İki büyük yağış ve beraberinde getirdiği felaket, ortaya çıkan manzara durumumuzun da ne olduğunu gözler önüne serdi.

Neyse ki can kaybı yaşanmadı, meselenin sevindirici ve teselli bulduğumuz tarafı.

Kısa aralıklarla yaşanılan yoğun yağışlar, alt yapımızın yetersizliğini ve de eksikliğini de göstermiş oldu.

Sorunun büyüklüğü yağışlar sonrası geride bıraktığı tablo, yapılmaya çalışılan hasar tespiti ile daha da anlaşılır durumda.

Ortalamanın üzerindeki yağışı gerekçe göstermek, durumu hafifletmiyor. Pek tabi böylesi olasılıklar hep var ve olacakta, mevzu bunu öngörmekte ve çözümü bunun üzerinden şekillendirmekte.

Altyapı yatırımlarının yetersizliğinin mazereti, yağışların yoğunluğu olmamalı.

1999 depreminden itibaren altyapı sorunu konuşulur, yenilemeden söz edilirdi. Anlaşılan o ki planlanan düzenleme ortalama yağışlar üzerinden şekillenmiş demektir.

Şehre dair iki temel sorun var ve asla ertelenmemeli. Deprem ve altyapı yetersizliği, deneme yanılma yöntemi ile sorun tespit edilemeyecek kadar önemli.

Harcanan ve geçen her süre şehrin aleyhinde işlemekte, zaman kaybının tahammülünün olmadığı alan.

Her büyük yağışın ardından aynı sorunları konuşuyoruz. Yetersiz altyapıyı, plansızlığı ve eksik yatırımları tartışıyoruz. Ancak gündem değiştikçe yaşananlar da unutuluyor. Ta ki yeni bir felaket kapımızı çalana kadar.

Oysa şehir yönetmek, yalnızca bugünün sorunlarına çözüm üretmek değildir. Asıl sorumluluk, yarını öngörmek ve olası risklere karşı hazırlıklı olmaktır.

Yağışların yoğunluğunu gerekçe göstermek yerine, şehrin neden bu kadar savunmasız kaldığı sorgulanmalıdır. Altyapı hangi kapasiteye göre planlandı? Yapılan yatırımlar bugünün ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Bu soruların cevapları açıkça verilmelidir.

1999 depreminden bu yana geçen yıllar bize önemli dersler vermiş olmalıydı. Deprem ve altyapı, ertelenebilecek meseleler değildir. Her iki konuda da bilimsel veriler ışığında, uzun vadeli ve kararlı adımlar atılmalıdır.

Elbette her afeti önlemek mümkün olmayabilir. Ancak doğru planlama ve zamanında yapılan yatırımlarla zararları azaltmak mümkündür.

Bir şehrin başarısı, felaket sonrasında ne kadar hızlı toparlandığıyla değil, felaket öncesinde ne kadar hazırlıklı olduğuyla ölçülür.

Artık aynı sorunları her yağışın ardından yeniden konuşmak istemiyoruz. Beklentimiz açık: Geçici çözümler değil, kalıcı adımlar. Çünkü kaybedilen her gün, şehrin geleceğinden eksiliyor.

Üstelik atılacak adımların ertelenmesi, sorunu ortadan kaldırmadığı gibi çözümün maliyetini de artırıyor. Bugün yapılmayan yatırım, yarın daha büyük hasarlarla karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle mesele yalnızca bütçe ayırmak değil, mevcut kaynakları doğru önceliklerle kullanmaktır.

Yurttaşın beklentisi de tam olarak budur. Her felaketin ardından yapılan açıklamaları dinlemek değil, aynı sorunların tekrar yaşanmadığını görmek istiyor. Çünkü güven, sözlerle değil, sonuçlarla kazanılır.

Şehrin geleceği için artık günü kurtaran anlayıştan vazgeçilmelidir. Deprem ve altyapı konusunda siyasi tartışmaların ötesine geçen, kurumlar arasında iş birliğini esas alan bir yaklaşım benimsenmelidir. Şehirlerin geleceği, günlük hesaplara sığmayacak kadar önemlidir.

Unutulmamalıdır ki doğa olaylarını engelleyemeyiz. Ancak bu olayların felakete dönüşmesini önlemek için sorumluluk alabiliriz. Asıl mesele de tam burada başlıyor: Riskleri bilmek yetmez, gereğini zamanında yapmak gerekir.

Çünkü bir sonraki yağışın ya da olası bir depremin ne zaman yaşanacağını bilemeyiz. Fakat hazırlıklı olup olmayacağımız, bugün alacağımız kararlarla şekillenecek.

kaynak: yeni sakarya gazetesi