Pide hadisesi Asr-ı Saadet’ten bir sahne hatırlattı bana…

Denir ki Hz. Ömer, “Cahiliye döneminde yaptığım iki şey vardır ki birini hatırladığımda güler, diğerinde ağlarım… Güldüğüm şu: Her akşam helvadan put yapar, ertesi gün öğlen sıcağında acıkınca da tutar onu yerdik…”

Tabii pide hadisesi hatırlattı dedim yoksa bu farklı bir hadise…

Görülüyor ki saftirik bir Müslüman’ın saftirik bir hareketi kenarı köşeyi hareketlendirmiş…

“Nasıl olsa bizim millet çok dindar, bir de buradan vuralım” havasına girmişler…

Ama unuttukları bir şey var ki en alasının içinde yüzen bir milletimiz var ve maşaAllah farkında bile değiller…

Buyurun biraz da buradan yiyin…

Her ne kadar “Onlar bizim için semboldür taşıdığı mana önemlidir” de denilse bile hiç Tanrı yenir mi?

Yalnız şu halimizi unutmayalım, onlara cahiliye dönemi derken bizler bu dönemde bırakın yaratıcıyı soframıza koymak ondan daha alasını yapıyoruz da farkında değiliz…

Nasıl mı? Hatırlatayım…

Bir kere sokakta şöyle bir gezinip  bakın cahiliye dönemindeki birkaç puta bedel gösteriş, para, araba, hırs, kadın,riya, şekil bakımından edindiğimiz, bizi bizlikten çıkaran, aklımızı, kalbimizi, ruhumuzu onların istedikleri şekilde yönlendirdiğimiz kaç tane putla beraber dolaşıyoruz, oturuyoruz, yiyoruz…

Farkında mısınız?

Siz hiç Allah ifadesini boynunda taşıdığı için kimseye “Bak Allah’ı boynuna takmış, süs eşyası yapmış gezdiriyor” dediniz mi?

Siz hiç son model arabalarla âlemin kralıyım havasında gezinenlere “Bu alemin esas kralı Allah’tır, kendini onun yerine koyup tanrıcılık oynama” diye dostlarınıza sitemde bulundunuz mu?

Siz hiç sofralarda bulunan içecekleri,  ceplerdeki sigaraları, markaları gösterip “Bunlar sizin yaratıcınızın davasını ortadan kaldırmak için savaşan, kendi oluşturdukları yaratıcıları kabul ettirmeye çalışan bir milletdir. Atın bu sahte Tanrıları masanızdan” dediniz mi?

Siz hiç “Daha zamanı var, emekli olalım ondan sonra… Daha gencim” derken yaratıcının “Yalnız bana ibadet edin” hitabına aldırış etmeden zamane tanrısına sarılıp “Yaratıcıya posta koyulur mu hiç, bir an önce kulluk yapmalı” diye dostlarınızı uyardınız mı?

Siz hiç “Benim kalbim temiz” putuna sarılan bir dostunuza “Kalp temizliği Rabbin emrine itaat ile olur dostum” diyerek dostlarınızı uyardınız mı?

Size hiç Allah’ı yemenin sofradaki pide ile değil ona itaatsizlik ile, fitne ile, yalan ile, öküzün altına buzağı aramak ile, insanların günahlarını karıştırmak ile, hatalarını deşmek ile olduğunu söyleyen dostlarınız olmadı mı?

Size hiç “Ene’l Hakk” demenin kendini Tanrı kabul etmek değil “Onun sıfatları ile örtülüyüm” demek olduğu da mı söylenmedi?

Size hiç kimse fitnenin şeytanın sofrasında meze olmak olduğunu da mı söylemedi?

Valla şeytana yenilmektense her nimetin Rabbimin bir sıfatını taşıdığına inanan biri olarak soframda, dünyamda Rabbimle de yerim, Rabbimi de yerim…

Aman aramızda kalsın, bunu da haber etmeyin!