Yıllar boyunca CHP çizgisinde yazılar yazdım.
Solculuğum ve muhalif kimliğimle nam saldım yedi düvele.
12 Haziran seçimlerini takiben bende hafif hafif eksen kayması görülmeye başladı.
Ve son zamanlarda artık iyiden iyiye hükümet lehinde yazılar kaleme almaya ve yorumlarda bulunmaya başladım.
Haliyle bu durum CHP cenahında bir şok etkisi yarattı.
Gazeteciliğe başladığım 2004 senesinden bu yana karşılıklı etkileşimde bulunduğum CHP’liler ilk başlarda bu durumu geçici zannetti.
Ama baktılar ki AK Parti sempatizanlığı artarak devam ediyor, bazıları açıktan pozisyon almaya başladı.
Herkes tepkisini farklı şekillerde gösterdi.
Kimi CHP’liler susup saygı gösterirken bu duruma, kimileri ise resmen beni düşman bellediler.
İşte tepkiler:
Engin ÖZKOÇ: Bendeki değişimi ilk fark eden insan oldu. İlk başlarda pek önemsemese de sonra sonra, “Tamamdır Engin’i kaybettik” demeye başladı ve kendini geri çekti. Hayatımda iyi kötü birçok gelişme olmasına rağmen arayıp sormadı, gelip gitmedi. Ne “Geçmiş olsun” dedi, ne de “Hayırlı olsun…” Herhalde ölsem cenazeme bile gelmez. Zeki Toçoğlu için kincidir derler ama bence Engin Özkoç ondan daha kinci. Zira onun gözünde öküz öldü, ortaklık bitti. Yine de ayda yılda bir karşılaştığımız vakit halimi hatrımı soruyor. Öyle mütebessim bir yapısı var ki insan kızamıyor.
Ecevit KELEŞ: Gel zaman git zaman her zaman saygılı oldu yazdıklarıma. Hiçbir zaman çıkıp da bir şey söylemedi. Bir ara görüştüğümüzde, “İnsanlar sana çok kızıyor” dedi sadece. “Siz de kızıyor musunuz başkanım” diye sorduğumda ise, “Sen benim kardeşimsin” yanıtını verdi. Fikir ayrılığı dostluğumuza gölge düşürmedi.
Ergün ÖZKAN: Kendi öz ağabeyimden farkı yoktur gözümde. Ona ne kadar değer verdiğimi herkes bilir. Hatta partide herkes Ergün Özkan’cı diye mimlerdi beni bir zamanlar. Ergün ağabey sürecin başından beri en ufak bir yorum dahi yapmadı. Gerek yüz yüze, gerekse telefonla yaptığımız görüşmelerde bendeki değişimle ilgili hiçbir bahis açmadı. Hep sessiz kaldı, hala da sessiz kalmayı sürdürüyor. Açıkçası ondaki bu sessizlik beni korkutmuyor değil. Yarın bugün, “Eee yeter artık” deyip beni pataklamaya başlarsa şaşırmam! Hatta bu tepki beni bir hayli rahatlatır.
Şaban KOLUDRA: Dünyanın en nazik, en beyefendi, en saygılı insanlarından birisidir. Çok sağlam CHP’lidir. İnsana da, partililerine de korkunç değer verir. Özellikle genç insanlara ayrı bir önem verdiğini çok iyi biliyorum. O da bu süreçte sessiz kalmayı yeğledi. Beni çok sevdiğinden en ufak bir şüphem yok. En fazla üzülüyordur benim bu durumuma ama onu da belli etmiyor. Arada beğendiği yazılarım olunca arayıp tebrik etmeyi ve beni motive etmeyi sürdürüyor.
Ümit USAL: Çok sabretti yazı ve yorumlarıma. İçi içini yese de tartışmaya girmek istemedi. Bir gün bir baktım sessiz sedasız takipten vazgeçmiş beni Twitter’da. Sabrın sonuna gelmiş anlayacağınız. Ama o da diğer büyüklerim gibi sessiz kalmayı, beni incitmemeyi ve böyle kabullenmeyi tercih etti. Kısacası Ümit ağabey, benden ümidi kesti.
Osman Nuri ZENGİN: Üzerimde büyük emekleri olan, görüşlerine çok önem verdiğim bir insandır. Kendisinin rahlei tedrisatından geçtiğimi çok net söyleyebilirim. Bir gün kendisine Facebook üzerinden yazdım ve, “Başkanım terk etmeyecektiniz Adapazarı’nı. Bakın sapır sapır dökülüyoruz hepimiz” diye dert yandım. “Engin senin köklerin sağlam, sana bir şey olmaz” diye cevap verdi, çok utandım!
Kamil ÖZKAN: Tabiat olarak çok çabuk sinirlenen ve fikirlerini son derece ateşli bir şekilde savunan bir insan olarak onun sessizliği de beni ürkütüyor. Yıllardır süren ahbaplığımızın, belki de belediye başkan adaylığı sırasında kendisi için gece gündüz demeden çalışmış olmamın hatrına susuyordur. Ama ben kendisini tanıyorsam AK Parti lehinde ve CHP aleyhinde yazdıklarımı benim yanıma bırakmaz! Hepsini bana yedirir bir gün!
Hayri KÖSE: 50 senelik CHP’lidir, bileğini kesseniz altı ok akar. En sıkı da takipçilerimden biridir Hayri ağabey. Dükkânı en derin siyasi kulislerin yapıldığı mekândır ve tüm partililerin uğrak yeridir. “Sana çok kızıyor, seni çok eleştiriyorlar” dedi geçenlerde. Ve ekledi: “Ama ben seni müdafaa ediyorum, merak etme!”
Ayça TAŞKENT: Benimle sürekli didişme halinde. Her yazı ve yorumuma cevap yetiştiriyor. Çata çat mücadele ediyor benimle. Bunu savunduğu değerler uğruna mı yoksa beni kaybetmemek uğruna mı yapıyor orası muallak. Ama son derece zarif ve saygılı bir uslüp kullanıyor.
Yusuf GÜNAY: Bir ara telefon ederek en demokratik hakkını kullandı ve eleştirdi beni bir güzel. “Artık yazılarını beğenmiyorum” dedi ve bir daha da aramadı.
Ergin AKYILDIZ: Eline fırsat geçse bir kaşık suda boğar beni. Son derece sert ve incitici bir uslüp kullanarak saldırıyor bana. Hiç tahammülü yok. Artık onun gözünde yandaş bir gazeteciyim ve bu lekeyi ömür boyu alnımda taşıyacağım.
Hikmet Metin ÇAVDAR: Aynı zamanda gazeteci olan Hikmet ağabey de tahammülsüz. Daha doğrusu uzun süre direndi ama sabrı taştı onun da. Sosyal medyada, “Şu Engin Arapoğlu’nun yazdıklarına bakın. Bu kadar döneklik olmaz” diye yazarak tüm CHP’lilerin önüne attı beni. Buna rağmen kötü niyetli olduğunu sanmıyorum, sadece davasının derdinde.
Erol YETİŞ: Başımın belası! Hakaretvari tarzı ve iğneli laflarıyla her daim yakamda. Çocukluk arkadaşım olmasa Sakarya Nehri kenarına götürüp bir temiz dayak atardı bana. Ama yine de bir gün bir yerlerde cesedime rastlanırsa kendisi en büyük faillerden biridir. İllallah dedirtircesine CHP’lidir! Ve asla ikna olmaz. Her zaman kendisi haklıdır.
Altuğ BALCIOĞLU: Garibim Altuğ da işin suyunu çıkarmadan tatlı bir uslüpla beni yola getirmeye çalışanlardan. Tartışma kültürünü fevkalade özümsemiş, her eve lazım bir partili. Mücadelesini fikri zeminde, asla yok etmeye ve karalamaya yönelmeden verebilen mümtaz bir şahsiyet.
Yalçın EKŞİOĞLU: Bendeki değişimi birçok partili gibi maddi sebeplere yoruyor. Gazeteye reklam ve ilan almak için AK Parti’yi savunduğumu söylüyor. Yani mecburen böyle yazılar yazıyormuşum!
Begüm KUMRU: Hayretini gizlemiyor ve bana çok kızıyor. “Düne kadar partide kitapların satılıyordu, şimdi gelmiş AK Parti’yi savunuyorsun bana” diyerek beni aşağılıyor! Ama aramızdaki fikir ayrılığı arkadaşlığımıza gölge düşürmüyor.
Bunlar buzdağının görünen tarafı.
Hakkımda atıp tutan ve arkamdan rahmet okuyan daha birçok CHP’li olduğunu çok iyi biliyorum.
Yıllarca AK Parti aleyhinde, belediye başkanları ve milletvekilleri aleyhinde yazılar yazdım ama bir gün olsun AK Parti’lilerin en ufak bir sitem ve serzenişiyle karşılaşmadım.
Ama maalesef CHP’lilerin kahir ekseriyetinde aynı saygı ve hoşgörüyü göremedim.
Oysaki bu ülke görüşleri taban tabana zıt olsa da Abdurrahman Dilipak ile Uğur Mumcu’nun kadim dostluğuna şahit olmuştur.
Böyle de olmalıdır; siyasi fikirlerin ebedi dostluklara gölge düşürmemesi ve engel olmaması gerekir.
Ve de bütün CHP’liler eski dosttan düşman olmayacağını çok iyi bilmelidir.
İşin en tuhaf tarafı da şu ki:
Bir kişi olsun çıkıp da, “Ya arkadaş! Sen ne oldu da böyle değiştin” diye sormadı iyi mi?
Herkesin kendine göre bir cevabı var demek ki...