Bu memleketin en büyük problemi insanların birbirlerine karşı tahammülsüz oluşudur.
Tahammül edemiyoruz birbirimize, bize yapılan eleştirilere…
İlla bizim dediğimiz olacak, bizim savunduğumuz doğru olacak ve illa biz haklı olacağız.
Var mı kardeşler böyle bir dünya?
Fenerbahçelinin Galatasaraylıya tahammülü yok, Galatasaraylının da Fenerbahçeliye.
Yahu Avrupa kupasında maç yapılıyor, onda bile karşı takım kazansın diye dua edenlerimiz var.
Zenginin fakire, fakirin zengine tahammülü yok; güçlünün ezilene, ezilenin güçlüye…
Patronun işçiye, işçinin patrona; haklının haksıza, haksızın haklıya…
İktidarın muhalefete tahammülü yok, muhalefetin iktidara.
Ülkenin eleştiriye en tahammülsüz insanı hiç şüphesiz ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan…
Kimse eleştirmeyecek kendisini, çünkü o her şeyin doğrusunu bilir.
“Şöyle yaptın, böyle ettin” demeyeceksin, yorum dahi yapmayacaksın.
Dediği dedik olacak, astığı astık, kestiği de kestik!
Başbakan Erdoğan’dan sonra ikinci sırayı ise Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu alır.
O da Başbakan gibi dikensiz bir gül bahçesi hayali kurar daima.
Kimse yaptıklarını sorgulamayacak, eksiğini gediğini, yanlışını hatasını söylemeyecek, ağzını dahi açmayacak.
Devamlı pohpohlayacağız, el üstünde tutacağız.
Kaldı ki bilen bilir, kendisi benim pek kıymetli bir büyüğümdür.
Arada eleştirsem de en az 50 tane övgü dolu yazı yazmışımdır hakkında.
Ama araya bir tane bile eleştirel yazı sıkıştırsam, gördüğünde hemen “Makas değiştirdin. Sen de rotayı şaştın” demekten kendini alamaz.
İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Hüsnü Gürpınar’a tahammülü yoktur.
Çıkıp şehirde olup bitenle ilgili eleştirilerini sıralıyor diye meclis toplantılarında bile laf yetiştirir kendisine.
Geçmişi araştırılır, eski defterler açılır, ortaya belgeler falan saçılır.
En yakın arkadaşı İbrahim Uslu’nun Sapanca’da en büyük rakibi diye Şehir Plancıları Odası Başkanı Oya Arapoğlu’na da tahammülü yoktur.
Kendisiyle hiç alakası olmasa da yeri geldiğinde onu eleştirmekten de geri durmaz.
CHP İl Başkanı Ecevit Keleş’e karşı da tahammülsüzdür, bir iyilik düşünüyordur kendisine muhakkak.
Gazetecileri de hakkında yazdıkları yazılara göre ayrıştırır; dilediğine iyi davranıp selam verir, sevmediğine yan gözle dahi bakmaz, tokalaşmaz, demeç vermez.
Örneğin Mustafa Kaya ile Tarık Bulut kendisinin twitter hesabından engellenmiştir.
Parti içinde de sevmediği, tahammül edemediği insanlar var; iş, sanat ve spor camiası içinde de…
Ya işte böyle…
Eleştiriye hiç tahammülü yoktur Zeki Toçoğlu’nun.
Bu arada…
Zeki Toçoğlu dedim de içim bir tuhaf oldu.
Zira kendisini görmeyeli bugün itibariyle tam 47 gün geçmiş.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler.
Ama ne olursa olsun severim ben Zeki başkanımı.
O bir yana, bütün dünya bir yana.
Kendisi için hazırladığım küçük bir güzelleme ile veda etmek istiyorum kendisine.
Rotayı şaşmadığımı anlasın diye…
GÜZELLEME
Ya işte böyle Zeki başkan…
Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı.
Sen dayadın merdiveni 60’ına, ben geldim 33’üme…
Yağmurlu havaları da gördük birlikte, güneşli güzel günleri de…
Kimi gün sen kızdın gücendin bana, kimi gün de ben sana.
Nifak sokmak isteyenler de oldu her daim aramıza.
Oysa bana yetkiyi en başında sen vermiştin.
“Sen kalemi kuvvetli bir herifsin. İstersen her gün beni eleştir” demiştin.
“Henüz yolun başında bırakıp gitme, etrafı çakallara teslim etme” diye de eklemiştin.
Anlayamadılar aramızdaki ilişkinin rengini.
Bir koltukla, bir menfaatle, parayla pulla ölçülemeyeceğini.
Ağabey kardeş olmak varken patron-işçi ilişkisini tercih etmeyeceğimizi.
Kişi herkesi kendi gibi bilir derler.
İnsanlar hep bir menfaat için birbirlerini severler.
Biz ise Allah rızası için sever, Allah rızası için destek veririz.
Ama kimseye de payanda olmaz, biat falan da etmeyiz.
Akif’in dediği gibi: Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Yarın bugün ya seni sararlar kefene ya da beni koyarlar teneşire.
Arkamızda yadigâr bir fotoğraf kalır ve şöyle yazarlar üzerine:
Mutlu günlerinde…