“İkinci Nokta: Bir köpeğin konuşması mı yoksa yalan söylemesi mi ilginçtir? Pet shopa giren adam “satılık konuşan köpek” yazan kafesteki köpeğe “Gerçekten konuşuyor musun?” diye sorar. “Tabi konuşuyorum” der köpek. “Konuşabildiğim için beni CIA’ya aldılar. Operasyonlara katılıp, madalyalar aldım. Çatışmada yaralanınca emekli edildim. Karım ve iki çocuğuma bakmak için kendimi satılığa çıkardım.” Mağazanın sahibi, köpeğin fiyatının on dolar olduğunu söyleyince, “Konuşan bir köpek için çok düşük bir fiyat değil mi?” diye sorar bu kez de. Mağaza sahibi “Konuşsa bile beş para etmez bir yalancıdır o köpek” diye karşılık verir. Cihad Zafer’le aramızdaki fark: Benim için köpeğin konuşması yeterince ilginçtir. Cihad Zafer içinse yalan söyleyebilmesi. Asıl sorun, ikisine de şaşıramayan pet shopun sahibinde. Kendisini bu ülkenin sahibi zannedip, millete köpek muamelesi yapan, her talebini, her sözünü yobazlık olarak değerlendiren laik, Kemalist, Atatürkçü kisvesi altında hem halkından kopmuş hem de parçası olmak için kıçını yırtmasına rağmen Batı tarafından kovulmuş, hasılı ortada kalmış, algıda seçici, sahip oldukları akılla yılda kaç bayram yaptıklarını bilmediğimiz, bir avuç kangren beyinli, 1930 model huysuz ihtiyar.
Üçüncü Nokta: Atatürkçülüğü sevebilir miyiz? Olsaydı belki… Cihad Zafer’e kırk bin kere söyledim, düşünce sistemi bir bütündür. Bu bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından fazla olmak zorundadır. Halbuki Atatürkçülüğe baktığımızda; pozitivizmden, determinizmden, rasyonalizmden etkilenmiş bir genel anlayış görürüz. Bu bahsedilenleri çıkarttığımızda düşünce sistemi diye elimizde bir şey kalmaz. Maalesef bu boşluğun içerisini Atatürk ilkeleriyle, ulus devletle, ulusal egemenlikle, milliyetçilikle doldurmaya çalıştık. İyi ama bunların hepsi birer politikadır. Herhangi bir düşünce sistemi oluşturmazlar. Cemil Meriç’in liberalizmle ilgili sözlerinden mülhem: Atatürkçülüğün –eğer varsa- anatomisini değil otopsisini yapmak daha doğru olacaktır.
Dördüncü Nokta: Osmanlıcılık- Cumhuriyetçilik ya da hiçbiri. İsimlerin değişmesiyle hakikat değişir mi? Ne oldu da yeni bir dönemin en azından simgesi olan Cumhuriyet’i bu millet (bu yobazlar) bir türlü içine sindiremedi, sevemedi. Sevdi de biz mi yanılıyoruz? Yoksa onların sevmek, sindirebilmek için elinden geleni yapması sizi mi yanıltıyor? Gerçekten bu milletin yobazları Cumhuriyet’i sevmek için ellerinden geleni yaptılar. En başta onlar, geriye dönüşün mümkün olmadığını ve hayır getirmeyeceğini, padişahlığın ve Osmanlı’nın bittiğini sezmiş ve söylemiştir: “Ya istikbal ya izmihlal.” Peki ne oldu da ya da ne olmadı da bu yobazlar! Cumhuriyet’in hep en uzağında konumlandırıldılar? Haçlı seferlerini hatırlayınız. Tanrı adına savaştılar, çok geçmeden Tanrı’yla savaştılar. Millet adına savaştılar çok geçmeden… Diyelim ki vatanı da Atam kurtardı, medeniyet namına ne varsa o getirdi. Kadınları azat etti. Cumhuriyet de illa ki çok iyi bir şeydir. Peki doksan yıldır yaşanılan bu zorbalık ne? Devlet reisinin görüş ve emirlerini reddeden herkesi alçak, soysuz, vatansız ve gizli emel sahibi hain ilan eden bu zorbalık dili ne? Bu dil, bir toplumu kuşaklar boyunca düzelmemecesine hasta etti, çürüttü. Bu zehirli gübre ile beslenen topraklarda Çevik Bir’ler, Eruygur’lar, Tolon’lar, Büyükanıt’lar yetişti. Bu ırkçı, hakaretamiz ve hayalperest bakış açısı, salim akılla kolayca çözülebilecek en basit sorunları bile çıkmaza sokmakta eşsiz bir rol oynadı.
Beşinci ve Son Nokta: Bu darbe göğüs kafesine vurulur. Geriye dönüşü yoktur. Yazıyı sonuna kadar okumakta inat edeceğini biliyorum o yüzden içim el vermiyor. Cihad Zafer’in göğüs kafesinde o bıngıldağının koruduğu beyni değil, kalbi var. Bu kalp otuz yıllık bir dostluğun paylaşılmış kederleri ve sevinçleriyle dolu. Hadi bakalım oyna benimle. Seni anlıyorum, en azından biliyorsun ki sadece daha akıllı biriyle oynarsan akıllanabilirsin.
Adapazarı Hyde Park’ının sahibi Rahmi Sak’a not: Eğer yazımdaki bazı noktaların açıklığa kavuşturulmasını istersen bunu Cihad Zafer’den talep edebilirsin tabii Tarantino’nun filmlerini izlemek şartıyla… Kill Bill serisini seyredince eminim Cihad Zafer için bazı alıntılar bile yapacaksındır. Mesela, “Kaybolmak, geldiğin yolu unutmaktır” gibi.” Engin Gündoğar