Sağlık, sadece ülkemizin değil, değişen koşullar altında dünyanın da en büyük sorunu haline geldi...
Tıp alanında, büyük ölçüde sömürüye dayalı dev bir sektör oluştu...
Hal böyle olunca sağlık turizmi ve buna bağlı yatırımlar da aldı başını gitti...
Hastaneler de buna paralel dolup taşıyor...
Neredeyse elde fener öğle güneşinde sağlıklı insan arar hale geleceğiz, böyle giderse...
Niye bozuldu, insanların sağlığı böylesine bî-perva...
Üzerinde durup düşünülmesi gereken bir toplumsal olay...
Eğer hastanelerde sağlanan olağanüstü imkan ve kolaylıklar da olmasa, varın düşünün hal-i pür melalimizi...
Ne oldu da böyle sağlıksız bir toplum haline geldik?
Yeni yeni hastaneler açma yerine, sağlıklı bir toplum oluşturarak hasta sayısını azaltmak varken, yatırımların yönü değişmiyorsa eğer, üzerinde durup düşünmeliyiz geniş bir şekilde...
Hani derler ya "Delikli demir icat edildi, mertlik bozuldu" diye, ne zaman ki "hibrit anlayış" düştü toprağa, genetiği, yapısı, doğası, kalitesi bozuldu tüm ürünlerin...
O güzelim ve doğal tohum ve gübrelerimizi arar olduk...
Toprağın yapısıyla başlayan değişim, beslenme alışkanlıklarımızı yozlaştırdı, önce...
Ardından, gıdalara yönelik bozulma ve çürümelerle sağlık alanında kaçınılmaz sona doğru bir gidiş başladı...
Eğer bu devran böyle sürüp giderse, bu günleri dahi arayacağımız günler gelecektir, muhtemelen yakında...
Sanırım devlet işin farkına vardı, geç de olsa...
İçileni yenileni, dikileni giyileni içine alacak bir dizi önleme gidilmesi de bunu gösteriyor olmalı...
Damak tadımız değişti...
Doyalım derken, zehirleniyoruz da, farkında değiliz...
Yabancı gıda firmaları kendi ülkelerinde terk edilen yol ve yöntemi ülkemize taşır oldular...
Sadece şehrimizde değil, ülkenin pek çok ilinde aynı tarzda pazarlanan ürünler var...
Üstelik ne ölçüde denetlendikleri de bir bilmece!
Feast-food tipi ayaküstü aperatifler, kolalı içecekler, boyalı yiyecekler, katkı maddeli ürünlerden geçilmiyor ortalık...
Ne hazindir ki bu üzücü duruma; küçüğünden büyüğüne eğitim eğitim öğretim kurum ve kuruluşları da kantinler yoluyla aracı oluyordu...
Obezite aldı başını gidiyor...
Toplumun yarısının "şeker" denen illetle, bir o kadarının da "alerji" denilen bela ile başı dertte...
Bütün bunlar sıvı tatlandırıcı denilen zehirin ve kimyasal gübrenin hayatımıza girişi ile başladı...
Genetiği ile oynanmış (GDO)lu gıda maddeleri için ülkemiz adeta bir cennet(!)
İşte buna dur demiş Milli Eğitim Bakanlığı, okul kantinlerinde ürün satışlarına getirdiği sınırlama ile bir ölçüde...
Buna bir yerden başlamak gerekiyordu...
Bakanlık da öyle yapmış, işe eğitim kurumlarındaki kantinlerden başlayarak...
Getirilen yasakların durgun suya atılan taşın çıkardığı hareler gibi giderek genişlemesi ve tüm toplumu içine alması en halisane dileğimizdir...
Buna üç kuruş gelir için itiraz edip, karşı çıkanlar olduğu söyleniyor...
Yazıktır, günahtır, yol yakınken vazgeçilmeli bundan ve yasaklara uygun hareket edilmelidir...
Bu konuda bilinçlenmenin ve birlikte hareket etmenin zamanı geldi de geçiyor...
Toplumsal irade, bu konudaki en sağlıklı reçete olacaktır, hiç kuşkusuz...
Biliriz ki, zararın neresinden dönülürse kârdır...
O halde gelin, insanımızı genç-ihtiyar demeden zehirleyen ve adım adım hastanelere postalayan yanlış beslenme alışkanlığına karşı başlatılan savaşa katılalım, hem de gönüllü olarak...
Göreceksiniz sağlığına kavuşan ve kazanan insanlarımız olacak, geleceğimiz kurtulacak...