İslam dini kadınlar için özel ve pozitif hükümler koymuştur. Bu hükümlerden biri de ”tesettür” olarak ifade edilen örtünme emridir. Örtünmek seçmeli ders gibi değil, mecburu ödev anlamındadır. Örtünmek İslamın açık bir talimatıdır. Örtünmeyen günahkâr, hükmü kabul etmeyen ise “kafir” olur.
Ülkemiz kadın imajının batılılaşmış tarzını teşvik eden bir resmi ideolojiye sahiptir. Bu sebepledir ki örtünmenin daima karşısında durmuştur. Örtünmeyi kendince alt gurup sayılan insanlarda makul görmüştür. Ülkenin önde gelen idarecileri örtüden yana tavır alsalar da hakikat böyle devam etmektedir.
Kadın her istediği yerde ve zamanda örtünmeyi elde eden bir hürriyete sahip değildir. Bu aslında kadının değil, inandım diyen herkesin sorunudur, anlayabilene. Çağdaşlaşma ve batılılaşma ölçüsü kadın üzerinden yapılmaktadır. Bu iki kesim içinde böyledir.
Tesettür mücadelesi kendi içinde çeşitli evrimler geçirmiştir. Kimi açılıp hizmet etmeyi bir ruhsat sayarken, kimi de perukla yasağı savmayı bir tercih haline getirmiş. Kimi de sessiz ve sedasız açılıp saçılmıştır. Kapalı olanlarda sosyal yaşamın içine daldıkça örtünmenin mana ve ehemmiyetini yitirmiştir. Bu suç ve sorumluluk sadece kadınların değil, erkeklerde bu konuda zafiyete düşmüşlerdir.
Sonuç olarak örtü “cilbab’dan” sadece başörtüsüne indirgenmiş. Cilbab baştan aşağı örten dış giysinin genel adıdır. Bazı ulemada! cilbabsızlığa cevaz verince maalesef bulujinli, pantolonlu ve başörtülü “bacılar!” nev zuhur etmiştir.
Başörtüsü eskinde (20 yıl öncesinde) ortak bir payda ve anlam ifade ediyordu. Şimdi ise parklarda başörtülü sarmaşık kızlar ve erkekler normal hale getirildi. Ayrıca başörtülü sigara tiryakileri bir başka cazibe merkezi haline geldi. Merhum babamın ifadesiyle “her burnun altında bir fakir bacası tütercesine” dumansız havası sahasını dumanlaştıranlar artmaktadır.
Tabii sigara fıkıh olarak, erkeğe ne ise kadına da odur. Bu sebeple kadınların öncü vebalini sigara için erkekler taşımaktadırlar. Eskiden Apaçiler veya Kızılderililer dumanla iletişim kurarlarmış şimdide, kızlar bu dumanlı havada iletişim kurmaya başlamış bulunuyorlar.
Parklarda “bazı başörtülü” kızların erkeklerle tavla oynadıklarını görünce, artık “hayatın düşeşine düştüklerinin” son kertesine gelinmiş demektedir. Evet, başörtüsü zara teslim olmuş. Pantolonlu ayak ayaküstüne atan, sigarası elinde, tavlası parmağında cümle âleme görünerek, canlı müzik eşliğinde karmaşık bir insan topluluğu içinde oturmak normale dönmektedir.
Anamızın ve halamızın taktığı başörtüsünün maneviyatı, günümüz de uçup gitmiştir. Tüm başörtüsünü genelleştirmiyorum fakat evlenirken sadece başı örtülümü sormak yetmeyecek. Erkeklere olduğu gibi çeşitli sorular sorulacak. Bu kızın sigarası var mı, tavla ve iskambil oynar mı, sosyal arkadaş grubuyla ilişkisi hangi seviyede ve daha onlarca yeni soru sorulmalı ki davul dengine göre düşmüş ve çalmış olsun.

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Tavla oynayan kişi sanki elini domuz eti ve kanıyla boyamış gibidir" (Müslim, şiir:1, No:2260,4/1770, İbni Mace, Edep:43, No:3763, 2/1238, Ahmed ibni Hanbel, Müsned, No: 23040, 9/16) buyurarak, domuzun etine tutmaktan bile insanları nefret ettirdiğine göre, ya o domuzun etini yemek ve ondan gıdalanmak hakkındaki tehditler nasıl olur?
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim, zarla oynarsa şüphesiz Allah'a ve Resulüne İsyan etmiş Olur" (Ebu Davud, Edep:64, No:4938, 2/702, îbn-i Mace, Edep:43, No:3762,2/1237, Ahmed İbn-i Hanbel, No:19538,7/130, Hakim, Müstedrek, No:160,1/114, Sahih îbni Hıbban,No:5842,7/545)
"Tavla oynayıp da sonra kalkıp namaz kılanın hâli, irin ve domuz kanı ile abdest alıp da kalkıp kılan gibidir (namazı kabul olmaz)" (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, No:23199, 9/ 50, Ebu Yala, Müsned, No:1104,2/355, Beyhakî,
Bir kere Resulullah (SaiMiahu Aleyhi ve Sellem) tavla oynayan bir cemaata rastladığında: "Eğlenen kalpler, (boşuna) çalışan (yorulan) eller, boş konuşan diller" buyurmuştur (Beyhakî, Sünen-i Kübra, No:20963,10/365)

BEN TARAFIM YA SİZ?
“Geçtiğimiz aylarda Bursa`da başörtülü kız öğrencisinin velisine verilen 6 aylık hapis cezasının ardından şimdi de Gaziantep`te başörtülü kızının hakkını arayan anneye 2 yıl 10 ay hapis cezası verildi”
“Gaziantep Şehitkâmil İMKB ilköğretim okul öğrencisi Şüheda Çevik'in annesi Güllü Çevik'e kızının eğitim hakkını araması nedeniyle 2 yıl 10 ay hapis cezası verildi.
Gaziantep'te yaklaşık 4 ay önce başörtüsünden dolayı okula alınmayan çocuğunun eğitim hakkını aramak isteyen anne Çevik, bunun için karakola şikâyete gitti.
Çevik, hiç beklemediği bir muameleyle karşılaştı. İddiaya göre Çevik, şikâyete gittiği karakolda gözaltına alındı. Ardından da olay savcılığa intikal etti. Savcı, anne Çevik'i serbest bıraktı ancak hakkında dava açıldı.
Gaziantep adliyesi 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada mahkeme, Güllü Çevik'e 2 yıl 10 ay hapis cezası verdi. İlkha'nın haberine göre annenin çocuğu için talep ettiği eğitim hakkının mahkeme tarafından hakaret olarak algılandığı iddia ediliyor.”
Ülkemizde maalesef bu garabetler daha çok can yakacağa benziyor. Anne ve kızı İslama göre haklıdır. Bu bir iman ve İslam hakkıdır. Bu kızın annesine verilen cezayı, tüm müminlerin bölüşmesi için ne yapmak gerekir? Sanırım aynı hakkı hep beraber talep etmektir.
Sayın Azizi Yıldırım’a hapiste olduğu halde, kulüp üyeleri beş bin kusur oy verip taraf olduklarını bildirdiklerine göre, biz de örtüden yana taraf olduğumuzu yüz binlerle ifade edelim.
Gül Muhammedin sav ümmetinden, Güllü Çevik Hanım, mücadelenizi gıptayla izliyor ve dua ediyorum. Unutmayın ki yanlışa ve zulme ilk gününde karşı olmak önemlidir.

 


“Hal böyle iken inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz? “(Müzzemmil suresi, 17)

GÜNCEL MÜNAFIKLIK
Münafık islamı bir terimdir. “Duruşu ve tercihi belirsiz kişi demektir”. Sözü ve ameli bazen doğru olsa da, özü hiçbir zaman doğru olmayandır. Güven vermeyen, insanı satan, kaypak ve menfaatperest kişidir.
İslamdan yana tercihini söyleyip, islamın yaşanmasına engel olan zihniyetin esiri kişidir. Söz gelimi ilkokulda da örtü olur mu, kadın memur olsa da örtünür mü, örtülü mebus olur mu gibi sözleriyle örtüye karşı duruşun sembolü olan zihniyet demektir.
Müslümanın inancını uygulamaya mani olan kişi, düzen ve ideolojilerdir. Üniversitede tamda Cuma saatine konan imtihan öğrenciyi, inancıyla imtihan arasında tercihe zorlamaktadır. Bu konuda mümince tavır, kazası olmayan cumayı kılmaya taraf olmak ve uygulamayı bu yönde yapmaktır. Münafıklık ise, okulda namaz olur mu, kaza etsin, günahı varsa benim olsun gibi din dışı söylemlere sahip olmaktır. % 99 Müslüman olan ülkende, dini yaşamaya mani olan “kâfirler” mi? Sanmıyorum. Peki, kim derseniz? Nifak anlayışının tezahürleridir.
Kur’anın ifadesiyle “Münafık erkek ve kadınlar kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar”(Tevbe suresi). “
KADIN ERKEK GÜREŞMEK
Dünyaya rezil olmak herhalde böyle olur. Dünya güreş katogarisinde dahi mesela olimpiyatlarda bile olmayan bir bidatı biz icat atik. Her halde 19 Mayısın ruhu bu olsa gerektir anlamında mı?
Eskiden güreş edenlerin “kısbeti” vardı, şimdi ki gibi slip gibi daracık mayolar değil. Zira önce edeb gelir. Bu kadın erkek güreşinde tuş olan rakipler değil sanırım insanlık tuş olmaktadır. Lafa geldi mi “cennet vatan” dediğimiz bir ülkede ki bu garabet neresinden tutsan hata olan bir davranış.
Konu kasıtlı mı değil mi sorusundan evvel şu sorulmalıdır. Nasıl bir eğitim verilmektedir ki kız erkek güreş etmeyi başarabiliyorlar. Gerçi şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim; Filimler de ki şehvet, tecavüz ve yatak sahnelerinin güreşten ne far ki var ki, dans yarışmaları, yüzme, atletizim, sırıkla atlama ve buz pateni gösterilerinin güreşten ne far ki var ki. Meselenin aslına inmek gerekir.
Güreşi yapanlar kadar yarışma ve filimler de o sahneleri rızayla oynayan, seyreden ve ödül verenler de aynı kategori de değil mi beyler? Bu mesele çalıdan atlayıp da keçinin kınadığı koyun meselesinden bir farkı yok.
Sporu, sanata, filmciliği vs din ve insanlık değerlerinin üzerine taşıyanların karşılaşacakları tabloda şaşırmamaları gerekir. Mesele bir noktada kadının ilahlaştırılmasıdır fakat gerçeği bilmek isteyene.
Ayet; “İman edenlerin arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzu edenlere gelince, öyleleri için dünyada da ahrette de pek acı bir azab vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz” (Nur suresi, 19)
“DÖNÜŞÜNÜZ ALLAH’ADIR”
Kur’anın bu ayeti hayatın finaliniyle beraber startının anlamını da bağrında toplamaktadır. Evet, dönmek, rucu etmektir. Bu dönüş geriye değil, ileriye doğru bir dönüştür. Yaratılışta ki safhalar arası bir dönüştür.
İnsan istese de istemese de dönmek mecburiyetindedir. Mecburi dönüşten önce dönmenin anlamını fark edenlere dönmek zor gelmeyecektir. Dönmek Mevlana Ruminin dilinde “gel gel” kelimeleriyle yer almıştır.
Din dönüşe davet etmektedir. Resul ve kitab dönüşün vasıtaları ve pusulasıdır. Ezandan namaza, hacdan oruca her şey dönüşe davettir. Evet Allah’adır. Bu ayet üzerinde yeterince tefekkür etmediğimiz kanaatindeyiz. Sadece bu ayet üzerinde gerektiği gibi düşünebilseydik, birçok meselemiz yoluna girerdi.
Peki, günümüz insanı neye dönüyor? Nefsine mi, şehvetine mi, makam ve mevkiyemi, servet ve şöhrete mi, öldürmek ve zulmetmeye mi söyleyin hangisine?
Allaha dönmedikten sonra neye dönersek dönelim başı da sonu da hüsrandır. Allaha dönmek sadece bedenlerin değil, aklın, kalbin ve emanet edilen her şeyin beraberce dönmesiyle gerçeğini bulur.
Allah’a dönülmeyen bir dönüş, gerçek bir irticadır. Dönüşte iki tercih vardır. Ya İblisin gururunda ki inadına dönüş, ya da Âdem’in ailece tövbesine dönüştür. Herkes dönmekte fakat yönleri farklıdır.