Hafta sonu Sapanca’daydık. Uluslararası Sapanca Şiir Akşamları’nın 13.sünde Elif Baysal’la birlikte sunuculuk yaptık.
Elif Baysal, ustamızdır. Seslendirme yönetmenliği yaptığı yıllarda yaşattığı bir güzellikten söz ettim gecenin açılışında. Sizinle de paylaşayım. Şimdi, efendim, bundan 20 sene mukaddem, Adapazarı’nda şiir miir yazmak, tam da az önce yazdığım gibi “şiir”i “miir” olarak anlayan bir güruhun arasında işsiz güçsüz muamelesi görmeyi kabul etmek manasına tekabül etmekteydi.
Hala da öyledir. Ve maalesef günden güne bu haksız, bu zalim, bu görgüsüz kanaat, haklılık kesbetmektedir. Şiir biteli çok oldu. En son 90’larda son kırıntılarına tesadüf etmiş idim. Ben şahsen İsmet Özel’le defteri kapatmış bulunuyorum.
(Hilmi Yavuz’un sevgili tilmizi Ercan Yılmaz’a geçenlerde nurtopu gibi bir cevap hakkı doğurtmuşum, henüz kullanmadı cevap hakkını, bir tane daha borçlanmasın diye belirteyim, Hilmi Hoca bahs-i diğerdir, hem şiiri daha öncedir hem de kapanacak defter değildir, mesela “Geçmiş Yaz Defterleri”Ercan’ım, yaz bunu da defterine!)
Uzatmayayım, o melanet, o kabuslu dönemde, yazı yazarak geçinmeye kalkan zavallı bir romantik olan bu çocukcağız, Yenicami’deki bitli kahveye çay borcunu bile ödeyemeyecek durumda iken, İstanbul’dan bir telefon aldı. Seslendirme yönetmeniydi Elif Baysal, arayan oydu. Bir Amerikan filminde dublaj yapılacak idi. Muhtemelen Marlon Brando! Neyse, kahvedekiler öyle bilsinler, meğer siperden fırlayan askerlerden birinin “Silahı attt” diye bağıracağı bir savaş filmiymiş, o bağıracak olan asker de bu çocukcağız. Bağır Allah bağır. 3 değil 5 değil. Tutturamıyorum. Ya o asker önce bağırıyor ya ben. Bir de zaten ölümle burun buruna gelmiş bir asker gibi de bağıramıyorum ki. Daha komik detayları şimdi anlatmayacağım. Sonra. İş bitti, kalın bir zarf verdi bana Elif Baysal. Şaşkınım çok.
Meğer babası, hepimizin ustası Faik Baysal, rica etmiş Elif’ten. Sahip çıksın diye bana. Çok geçmedi, Elif Kanal 7’de Ana Haber okumaya başladı, senelerce de okudu, ben de Samanyolu’nda Telve’yi hazırlayıp sunmaya. Faik Baysal canlı yayın konuğum oldu. Bitmez gönül borçlarının küçük taksitlerinden biriydi. Böyle bir şeydi bir zamanlar yazar olmak. Faik Baysal olmak. Onlara özenerek okur yazar olunuyordu. Önce okur, sonra yazar.
Şimdi mi? Üstündeki kıyafetle ağzından çıkan şiir birbirine uyuyor mu diye kimse bakmaz hacı. Onun için bitti şiir. Şiir artık bir boşluğu doldurmuyor. Daha da boşaltıyor yerini, içini, etrafını, sesini, anlamını.
Evet, Sapanca Şiir Akşamları’nın açılışında Elif Baysal’a teşekkür ederken alkış gönderdik Faik Baysal’a. Alkış ve dua. Sait Faik’e. Kerim Korcan’a.
Sakarya Valimiz Sayın Büyük de oradaydı. Valimizle daha geçenlerde Alifuatpaşa’da Necip Fazıl Şiirleri okuduğumuz gecede beraberdik. Şunu düşündüm, bu iki şiirli gece arasında ne değişti Türkiye’de?
Şiir miir derken ciddi mevzulara girmeye niyetim yok. “İsmet Özel’in meşhur lafıdır: “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır!” Bu ülkede, birilerine yaranmadan ya da birilerinin nefretine maruz kalmadan konuşmak eskisinden daha zor artık. İnsanın dengesi bozuluyor. Kişinin kıymeti kalmamış ben de kalkmış şiirden söz ediyorum. Ne budalalık. Yine de sevgili Turgut Uyar’dan bir şiir tam uyar buraya. İyi şiir böyledir zaten, her kıyafete uyar!
“Denge… Sizin alınız al inandım / Sizin morunuz mor inandım / Tanrınız büyük amenna / Şiiriniz adamakıllı şiir / Dumanı da caba… Bütün ağaçlarla uyuşmuşum / Kalabalık ha olmuş ha olmamış / Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum / Ama sokaklar şöyleymiş / Ağaçlar böyleymiş / Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız… Aşkım da değişebilir gerçeklerim de / Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı / Yangelmişim diz boyu sulara / Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum / Hiçbirinizle dövüşemem / Benim bir gizli bildiğim var / Sizin alınız al inandım / Morunuz mor inandım / Ben tam kendime göre / Ben tam dünyaya göre / Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız”