Sakarya Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.Nesrin Akıncı Çötok, yapay zekanın sağlıklı kullanımı ile ilgili sitemize özel açıklamalarda bulundu. Bugün başta Batı ülkeleri olmak üzere pek çok yerde yapay zekânın getirebileceği tehlikeler üzerine yoğun bir kaygı yaşandığını belirten Çötok, “Şunu belirtmeliyim ki bu değişime en iyi uyum sağlayanlar yapay zekadan kaçanlar değil, onu tanıyıp, işini geliştirme yönünde uyarlayanlar ve amaca uygun şekilde kullanmayı öğrenenler olacaktır.” dedi.
KAYGIYLA KARŞILANIYOR
Teknoloji tarihine bakıldığında, her yeni buluşun başlangıçta korkuyla karşılandığını belirten Çötok, “Matbaa çıktığında insanların hafızasının zayıflayacağı, hesap makinesinin, dört işlemi unutturacağı kaygısı oluştu. İnternet yaygınlaştığında herkesin yalnızlaşacağı, kütüphanelerin kapanacağı konuşuldu. Her yeni teknolojik gelişme, beraberinde sosyal ilişkilerde ve toplumsal bağlarda da dönüşümler getirir. Bu dönüşümler kaygıyla karşılanır. Bugün aynı kaygıları yapay zekâ için duyuyoruz: "İşimizi elimizden alacak", "İnsanlar düşünmeyi unutacak", "Öğrenme bitecek", "Kontrolden çıkacak" gibi. Oysa unutmamalıyız ki yapay zekâ kendiliğinden var olmadı; insanlığın yüzyıllardır biriktirdiği bilginin, yani toplumsal emeğin bir ürünü olarak ortaya çıktı.” şeklinde konuştu.
“KOKRARAK DEĞİL BİLEREK”
“Yapay zekâ, her türlü hayatımızda, bir kere bunu kabul etmemiz gerekiyor; iş yerinizde, çocuğunuzun okulunda, bankanızda, hastanenizde.” diyen Çötok, “Asıl soru, yapay zekaya yön verenlerden mi yoksa ondan yalnızca etkilenenlerden mi olacağımızdır. Bir teknolojinin değeri, onu elinde tutanların niteliğine bağlıdır. Bir bıçakla yemek de yapabiliriz, birine zarar da verebiliriz. Ama bu yüzden bıçak kullanmayı bırakmıyor; çocuklara onu nasıl tutacaklarını öğretiyoruz. Yapay zekâ da doğru kullanıldığında güçlü bir yardımcıdır. O hâlde bütün dikkatimizi, onu doğru kullanmayı öğrenmeye ve öğretmeye vermeliyiz.” dedi.
SÜREKLİLİK GEREKTİRİYOR
Yapay zekayı öğrenmenin süreklilik gerektirdiğini söyleyen Çötok, “Yapay zekâ, kullanmaya başladığımız günden bu yana durmaksızın değişiyor ve gelişiyor. Yani "yapay zekâyı kullanmayı öğrendik ve öğrettik iş bitti" demek mümkün değildir. Bu öğrenme süreci her daim devam etmelidir. Unutmamalıyız ki yapay zekâ bir amaç değil, amaca ulaşmamızı sağlayan bir araçtır. Tıpkı diğer araçlar gibi, onu da nasıl kullanacağımızı bilmediğimiz sürece bize fayda sağlamaz. Dolayısıyla farkı yaratan şey teknolojinin kendisi değil, bizim onu nasıl kullandığımızdır.” ifadelerini kullandı.
YAPAY ZEKA VE DEĞİŞİM
Yapay zekâdan korkmak yerine, onu bilinçli, etik ve doğru şekilde kullanmayı öğrenmek gerektiğini vurgulayan Çötok, “Bugün başta Batı ülkeleri olmak üzere pek çok yerde yapay zekânın getirebileceği tehlikeler üzerine yoğun bir kaygı yaşanıyor. Bu kaygının haklı bir yanı var: Tarih boyunca her yeni teknolojik araç, kötü niyetli ellere geçtiğinde insanlık için ağır sonuçlar doğurmuştur. Çözüm; aracı yok saymak ya da ondan uzak durmak değildir. Asıl çözüm; onu kimin, nasıl ve hangi kurallarla kullanacağını belirlemek, dikkatli kullanmak ve etik ilkeler oluşturmaktır. Bir diğer büyük korku ise yapay zekânın bazı meslekleri gereksiz hâle getirmesidir. Elbette bu korku da yersiz değil; yapay zekâ bazı işleri dönüştürecek, bazılarına duyulan ihtiyacı azaltacak.” dedi.
GELİŞTİRENLER KAZANACAK
Çötok, “Geçmişe baktığımızda değişimin genellikle meslekleri yok etmekten çok onların biçimini değiştirdiğini görüyoruz. Daktilonun yerini bilgisayar aldığında yazı yazma işi bitmedi, sadece yöntemi değişti. Hesap makinesi muhasebecileri ortadan kaldırmadı, onların daha gelişmiş iş süreçlerine yönelmesinin önünü açtı. Yapay zekâ için de benzer bir tablo bekleyebiliriz. Bu değişime en iyi uyum sağlayanlar yapay zekadan kaçanlar değil, onu tanıyıp, işini geliştirme yönünde uyarlayanlar ve amaca uygun şekilde kullanmayı öğrenenler olacaktır.” şeklinde konuştu.
KAYIT ALTINA ALINIYOR
Yapay zekâya sorduğumuz ve yazdığımız her şeyin kayıt altına alındığını özellikle belirten Çötok, “Yapay zekâyla yazışırken kendimizi bir günlüğe yazıyormuş ya da bir dostumuzla baş başa konuşuyormuş gibi hissedebiliriz. Oysa kullandığımız yapay zekâ araçları özel bir alan değildir. Yazdığımız her cümle, paylaştığımız her bilgi sunucularda saklanır, işlenir ve kimi zaman sistemin geliştirilmesi için kullanılır. Bu yüzden yapay zekâya bir şey yazarken, onu kamusal bir alanda söylüyormuş gibi düşünmek en güvenli yaklaşımdır.” dedi.
GERÇEĞİN BİLİNCİNDE KULLANILMALI
Yapay zekânın verdiği her bilgiyi doğru kabul etmenin yanlış olduğunu söyleyen Çötok, “Yapay zekâ, bilmediği bir konuda "bilmiyorum" demek yerine cevap uydurabilir. Bu yüzden gerçeğin bilincinde olarak kullanmalıyız. Önemli konularda alınan cevaplar mutlaka başka kaynaklarla karşılaştırılmalıdır. Yapay zekâya komut verirken "benim yerime yaz" demek yerine "fikirlerimi toparlamama yardım et" demek, hem daha iyi sonuç almamızı sağlar hem de bizi daha üretken ve yetkin kılar. Sorularımızı net sormalıyız, çünkü yapay zekâyla iyi çalışmak aslında iyi soru sormayı öğrenmektir. Yapay zekâ doktor, avukat ya da psikolog değildir. Ön bilgi almak için faydalı olabilir ama ciddi bir durumda gerçek bir uzmana başvurulmalıdır.” dedi.
DÜŞÜNME TEMBELLİĞİNE DİKKAT
Yapay zekâ eğitiminin doğru planlanması ve sürekli hâle getirilmesi son derece önemli olduğunu vurgulayan Çötok, düşünme tembelliğine karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Çötok, ”Eğitim yalnızca öğrencilerle sınırlı kalmamalıdır. Öğretmenlerin, velilerin, çalışanların ve yaşlıların da bu araçlarla tanışmasına imkân tanımalıyız. Çünkü bu teknolojiyi bilenlerle bilmeyenler arasındaki fark açıldıkça, asıl eşitsizlik orada doğacaktır. Ayrıca, soruyu hemen soran, her metni ona yazdıran biri zamanla kendi başına düşünme, araştırma ve yazma becerisini kaybedebilir. Özellikle henüz bu becerileri kazanma aşamasındaki çocuklar ve gençler için bu ciddi bir risktir.” dedi.
DUYGUSAL BAĞIMLILIK
Yapay zekânın bir kişinin sesini taklit edebildiğini, hiç yaşanmamış olayların görüntülerini üretebileceğini söyleyen Çötok, “Telefonda para isteyen tanıdık bir sese ya da şaşırtıcı bir videoya hemen inanmak yerine, önce doğruluğunu kontrol etmeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz. Bunun için yalnızca aile üyelerinin bildiği bir güvenlik kelimesi belirlenebilir. Telefonda bir yakınımızın sesiyle gelen şüpheli bir aramada bu kelimeyi sormak, karşımızdakinin gerçekten o kişi olup olmadığını anlamanın basit ve etkili bir yolu olabilir. Yapay zekânın duygusal bir bağımlılığa dönüşmesine izin vermemeliyiz. Her an ulaşılabilir olması, sabırlı ve yargılamayan cevaplar vermesi, kendini zor durumda hisseden biri için cazip olabilir. Ancak yapay zekâ, gerçek insan ilişkilerinin yerini alacak kadar kullanılmamalı; çocuklar da bu konuda yakından takip edilmelidir.” şeklinde uyarıda bulundu.
“KURTARICI DEĞİL”
“Yapay zekâyı doğru kullanmanın bir parçası da mahremiyeti korumaktır.” Diyen Çötok, “Bu nedenle yapay zekâ araçlarına şifreler, kimlik numarası, kart ve banka hesap bilgileri asla yazılmamalıdır. İş yerlerinde müşteri verileri ve önemli belgeler yapay zekâ araçlarına yüklenmemelidir. Yapay zeka aracının gizlilik ayarlarını kontrol etmek de önemlidir.
Sonuç olarak yapay zekâ, korkulacak bir düşman ya da körü körüne güvenilecek bir kurtarıcı değil; insanlığın ortak emeğiyle ortaya çıkmış, doğru kullanıldığında hayatımızı kolaylaştıran güçlü bir araçtır. Onu tanımak, sınırlarını bilmek ve bilinçli kullanmak hepimizin sorumluluğudur. Ancak bu teknolojinin geleceğini asıl belirleyecek olan, onu hangi değerlerle ve hangi etik ilkelerle kullanacağımız olacaktır. Yapay zekânın etik boyutu ise başlı başına ayrı bir yazının konusudur; bir sonraki yazıda bu meseleyi daha ayrıntılı ele alacağız.” ifadelerini kullandı.




