle darbecileri protesto edenlere yönelik başlatılan kanlı müdahaleden dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı bir basın açıklaması yayımladı.

Son yıllarda İslâm coğrafyasında yaşanan acı hadiselerin giderek artmasının, insanlığın geleceği, barış ve huzuru adına son derece üzüntü verici olduğunun söylendiği ve dünyanın neresinde olursa olsun, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçe ile yapılırsa yapılsın, dini, ırkı, rengi ve coğrafyası ne olursa olsun insanlığa karşı yapılan her türlü zulüm, haksızlık ve öldürme eylemlerinin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunun belirtildiği açıklamada “Dünyadaki bütün uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini, dini kurumları ve İslâm dünyasının maşeri vicdanını, Mısır’da yaşanmakta olan hadiseler karşısında daha duyarlı olmaya, insanların meşru taleplerini dikkate almaya ve masum insanların katledilmesine ‘dur’ demeye davet ediyoruz.” denildi.

Mısır’da masum insanları katledenlerin, bu duruma maddi ve manevi destek verenlerin, gerçekte bütün bir insanlığı öldürmüş gibi olduklarının vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Mısır’da masum insanları katledenler, bu duruma maddi ve manevi destek verenler, gerçekte bütün bir insanlığı öldürmüşlerdir…”

Geçtiğimiz Ramazan ayında ve Ramazan Bayramının hemen ardından bugün Mısır’da yaşanan katliam, Müslümanlar olarak hepimizi derinden üzmüş ve acılarımızı kat be kat artırmıştır. Bu katliamların kararını verenler, planlayanlar ve gerçekleştirenler iyi bilmelidirler ki, hiçbir saltanat ve hükümranlık masum insanların kanları üzerinden ayakta duramaz. Hiçbir dünyevi hırs, çıkar ve siyaset bir insanı yaşatmaktan daha değerli olamaz. Mısır’da masum insanları katledenler, bu duruma maddi ve manevi destek verenler, gerçekte bütün bir insanlığı öldürmüşlerdir. Bu dünyada er geç cezalarını bulacakları gibi ahirette de büyük bir azap şüphesiz onları beklemektedir. Dünyada kazandıkları hiçbir şey onları bu can yakıcı azaptan kurtaramayacaktır. Kötü bir son onları beklemektedir.

“Bu vahşete sessiz kalanlar, seslerini yükseltmediğinden sorumlu olduğu gibi hakkın, hakikatin, adaletin, ahlakın, barış ve huzurun tarafında yer almayışından da sorumludur…”

Tarih boyunca İslâm medeniyetinin ilim ve irfan beşiği olan Ezher yönetiminin, Mısır’da yaşanan bu acı hadiseler karşısında Mısır halkının sulh ve salahı, huzur ve saadeti için çaba göstermesi gerekirken, yanlışlığa taraf olması, dini ve ilmi müesseselerde bulunması gereken basiret, feraset, şeref ve itibara gölge düşürmüştür. Bu vahşete sessiz kalanlar iyi bilmelidir ki, din-i mübin-i İslâm’a göre kişi, sesini yükseltmesi gereken yerde yükseltmediğinden sorumlu olduğu gibi hakkın, hakikatin, adaletin, ahlakın, barış ve huzurun tarafında yer almayışından da sorumludur. Olaylar karşısında Ezher yönetiminden farklı olarak başından beri tepki gösteren İslâm âlimlerinin duruşu ise İslâmî duyarlılığı ve maşeri vicdanı göstermesi bakımından umut verici olmuştur.

“Dünyadaki uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini, dini kurumları ve İslâm dünyasının maşeri vicdanını, Mısır’da masum insanların katledilmesine ‘dur’ demeye davet ediyoruz...”

Bu vesileyle dünyadaki bütün uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini, dini kurumları ve İslâm dünyasının maşeri vicdanını, Mısır’da yaşanmakta olan hadiseler karşısında daha duyarlı olmaya, insanların meşru taleplerini dikkate almaya ve masum insanların katledilmesine ‘dur’ demeye davet ediyoruz.

Son olarak Mısır’da yaşanan olaylarda hayatını yitirenlere Allah’tan rahmet; yaralananlara acil şifalar diliyor; Mısırlı kardeşlerimize de içinde bulundukları zor durumdan bir an evvel kurtulmaları için Allah’a dua ve niyaz ediyoruz.