Kendi külünden bir hümâ ile geçenler için geçtiğimiz günlerde Kapı Yayınları’ndan bir kitap yayımlandı: Ömür Ceylan’ın Yitik Düşler Kervanı. ‘şiirin aynasında Osmanlı kültürü üzerine denemeler’den oluşan kitabın muradını özetleyen arka kapak yazısı şöyle: ‘Lügatteki anlamlarını korumakla kalmayıp onların üzerine çıkman ‘şiir sözcükler’, klasik şiir çağları boyunca hayatın içerisinde ama ondan yüksekte bir düşler ülkesi yarattılar. Rahle rahle, mısra mısra kanatlanan sözlerin iklimi, dünyayı anlamlandıran hiçbir duyguyu ihmal etmeden, ona ancak hak ettiği kadar değer verebilenlere kapılarını açtı. Yüreklerini dîvâna salan, düşlerini dîvâne kılan kahramanlar, elinizdeki kitap boyunca size şu soruyu soracak: ‘Aşk rüyası akılla tabir edilebilir mi ki düşlerimiz akla teslim edilebilsin…!’
Yitik Düşler Kervanı ‘Kün Düşleri’, ‘Dün Düşleri’ ve ‘Gün Düşleri’ başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşuyor. Kün Düşleri’nde Necit Çölleri’nde ‘adı hep Leylâ’dır; vaat ettiği hep karanlık’ dediği Leylâ’nın, o kara güneş’in peşine düşürüyor bizi Ömür Ceylan. Sonra ‘şair’ ile ‘insan’ın söyleşisine şahit tutuyor: ‘Şair der ki: Âdemoğlu âleme üryân gelir üryân gider/Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider’ Biz Deriz ki: İnsan, iki çıplak çığlık arasına gerilmiş yazgı; insan, Tûr’u kıskandıran İlahî gözgü…’ Sonra ‘Nokta’nın sırrına gark ediyor yazar bizi, ‘levlâk efendim’ diyerek…
‘Dün Düşleri’ndeyse Divan şiirinin has bahçelerinde dolaştırıyor; -kâh bir gülde anlatıyor anlatılmaz olanı kâh safranın sarı sesinde… Akılla tabir edilemeyen ya da görülmeden tabir olunan aşk rüyâsının peşinden sürüklüyor…
Gülün tarifine en çok ihtiyacımız olan zamanlardan, Şark kahvehanelerindeki tavla saltanatından bin bir derdin çaresi ve atarın ciğerparesi safrana, boğazların, körfezleri ve yeryüzündeki tüm kıyı şeritlerinin zinetleri martılardan külhanı gülşen bilen âşıklara kadar geniş ve bereketi bir coğrafyaya götürüyor bizi Ceylan. Bunu yaparken de gönlümüzün aynasını Hâfız-ı Şîrâzî ile, Fuzûlî, Sâdî-i Şîrâzî ile, Nef’î ile cilâlamayı da ihmal etmiyor ‘Gün Düşleri’nde. Osmanlı kültürünün incelikleri, âdetâ şiirin prizmasından günümüze eşsiz hüzmeler halinde ulaşıyor. Ömür Ceylan böylece hiç şüphesiz lirik bir imtidâdı gerçekleştirmiş oluyor.
Şiir medeniyeti, Hakikat medeniyeti, Estetik medeniyeti, Aşk medeniyeti… Adına ne dersek diyelim bu medeniyetin kök saldığı toprakları sulayan Dicle ve Fırat gibidir Aşk ve Şiir. Okura, Seyyid Nesîmî’nin Aşk Çeyizi’nden, Tapduk Eşiğinde Bir Gece’ye; Galib Dede’nin tavlasından Attar Rafındaki Mucize Safran’a kadar şiirin bereketli kıldığı kâh hayâl kâh rüyâ coğrafyasına yitik düşler kervanıyla yolculuk yaptıran Ömür Ceylan’ın kitap isimleri gibi (Önce Aşk Vardı, Böyle Buyurdu Sufi…) deneme başlıkları da bir hayli kışkırtıcı: ‘Seyyid Nesîmî’nin Aşk Çeyizi, Şeyh Gâlib Tavla Bilir miydi?, Ehl-i Beytin Gamhâneleri ya da Attar Rafındaki Mucize Safran…’ Ceylan, Osmanlı medeniyetinin dönemlerini şiir üzerinden yer yer şiire varan bir üslûpla anlatıyor. Tasavvufa vukufiyet, dil hassasiyeti, mizah, şiiriyet kitabı kıymetli ve özgün kılan hususiyetlerin başında geliyor.
Ömür Ceylan, kelimeleri, birer metafizik enstrümana dönüştürüyor; ‘kün’, ‘dün’, ‘gün’… Onları âdetâ bir şiir medeniyetinin kodları kılıyor. Henüz yazıya geçirilmemiş bir şiir lügatinin gıpta edilecek zenginliğinin altını çizen Ceylan, eşyanın ve olayların görünmeyen dünyasına şiirle uzanarak buradan devşirdikleriyle bahsettiği şiir lügatine mütevazı katkılar yapmayı da ihmal etmiyor. Ali Nihad Tarlan’ın, ‘Divan edebiyatında, hemen dâimâ, kelimelerin basit manâları altında asırlar boyu o kelimelerin yüklendiği fikirler, duygular ve hayâller vardır. Bunları şâirler çeşitli yerlerde kullanarak her birine ayrı bir manâ, duygu ve fikir ilâve etmişlerdir. Bu suretle o kelimeler, imajlar okuyanların uzvî ve dimağî bünyelerine, hayat seyirlerine göre türlü imtizâçlar yaparak, aşağı yukarı herkeste ayrı bir ruh hâleti, duygu husûsiyeti vücûda getirir.’ diyerek altını çizdiği hususu başka bir biçimde dile getiren ve şiirin, İslâm’ın bir estetik medeniyeti oluşundaki rolünü şiir sözcükler üzerinden vurgulayan, şiir lügati bağlamında ele alan Ceylan’ın Yitik Düşler Kervanı, günbatımına doğru, modern hayatın çöle döndürdüğü hayatımıza sülüs bir besmele gölgesi bırakıp usulca revân oluyor Aşk’a…
Yahya Kemal, bir şiirinde ‘Dünya biter o yerde ki mağlûb olur hayâl/Temdid-i ömre kudreti kalmaz tahayyülün’ der. Hayâlin mağlûp olmaya doğru gittiği dünyamızda Yitik Düşler Kervanı’na katılmak bir teselli kadar iyi gelecektir kalbiyle yüzleşme gözüpekliğini gösterebilecek okura.