“Açlık” ne dost, ne akraba, ne insanlık, ne de hak tanır…
(Daniel Defoe)

Bütün yemeklerin tadını bilmek mümkün değildir. Açlık duygusunu ama herkes tatmıştır muhakkak; ister firavun kadar zengin olsun ister bir dilim ekmeğe muhtaç olsun… 16. Yüzyılın Fransız deneme yazarı Michel de Montaigne’inin dediği çok doğrudur: “kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar”…
Fakirlik, hor görülme ve en önemli sebep olan açlık, insana çağ atlattı yaşamamızda. Fransız halkı “pastayı” sevmediği için yapmadı ihtilali. Açlık ve köle gibi yaşamak sadece Fransa’nın değil tüm dünyanın yaşamını değiştirdi. Açlık ve sefaletten kurtulmak için ihtilal yapan insanların torunlarının, ecdadlarının çektikleri durumdan daha fazlasını Afrika’daki insanlara yaşatması ise açlık değil “açgözlülüğün” bir nişanesidir…
Her insan gibi benim de aç kaldığım zamanlar oldu elbet. Ben açlık duygusunu evrelere ayırıyorum. Bu evrelerin Fransız ihtilali ve yıllar sonra oluşan açgözlülüğün etkisiyle Afrika Kıtası’na saldırmasına benzetiyorum… Bakalım doğru tespitler mi?

Birinci evre: Hafif bir açlık hissi ile kendisini hissettirir ve çok umursamam ve dayanabileceğimi düşünürüm… Yemek teklifine hayır demem ama yemesem de olur…

İkinci evre: Hafif olan açlık hissini unutmamla başlar. Kendimi o an ne ile meşgulsem ona kaptırırım. Hafif olan açlık duygusu kabullenme diyebiliriz bir nevi…

Üçüncü evre: Hafif olan açlık hissi kendisini değiştirmeye ve beni zorlamaya başlar. İçimden neler oluyor diye sorular çıkmaya başlıyor. Yemek yeme isteği uyarıyor…

Dördüncü evre: Bu evre de gözlerim kararıyor. Her iki anlamda da… Ölüm tehlikesi yazan elektrik direği gibiyim bu anlar da. Olduğum yerden hareket edecek mecalim yok ama çok tehlikeliyim…

Beşinci evre: Allah’a şükür yemek yeme evresindeyim ama bir sorun var doymak bilmiyorum… Ne kadar yesem de dördüncü evrenin korkusuyla ve aç gözlülüğüm etkisiyle herhalde doymam için uzun bir müddet gerekiyor.

On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’in içindeyiz. Kimimiz sabırla kimimiz avının en ufacık hatasını bekleyen aslan misali bekliyoruz iftar saatini. O kadar dejenere olmuşuz ki tokken anlamadığımız açın halinden açken de anlamıyoruz…
İnsanların sadece zayıflamak için harcadığı paranın; tüm açlık ve sefalet içindeki insanları doyurabileceği bir dünyada yaşıyoruz. Acı ama gerçek. Bu hayatta ya karnı aç insanların vebaline giriyoruz ya da açgözlüler bizim vebalimize giriyor; tercih bizim… Nazım Hikmet’in “Açlık Ordusu Yürüyor” isimli şiirinden bir bölümle veda etmek istiyorum… Allah’a (c.c.) emanet olun…
Açlık ordusu yürüyor,
Yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için,
Hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
Yürüyor ayakları kan içinde…
e-mail : [email protected]