'Hayat belki de gecikmiş karşılaşmaların büyüsü üzerine kuruludur.' Bu cümleyi Sel Yayınları'ndan Mehmet Güreli imzasıyla yayımlanan Bedrufi'nin Nefesi adlı kitabın arka kapağından aldım. 'Yaşamadım ben, okudum' diyen bir yazarın kitabından. Şöyle diyor bir söyleşisinde o yazar:
' 'Bedrufi'nin Nefesi' bir anlamda son ilgilendiğim, yeni bulduğum yazarlar, sanatçılarla çocukluğumdan bu yana hiç vazgeçmediklerimin buluşması sayılabilir. Cervantes, Stefan Zweig, Sait Faik, Andre Suarez, Nabokov, Rilke, Robert Walser, A. Platonov, S. Birsel, Ahmet Rasim, Beckett, Thomas Bernhard, Hamsun, Refik Halid, Henri Michaux, Kafka, Panait Istrati, Georges Simenon, Borges, Poe, Primo Levi, Kierkegaard,Cioran ve niceleri… Zaten evimin bir köşesi bu yazarlara ayrılmıştır. Diğer bölümlerde de hayran olduğum sinemacılar yer alır. Hayat bu kitaplar arasında yaşamaktır bir bakıma ve geçişler çok önemlidir.'
Mehmet Güreli, çeşitli zamanlarda yazdığı denemelerinden oluşan Bedrufi'nin Nefesi'ni bir sürpriz gibi sunuyor okura. Bir sürpriz gibi diyorum çünkü kitapların büyülü dünyalarından bahseden bir romans ya da hafif bir gece müziği gibi siniyor insanın ruhuna bu kitap. 'Okumak yeni oluşmaya bir şeye yaklaşmaktır' derken de tastamam bunu söylüyordu Calvino. Güreli'nin yaptığı şeyi.
Dünyayı kitaplar vasıtasıyla bir haz nesnesi olarak mı alımlıyor Güreli? Sayfaların 'âyine-i pür-tâb-ı mücellâ'sında 'nihân' kılmak mı istiyor kendini? Maksadı,metni yazarken aldığı çok belli olan hazzı okura da geçirmek mi? İdeolojisi yalnızlığın verdiği o kekremsi tat mı? Müzik, resim, edebiyat, felsefe ve hayatın mucizeleri. Eski ifadeyle 'muhibbân-ı kütüb'ten olan Güreli, kitaplar vasıtasıyla dünyanın büyüsünü geri çağıyor; hem kendi için hem okur için...
Cebinde taşıdığı Gogol'den bir alıntı yapıyor Güreli: 'Bulutlardan arınmış gökyüzünde yükselen güneş, can verici sıcak ışıklarını döküyordu stepe. Kazaklar'ın gönlünde kararmış, üzüntülü ne varsa silinip gitti.'
Ve ekliyor: 'O edebiyat dışında bir yaşamı olduğuna inanmayan, bize her zaman edebiyat olmasaydı nelerden mahrum kalacağımızı hatırlatan biriydi. Ve zamanla onun paltosuyla ısınan ya da korunan milyonlarca insanda büyüyordu bu sevinç. Ben de paltomun büyük cebinde okumamı bekleyen bir kitapla yürüyüşlere çıktığım gecelerde böyle bağlandım yazmaya.'
Cebindeki kitaplardan bahsediyor bize Güreli, Bedrufi'nin Nefesi'nde, yeni oluşmaya başlayan bir şeye doğru yaklaşıyor, okuru da beraberinde götürürek elbette.
Kitapların da bir kaderi vardır. İyi bir okurun hafızasında yer etmek gibi. Güreli için 'yaşamadım ben, okudum' diyen bir kitap bilgesi desek mübalâğa etmiş sayılmayız sanırım.
Bir söyleşinde 'Nereye gideceğinin belli olmadığı bir yolculuktur deneme' derken poetikasının da hayata bakışının da ipuçlarını veriyordu Güreli. Öyleyse, kitabın ilk denemesi 'Don Quijote'nin izinde'de şunları söylerken bir modern zaman 'Don Quijote'nin kelimelerini mi okuyoruz? 'Bir roman kahramanının peşinden gidecekseniz de bence ilk isim Don Quijote'dir, çünkü benim tanıdığım, gittiği yolu gideceği yola dönüştüren tek kişidir hayatta. Bir roman kahramanı olarak da en sevilen, en anlaşıldığı sanılan, en mütevazı, en çok kitap okumuş ve en fakir olanı odur...' Güreli de 'gittiği yolu gideceği yola dönüştüren' bir yazar. Hayatın satır aralarındaki şiirin peşinde.
'Don Quijote'yi sadece okumamalı, temize de çekmeli' diyen hocasından 'muammaya dönüşen merdivenler'e; Cioran'ın 'kıyıma uğramış ağaçlar'ından 'Robert Walser'in son resmi'ne; kütüphanelerden sinema salonlarına; mektuplardan defterlere; köprülerden trenlere; piyanolardan çekirgelerin sesine kadar öylesine geniş bir metinsel coğrafyayı içeriyor ki kitap, 'aramakla bulunamayacak filozoflardan 'Bedrufi, bir guguklu saatin kuşu gibi ansızın çıkıp uyarmasa bizi kendimize gelemeyecek, dünyaya dönemeyeceğiz. Kimdir ama Bedrufi? Beklenmedik bir gün kapıyı çalıveren bir Tanrı misafiri. Yazarın kulağına 'Bildiğiniz oyunu oynayın, bilmediğinizi seyredin' diye fısıldayan bir varlık. Bir Kurtarıcı değil bir yardımcı, sırdaş... Biraz 'kaprisleri üzerine düşünen Cioran gibi', biraz Erasmus'un 'deli'si gibi, biraz rindmeşrep, biraz melâmî... Evet, Bedrufi, meçhul filozof ve nefesi daima ensemizde...