Hafta sonu Malatya’daydım, Darende’de. Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumu’nun açılış programı için. Somuncu Baba Külliyesi’nin de açılışı yapıldı, “30 yapraklı gülller diyarı” Darende’de.
Somuncu Baba’nın Türbe-i Şerif’i Darende’de. Asıl adı Hamid Hamidüddin. Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri'nin oğlu. Peygamber Efendimiz'in 24. kuşaktan torunu. Ulu Cami’nin açılış hutbesini Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri okumuş. Hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamış. Manevi kişiliği ve bilgelik yönü ortaya çıkan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri şöhretten korktuğu için talebeleriyle birlikte Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a gelmiş, Aksaray'da Hacı Bayramı Veli Hazretlerini dünyaya ve ahirete ait ilimlerde eğiterek yetiştirmiş, irşad vazifesi için Ankara'ya görevlendirmiş. Talebeleri: Akşemseddin – Göynük, Baba Yusuf Hakiki – Aksaray, Halil Taybi – Darende, Ömer Dede – Göynük, Hızır Dede – Bursa, Akbıyık Sultan – Bursa, İnce Bedreddin – Darende, Yazıcıoğlu – Gelibolu, Şeyh Lutfullah – Balıkesir, Şeyhî – Kütahya, Şeyh Üftade – Bursa, Aziz Mahmud Hüdayi – İstanbul, Muslihiddin Halife – İskilip, Uzun Selahaddin – Bolu.
Somuncu Baba, bir başka adıyla “Ekmekçi Koca” çok az eser vermiş. Melamet meşrebinden kaynaklanmış olabilir bu. Halifesi Hacı Bayram - Veli de, Müderris olmasına rağmen eser yazmamış. “Muhammediyye” müellifi olan kendi halifesi meşhur Yazıcıoğlu, eserini hocasına takdim ettiğinde, “Mehmet, bununla uğraşacağına bir gönül haketseydin, bir gönle girip onun terbiyesiyle meşgul olsaydın, daha iyi olmaz mıydı?” demiş.
Öğütleri meşhur: “Arkadaşlarıma ve yolumuzdan gidenlere tavsiyelerim: Gizli ve aşikâr her yerde Allah'tan korksunlar. Az yesinler, az konuşsunlar, az uyusunlar. Avamın arasına az karışsınlar. Masiyet ve kötülüklerden uzak dursunlar. Daima şehvetlerden kaçınsınlar. İnsanların elindekilerden ümitlerini kessinler. Zemmedilmiş sıfatları terk etsinler. Övülen sıfatlarla süslensinler. Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar. Ayrı bir görüşle, kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar. Aç olarak ölseler bile şüpheli hiç bir lokmayı yemesinler.”
Osman Hulusi Efendi, Somuncu Baba Hazretlerinin torunu.
“Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma / Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol / Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma / Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol… // Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya / Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol / Allâh için herkese hürmet et de sev sevil / Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol… // İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem / Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol / Nefsine yan çıkıp da Ka’be’yi yıksan dahi / İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol… // Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu’lu / Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol / Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya / Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol… // Varlığından boşal kim yokluğa erişesin / Sözünü gerçek söyle Hulûsî’nin dili ol…” “İki âlemde andan özge devlet istemem bi’llâh / Diyesin kim Hulûsî kapımızda bir gedâ ancak” diyen Osman Hulusi Efendi, o kapıda (haşa) geda olmanın elbette çocukluktan başlayan işaretlerini taşıyordu. Babasının ‘oğlum, bir dal kes de bana ver’ ricası üzerine, Osman Hulûsi, defalarca bir ağaca yaklaşmış, o ağacın Allah’ı zikrettiğini görünce kesememişti. ‘Gel evladım, anlaşıldı, sen o dalı kesemeyeceksin’ demişti babaları. “Hüsn-i ahlâk, her kemâlin fevkindedir” demişlerdir. Boşuna değil.
Çocukluğu ve gençliğinde çok iyi bir güreşçi ve yüzücü olduğu söylenen Osman Hulûsi Efendi, babası tarafından geçimini temin etmesi için bir marangoz yanına çırak verilmiş. Hatta Şeyh Hamîd-i Veli Camii’nin çatısını bizzat yapacak derecede ağaç işçiliği hünerini geliştirmiş. Özel kitaplığındaki yazma ve basma kitapları bizzat ciltleyecek kadar mahir bir ciltçi ve iyi bir şirâze örücüsü. Mühür kazımak, matbaacılık, dizgi, baskı ve oymacılıkta da uzman olduğu biliniyor. Özal, “Bakanlar Kurulu’nda bile olsam iki kişinin telefonu mutlak bağlanacak, biri Semra Hanım biri de Osman Hulusi Efendi” dermiş. Hürriyet, seneler evvel manşet atmış, “İmamın 6800 kitabı var” diye. Yakıştıramamış zahir. Oysa Osman Hulusi Efendi, bir leblebicinin kitap sayfalarını külah yaptığını görünce, kitabı satın almak istemiş parası yetmeyince evine koşup bir eşyasını satarak kitabı kurtarmış bir kitap aşığı.
Öz dedesi Allah’ın son kitabını getirmiş son Peygamber olacak da başka ne yapacaktı ki?
Anlatmakla olmaz. Açsanız, size yemek kitabından tarifler yazmanın bir manası yok. Gidin hazrete, doyurun açlığınızı. Yaşamadan olmaz. İşte ruha gıda şiirlerinden sadece biri: “Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin / Hüsn ü edebi koyup bir cân incitmeyesin // El ile döğseler de dil ile söğseler de / Bin kez incitseler de bir cân incitmeyesin // Hepsi kardeşlerindir yolda yoldaşlarındır / Hâlde hâldaşlarındır bir cân incitmeyesin // Beyhûde cânın sıkıp insanlığından çıkıp / Dil Kâ’besini yıkıp bir cân incitmeyesin”