07.01.2022, 09:02

Anadolu İhtilali: Bordo ve Mavi

“Türkiye’ de futbol, Anadolu takımlarına karşı oynan, kirli bir oyunun adıdır.”

Türk soyuna, Anadolu’ nun ihtişamlı kapılarını açarak; adeta tarihin seyrini değiştiren, her köşesi Selçuklu motifleriyle bezeli, kadim bir şehirde; Bitlis’ de dünyaya gözlerimi açsam da, hayatımın büyük bir kısmını Sakarya’ da geçirmiş, bir vatan evladıyım.

Kırk seneyi aşan yaşam serüvenimde, ne ayakkabılarıma Trabzon sokaklarının tozu bulaştı; ne de bu şehrin hırçın çocuklarıyla şakalaşma imkanım oldu.

Bir kere bile gitmedim Trabzon’ a. Sadece, televizyonda görebildim kuzeyin bu asi şehrini. Ne kültürünü bilirim ne örfünü ne de yemeklerini... Trabzon, benim için, Türkiye haritasının kuzeyinde yer alan, sıradan bir noktaydı, kısacası...

Lakin, 2 Ağustos 1967 yılında kurulan, forma renkleri bordo ve mavi olan bir futbol takımının elde ettiği büyük başarılar, Trabzon şehrine olan bakışımı tamamen değiştirecek, bu kentle aramda, duygusal bir bağ oluşturacaktı.

Yüreğimde, usul usul filizlenen bordo mavi aşkı, yakın çevremde tuhaf karşılansa da, bu sevgi, ilkeli bir duruşun/tavrın tezahürü olarak, gün be gün büyüyerek devam edecekti. Çocukluğumdan beri, özellikle babamdan işittiğim, eşitlik, adalet, dürüstlük, doğruluk, hakkaniyet gibi, ulvi hasletlerin, yeşil sahalardaki temsilcisi olacaktı Trabzonspor...

Tüm engellemelere ve karşı çıkışlara rağmen, dalga dalga büyüyen bir isyan, tüm Anadolu’ ya yayılacak, kuzeyden esen bu inatçı rüzgar; yeşil sahalarda çekingen yüreklere cesaret aşılayacaktı. Türk Futbol Tarihi’ nde, artık bir devrim gerçekleşecekti. Bu devrimin adı Trabzonspor’ du. Ezilen, hor görülen, merhum Necip Fazıl’ ın tabiriyle, “Öz vatanında parya” muamelesi gören Anadolu insanının, var oluş mücadelesi, Trabzonspor ile daha da güçlenecek, daha da derin bir anlam kazanacaktı.

Bu hikaye, sıradan bir futbol takımının başarılarından ibaret değildi, elbette... Çok daha farklı, çok daha derin anlamları vardı. Kuzey’ in isyankâr çocukları, futboldaki adaletsiz düzeni yerle bir ederek, üç büyük(!) takıma, onları destekleyen büyük sermaye guruplarına, tarafgir medyaya ve tabi bürokratik güçlere, cesurca meydan okuyorlardı.

Oyun, asıl şimdi başlıyordu. Anadolu’ nun cesur gençleri, sahaya inmiş, yüreklerinden kopan kutlu bir ateşle, isyan meşalesini yakmışlardı.

***

Çoğu erkek çocuğu gibi, ben de babam ile beraber maç izlemeye bayılır, boyumdan büyük yorumlar yapmayı marifet sayardım. Futbol, babamla aramda önemli bir köprü vazifesi görüyor, ikimizi ortak bir noktada buluşturuyordu.

Adeta, meşin yuvarlak, babamın içindeki çocuğu açığa çıkarıyor, bizi birbirimize daha da yakınlaştırıyordu. Babam, futbol müsabakalarında her zaman Anadolu takımlarını desteklerdi.

Bana da, hakemlerin, nasıl Anadolu takımlarını mağdur ettiklerini, pozisyon pozisyon anlatırdı. Babam, futbolu sadece basit bir oyundan ibaret görmez, futbolu siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan da değerlendirirdi. Uluslararası maçlarda ise, her zaman ekonomisi zayıf ülkeleri desteklerdik. Kamerun’ un attığı gole sevinir, Şili’ nin sayılmayan golüne isyan ederdik. Batılı ülkelerin karşısında, rakip olarak kim varsa, din, dil, ırk ayrımı yapmadan o takımı tutardık. Hele bir de desteklediğimiz takımda Müslüman/Türk futbolcu var ise, yüreğimiz bir kuş gibi heyecanla çarpar, biz de o futbolcuyla beraber sahada sanki ter dökerdik.

Bazense, babam bir Dede Korkut edası ile eski zamanlardan bahsederdi. Eskişehirspor’ a, Göztepe’ ye, Sakaryaspor’ a, Bursaspor’ a, Ankaragücü’ ne.... övgüler sıralar, bu takımların başarılarından, önlerinin nasıl kesildiğinden uzun uzun bahsederdi. Babamın bu anlattıklarını, adalet, eşitlik, hak, centilmenlik gibi ahlaki/soyut kavramları, yaşım gereği, tam anlamıyla kavrayamadığım için idrak etmekte sıkıntı çeksem de, onun gözüne girebilmek için, söylediklerine hiç mi hiç itiraz etmez, kendisini can kulağıyla dinlerdim. Öte taraftan, neden benim babam da, arkadaşlarımın babaları gibi Fenerbahçeli, Beşiktaşlı ya da Galatasaraylı değil diye içten içe hayıflanır, bu duruma çok da üzülürdüm.

Çünkü ben de, sokaktaki diğer çocuklar gibi, üç büyük(!) takımdan birini, tutmak istiyordum. Arkadaşlarımla birlikte güzel vakit geçirebilmek için, onlarla ortak noktalarımın olması şarttı. Onlar gibi, ben de aynı renklere gönül vermeli, aynı futbolcuları sevmeliydim. Zaten yeteri kadar, arkadaşlarımdan farklı özelliklerim vardı.

Onlar, Sakarya doğumluydu, bense isminin bitle alakalı olduğunu sandıkları ve bununla alay etmeyi ihmal etmedikleri Bitlis adında bir şehirde doğmuştum. Arkadaşlarım açık tenliydi, bense kızdıklarında Arap’ a benzetebilecek kadar kavruk tenliydim. Onların hafta sonlarını geçirdikleri bir köyleri vardı, benimse gidebileceğim küçük bir köyüm bile yoktu. Arkadaşlarımın akrabaları hemen yanları başındaydı, benimkiler ise, binlerce kilometre ötelerde... Onlar, Fenerbahçe, Beşiktaş ya da Galatasaray taraftarıydılar, bense Sakaryaspor’ u tutuyordum. Tuttuğum ikinci bir takım yoktu. Sadece Sakaryaspor. Gerçi arkadaşlarım, Sakaryaspor’ u kendilerine rakip olarak görmüyor, üç büyük takımdan hangisini tuttuğumu, sık sık soruyorlardı. Onlara göre şehirde zaten herkes Sakaryaspor’ u destekliyordu. Bu durum bir zorunluluktu. Asıl olan büyük(!) takımlardan birini tutmaktı.

Ne demeliydim, bilemiyordum. Yoksa ben bitli bir şehirde doğan, ama Lazlar’ ın (!) takımına sempati duyan, Sakarya’ da yaşayan, alakasızlıklar abidesi bir çocuk muydum? O zamanlar, Trabzonspor’ u sevdiğimi ve desteklediğimi arkadaşlarıma söyleyemedim. Utandım, çekindim. Çünkü tek kalmak istemiyordum. Arkadaşlarımın arasında Trabzonspor’ u tutan çok ama çok azdı. Bulunduğum muhit gereği, benim için Trabzonspor’ u tutmak; batıda, doğulu olmak gibi, bir azınlık olma nedeniydi. Tutulan takımlara göre mahalle maçları yapıldığında Trabzonsporlu bir kişi ya var ya yoktu. Pekâlâ, ben ne yapacaktım? Mahalledeki arkadaşlarımla futbol oynayabilmek için, onların istediği bir takıma girmem gerekiyordu.

tüm itirazlarına rağmen, bazen Galatasaray, bazen Beşiktaş, bazen de Fenerbahçeli oluyordum. Daha doğrusu olmak zorunda kalıyordum. Çünkü, sayıca fazla olan, baskın olan, egemen olan onlardı. Fakat babamın, küçük yaşlardan itibaren, kalbime attığı adalet ve eşitlik gibi güzel hasletlerin tohumu yeşerdikçe, olayları daha net idrak etmeye başlamıştım. Gönlüm, tüm karşı koymalarıma rağmen, usul usul Trabzonspor’ a kaymaya başlamıştı. Bu durumu kabullenmekte güçlük çekiyor, hatta içten içe bordo mavi renklere duyduğum sevgiye anlam bile veremiyordum.

Çok da haksız değildim hani? Benim, Trabzon şehriyle ne alakam olabilirdi ki? Bırak Trabzon’ u, Karadeniz’ e bile bir kere gitmemiştim. Trabzonspor’ un hiç bir maçını canlı olarak izlememiş, Hüseyin Avni Aker’ in nefes kesen atmosferine şahit olmamıştım. Peki, nasıl oluyordu da, yüreğimde Trabzonspor sevgisi filizlenmeye başlıyordu. Bu durumu, yaşım ilerledikçe daha iyi anlamaya başlamıştım. Ben, aslında sadece Trabzonspor’ u değil; tüm Anadolu takımlarını destekliyor, güçsüzün, ezilenin, hor görülenin yanında oluyordum. Trabzonspor, benim için ayrıştıran değil, bütünleştiren değerli bir olgu olarak, bir hayat duruşunun sancaktarlığını yapıyordu. Bu duruş, medyanın, siyasetin, sivil ve askeri bürokrasinin, sermaye guruplarının maddi-manevi destek verdikleri İstanbul’ un şampiyonluğa ulaşmış takımlarına karşı, hakkı gasp edilen Anadolu insanın yanında olmak demekti.

Anadolu insanının, uzun yıllardır verdiği var oluş mücadelesine güç katan bir futbol takımı varken, nasıl başka bir takımı destekleyebilirdim ki? Benim gibi, milyonlarca insan için, Trabzonspor; İstanbul takımlarına, kendi değerlerinden destek alarak, tek başına karşı koyabilmiş, oligarşik düzeni alt üst eden, Anadolu’nun mütevazi halkının sporda da başarılı olabileceğini, defaat ile ispatlamış, inkar edilemez bir gerçeklikti. Merhum Necmettin ERBAKAN Hoca’ nın da tespit ettiği gibi, siyasi arenada, mütedeyyin Anadolu insanına karşı uygulanan çifte standarttın bir benzeri, futbol sahalarında, başta Trabzonspor olmak üzere, tüm Anadolu takımlarına karşı da, alenen sergileniyordu.

Bu asil arma, rakip filelere yolladığı her topla , egemen güçlerin inşa ettiği surlarda tahribatlar oluşturuyor, kurulu düzende büyük gedikler açıyordu. Futbolun renk kartelası, bundan böyle sadece üç büyük (!) takımın renklerinden ibaret değildi. Bu kartelada, tüm itirazlara rağmen, artık bordo ve mavi renkler de vardı. Karadeniz’ in azgın dalgalarıyla hoyratça sevişen kuzeylilerin, bir yudum efkara ortak ettikleri Bafra sigarasının bembeyaz dumanında başlattıkları bir isyanın hikayesiydi bu. Bundan böyle, Anadolu’ nu insanının sesi, stadyumlarda daha gür çıkacaktı. Bordonun yankısı, mavi olup, Bitlis Kalesi’ ne selama duracak, bu şanlı arma, yürekleri kardeşlik tavında, yavaş yavaş dövecekti.

Sevgili Trabzonsporlu’ lar! Siz Hakkari’ siniz, siz Sakarya’sınız, siz Van’sınız, siz Denizli’siniz, siz Edirne’siniz, siz Bolu’sunuz, siz Konya’sınız, siz Çorum’sunuz, siz Anadolu Coğrafyası’ nın mücadele ve direniş abidelerisiniz. Siz, Anadolu insanına başarabilme umudu aşılayan, bir futbol destanısınız. İstanbul takımlarının abartılmış namının, kol gezdiği Anadolu sokaklarında, meşin yuvarlak ile direniş başlatan büyük bir çığlıksınız.

Ben, bordonun aşkla doğduğu, mavinin tüm imkansızlıklara rağmen Karadeniz’ e meydan okuduğu topraklara hiç ama hiç adım atmadım. Kuzeyli olmak ne demektir, onu da bilmiyorum. Ne horon oynadım ne de hamsi avına çıktım. Çoğu zaman kemençe sesine tahammül edemeyip, radyomu kapattım. Balık kokusundan rahatsız olur, kara lahanayı da pek sevmem... Lakin, yüreğim bordonun aşkı, mavinin hırsıyla beraber atmaktadır. Şunu çok iyi biliyorum ki, bu renkler tüm Anadolu takımlarını temsil etmektedir.

Dik oyna Trabzonspor... Adaletten ve hakkaniyetten, katiyen taviz verme. Hüzün katığın, sevdan yoldaşın olsun. Hiçbir zaman inancını kaybetme ve asla korkuya kapılma. Ezme, ezdirme, ezilme... Haksız puan elde etme. Kursağına giren helal lokmaya, leke sürdürme... Dostluğa ve kardeşliğe el uzat. Ofsaytta yalnız ve yalnız müsabakalarda düş, hayatta sakın ha, düşme. Aç açabildiğin kadar sineni, tüm coğrafyaya... Umut ol, şehir takımlarına. Bunlar senin erdemin olsun Trabzonspor. Çünkü sen kurulmuş düzeni yerle bir eden, oyunu Anadolu adına bozan gerçek bir efsanesin.

Sen, Anadolu takımlarının asıl hamisi, Babamdan Bana Kalan En Güzel Futbol Hikayesisin...

Yorumlar (11)
yiğit şafak akbayrak 2 hafta önce
bu ne güzel bir yazı ne güzel bir kalem Bütün duygularımızın yazıya dökülmüş hali bu Varol kardeşim güzel yüreğinden öpüyorum Bizim için bu ülke sınırlarında ki her asil duruş kardeştir. keza ki sadece bu sınırlarda değil benliğinde adalet hak hukuk maneviyat olan her canlı bizim kardeşimizdir.tekrar o güzel yüreğinden öpüyorum
yiğit şafak akbayrak
Mustafa Kocaman 2 hafta önce
Trabzonlu olmayıp trabzonsporlu olan çoğunluğu anlatan enfes bir yazı. Kalemine sağlık Sefa Rumeli.
Caner cengiz 2 hafta önce
Güzel duygularınız için tesekkurler
Hasan.Agah13 2 hafta önce
Bu kalemin kalitesi; Bu kadar renkli konuları harika edebi sanatlarla bütünleştirmek yani pes vAllahi bravo diyorum.
harika bir yazi olmus üstad.
keşke her gazete yazarına bulaşsa.
Böyle kötü bir medyada bu tezleri ve alakasız gibi duran konuları ilmik ilmik dokumak.

Sefa beyin kıymetini bilmek lazim.
Bitlis ten Trabzon a .
Cemal oktay 2 hafta önce
Kalemine yüreğine sağlık üstad.
Muzaffer tarim 2 hafta önce
Bu güzel duygu ve düşüncelerin için seni tebrik ediyorum
Zafer YILDIRIM 2 hafta önce
Kardeşim Sefa RUMELİ, Yazını çok beğendim. Trabzonsporlu Trabzonlular
Zafer YILDIRIM 2 hafta önce
Böyle güzel bir Trabzonspor yazısı ne gördüm, ne okudum, ne duydum. Bu yazıyı telefonumda kayıtlı sevdiğim tüm Trabzonsporlu kardeşlerime ulaştıracam. Hatta Trabzonun yerel medyasına yayın yapması için yollayacam. Kalemine, duygu ve düşüncelerine sağĺık SEFA RUMELİ kardeşim.
Muhterem babanıza ALLAH' tan rahmet diliyorum. Melanı cennet olsun, kabri pür nur olsun. Işıklar içinde,nurlar icinde utusun. ALLAH kendilerinden razı olsun. Böyle Babanın oğlu olman, Allah'ın sana bir lütfu olması gerek.
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
0
hafif kar yağışlı
Namaz Vakti 23 Ocak 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 22 51
2. Konyaspor 21 42
3. Adana Demirspor 23 37
4. Fenerbahçe 23 37
5. Beşiktaş 23 36
6. Hatayspor 23 36
7. Alanyaspor 22 35
8. Başakşehir 22 34
9. Sivasspor 23 31
10. Kayserispor 23 31
11. Gaziantep FK 21 31
12. Karagümrük 23 30
13. Kasımpaşa 23 27
14. Göztepe 23 27
15. Galatasaray 22 27
16. Giresunspor 22 26
17. Antalyaspor 22 23
18. Rizespor 23 22
19. Altay 22 18
20. Ö.K Yeni Malatya 22 16
Takımlar O P
1. Ümraniye 21 45
2. Ankaragücü 21 45
3. Erzurumspor 21 39
4. İstanbulspor 21 36
5. Eyüpspor 20 36
6. Bandırmaspor 21 34
7. Samsunspor 20 33
8. Adanaspor 21 32
9. Manisa Futbol Kulübü 21 28
10. Tuzlaspor 20 27
11. Keçiörengücü 21 26
12. Gençlerbirliği 21 26
13. Boluspor 19 24
14. Kocaelispor 21 24
15. Menemen Belediyespor 21 23
16. Altınordu 21 22
17. Bursaspor 20 20
18. Denizlispor 21 19
19. Balıkesirspor 20 8
Takımlar O P
1. Manchester City 23 57
2. Liverpool 21 45
3. Chelsea 23 44
4. M. United 22 38
5. West Ham United 23 37
6. Tottenham 19 36
7. Arsenal 20 35
8. Wolverhampton Wanderers 21 34
9. Brighton 21 29
10. Aston Villa 21 26
11. Leicester City 19 25
12. Southampton 22 25
13. Crystal Palace 21 24
14. Brentford 23 23
15. Leeds United 21 22
16. Everton 20 19
17. Norwich City 22 16
18. Newcastle 21 15
19. Watford 20 14
20. Burnley 17 11
Takımlar O P
1. Real Madrid 21 49
2. Sevilla 22 46
3. Real Betis 22 40
4. Atletico Madrid 21 36
5. Real Sociedad 20 33
6. Villarreal 22 32
7. Barcelona 20 32
8. Rayo Vallecano 20 31
9. Valencia 22 29
10. Athletic Bilbao 21 28
11. Celta Vigo 22 27
12. Espanyol 22 27
13. Osasuna 21 25
14. Granada 21 24
15. Elche 21 22
16. Getafe 21 21
17. Mallorca 21 20
18. Cadiz 22 18
19. Deportivo Alaves 21 17
20. Levante 21 11